Archive for Mart 2007

hayvanlar-alemi.jpgai1-hayvanlar.jpg
Laikçi Hayvan Hakları Savunucusu olurmu?

Kısa cevap: Olur. Uzun cevap aşağıdadır:

“laikçi entellektuel” in oxymoron (tezatların tevhidi) olduğu düşüncemi müteaddit defalar ifade etmiştim. Ama laikçi hayvan hakları savunucusu için böyle bir hüküm ifade etmedim bugüne dek. Hala da bunu yapmaya gönlüm varmıyor. Olur ya içlerinde gaflet ve delalet içerisinde olanlar olabilir. Demokrasinin, insan haklarının, özgürlükler, hak, hukuk gibi nosyonları bilmeden birkaç cazip slogan ve korkularla kendini o cephede sananlar olabilir. Bu hükme varmakta tereddüdümün daha önemli nedeni ise o masum, ve mazlum dünya güzeli yaratıklara zarar verme korkusudur. Sonuçta adaşım gibi hayvansever laikçi-faşist, Eski İstanbul Üniversitesi rektörü Alemdaroglu ve şimdiki Dicle Üniversitesi rektörü gibi hayvan-düşmanı laikçi faşistten evladır benim kitabımda.

Ama bu demek değildir ki birilerinin hayvansever olmasından dolayı onlara açık çek vereceğim. Ayni şekilde kimse “dindar” olmasından dolayı da hayvanseverlik konusunda açık çek alamazlar fakirden. “dinar kesimin” hayvan haklarına bakışını da ayrı bir yazıda irdeleyeceğim inşallah. (daha&helliip;)

Read Full Post »

osmanturhan.jpg

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=515365

Read Full Post »

canakkale-resized2.jpg

Yarin (18 Mart) Çanakkale Zaferi’nin 92. yildönümü ve Şehitler Günü. Çanakkale Zaferi ve şehitleri için söylenecek sözler tarih kitaplarında, ağıtlarda, makalelerde, tebliğlerde, türkülerde, destanlarda, şiirlerde, hutbelerde, menkıbelerde söylenmiş. Mevzuda araştırmalara dayanan nesnel yazılar yazan sevgili Dr. Tuncay Yılmazer’in “Gelibolu’yu Anlamak” sitesi bunlardan sadece bir tanesi. Benim okuduğum en veciz satırlar daha önceki “İSTİKLAL MARŞI ve Akif’e Şikayet” başlıklı satırlarımda söylediğim gibi çocukluk yıllarımda ezberlediğim M. Akif Ersoy’un “Çanakkale Şehitlerine” şiiridir. 30 kusür yıl önce Çanakkale Şehitliği’ni ziyaretimde havada çarpışarak birebirine kaynamış mermileri gördüğümde bu mısralar gelmişti aklıma. Bana “şehitlerin ruhu şad olsun” ve “Allah bu milleti bir daha böyle zaferler kazanmaya mecbur etmesin” duasından başka bir şey kalmıyor. Akif’in ve Asım’ın nesillerinin ruhunu şimdiki ve gelecek nesillere taşıması dileği ile:

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya (daha&helliip;)

Read Full Post »

Sayfalarında her gün el alemin, karısının kızının çıplak resimleri, yatak maceraları ile halkımızı bilgilendiren Ertuğrul Beyazkaptan’in en büyük fobisi ne imiş dersiniz? Geçmişteki koyun kaçakçılığı türü yeni ifşaatlar korkusu? Beyaz Turkerin tasfiyesi?
Bir zamanlar en yakın arkadaşı olan Enis Batur gibi diğer arkadaşlarının da “bende kirlilik duygusu yaratıyor
deyip kendisini terk edeceği korkusu? Patronu adına iş takipçiliği, politikacılarla yeni akçeli ilişkilerinin ortaya çıkacağı, paçavrasında ahlaksız iftiralar, ithamlar ile katlettiği haysiyetler, mahvettiği kariyerler için hesap sorulacağı korkusu? 28 Şubat karanlık gecesinin sona ereceği, bütün darbeciler, apoletli gazetecilerden hesap sorulacağı korkusu? Andıççiların en “dost” medya mensubu statüsünü kaybetme korkusu? Lübnan’da Filistin’de, Irak, Afganistan’da çoluk, çocuk, kadın katledilirken her defasında ABD İsrail propogandistligi yapıp, Müslüman’ı suçlamakla sergilediği “her zaman güçlünün yanında olma” ilkesini bilmeyenlerin de öğreneceği korkusu? Sağcısı, solcusu, merkezcisi, milliyetçisi, ulusalcısı her kesimin “kirli” karakteri olması? Filmlerde kadın anatomisinin belirli bölgesini sergileyerek üne kavuşan Sharon Stone’la beş dakika konuşma şerefini ABD’deki muhabirine, hatta magazin yazarlarına dahi bırakmayıp bizzat “görevi” üslenmesindeki vazifeşinaslık ile dalga geçilmesi? Kendisine gittiği lokantada adi Türk şarabı ikram edilmesi?
Yok bilemediniz. Hiçbiri değil. Peki Linc tabii tuttugu, hakir gördugu, insan haklarinin ellerinden alinmasi icin “teslis, testis” gibi yuzlerce asparagas ürettiği başortülü hanimlarin ahı?

Dalgamı geçiyorsunuz?
(daha&helliip;)

Read Full Post »

akif-ecdad95.jpgİstiklal Marşı’nın Milli Marş oluşundan beri 86 yıl geçmiş. Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü kapıda. Akif’in “Çanakkale Şehitlerine” sini İstiklal Marşı’ndan önce ezberlemiştim, ilkokul yıllarımda. İlk ve orta öğretim yıllarımda toplu İstiklal Marşı okunuşunda “ bir gül ne” kelimelerinin “bir günde” olarak okunmasından rahatsız olurdum. Şimdilerde “ulusalcı” takılan CHP’nin bir güney şehrindeki bir töreninde Marş’ı okuyan emekli öğretmen sözleri besteyi rezil etmekle kalmayıp aynı (bir günde) hatasını yaptığında “bu heyecandan karıştırma değil, bu adam hayatı boyunca böyle okumuş; İstiklal Marşı’nı bilmeyen ulusalcı” oldu tepkim.

Her şiiri ayrı bir dünyaya taşır beni Üstad’ın. Küfe’yi ilk okuduğumda o zamana kadar görmediğim bir 1900ler İstanbul’u tahayyül ettirdi bana, ve hamal çocukla hemdert olabildim; belki “okuyup ta adam olmanın ” önemini kafama sokmada anne-babamın öğütleri kadar etkili olmuştur Akif’in o çocukla diyalogu. İsyankar ortaokul yıllarımda, kendimi solcu zannettiğim, özentici lise yıllarımda dahi Akif hiçbir zaman derunuma nüfuz edip beni sarsmaktan geri durmadı. Ankara’da üniversite sınavına o’nun evinin yanındaki bir ilkokulda girmiştim. O dev’in o mütevazı, ahşap, metruk evde yaşamış olabileceğini havsalam almakta zorlanmıştı.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Son günlerde II. Andıç gündeme oturmuş vaziyette. “Haber bunun neresinde, hem niye II. Andıç ki? Türkiye’de şu anda birtakım kurumlarda kümelenmiş kimileri birçoklarımızı fişlemekle meşgul olduğunu bilmiyormuyuz” diyecekler için, savunmam birçok Bati medya kuruluşunun mottosu: “we don’t make the news, we report it” (biz haberi yapmayız, veririz). Baksanıza mevzuda hemen her gazetede en az üç dört köşe yazısı var. Geçen Genel Kurmay’da birtakım dost ve düşman gazeteciler listesi üretildiğini duyduğumda aklıma gelen ilk soru “düşmanlar” arasında niye Zaman, Yeni Şafak, Vakit gibi gazetelerin ve yazarlarının olmadığı idi. Meğer “şeytanin gizli olduğu detay” gözümden kaçmış. Bu listeler “akredite medya” ve aralarındaki akredite gazeteciler için tutuluyormuş. Yani “dost gazetelerde” dahi “düşman gazeteci” veya performansı göz doldurmayan gazeteci olabiliyor imiş. Buna göre de GK tabii olarak kırık notlar veriyor, sınıfta çaktırıyor veya daha iyi çalışmaya teşvik ediyormuş. Peki düşman neye göre belirleniyor imiş? Bunun en önemli kriteri ise “askerin siyasete müdahalesine karşı olmak” imiş.

Zaten demokratik bir ülkede askerin ülkesinin medyasından dostu düşmanı diye bir kriter olamayacağına göre bu değerlendirme başka bir bazda zaten yapılamaz ki. Örneğin devamlı birileri ile savaş halinde olan ABD’de de bazı yayın kuruluşlarının askeri operasyonlara karşı tavırları değerlendirilir, ama değerlendirmeyi yapan askerin kendisi değil, o politikanın arkasındaki siyasi otoritedir. Ve bu değerlendirme de hiçbir medya kuruluşu veya mensubunun haber alma hakkını engellemek için değil, hükümet politikalarının başarısı için doğru PR yapma gayesi ile kullanılır. Irak savaşından haber veren Batı medyasının çoğu “Imbedded” (askerle beraber yatıp kalkan, onlara eşlik eden) dir -ki buna da bazıları “in-bedded” yani “asker ile yatakta olan” olarak hicvederler- ama onlarınki savaş sırasında kişisel tehlikeyi minimize etmek saiki ile caiz görülebilir. Bazı yayın kuruluşları, örneğin El-Cezire ve birçok Batılı müstakil gazeteciler “imbedded” olmayı nesnelliklerinden taviz olarak algılar ve hayatlarını riske atma pahasına tehlikeli bölgelere korumasız gitmeyi tercih ederler. Hasil-i kelam askerin medyaya karşı sivil otoriteninki dışında bir politikası var ise o ülkede demokrasi yok demektir. İspanya’da Bask bölgesinin bağımsızlığı hakkında politik sayılabilecek “kişisel görüş” beyan eden generalin sonunu duyduk hepimiz; ki o’nun söylediği bizim medyamızda haber dahi olmayacak kadar yumuşaktı. Askerin medyada dost düşman belirlemesinin hiçbir meşru mazereti olamaz. “ülkenin güvenliği” saikı ile medyanın bilmemesi gereken bilgiler muhtelif gizlilik statüleri verilerek korunur. Bunun kararını dahi sivil yönetim verir. Çünkü terazinin bir kefesinde güvenlik diğerinde demokratik toplumda şeffaflık, yani halkın bilme hakkı vardır. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Umumi talep üzerine genişletilmiş başlıkla yeniden (orijinal yazı 9 Ocak, 2007).

Efendim, birçokları için son bir ayın en önemli olaylarının başında Eurovision’a katılan ünlü şarkıcı ve mevzuda gündemi sarsan “İngilizce olmasın demek dar kafalılıktır” (iyi ki irticacılıktır dememiş. İyi yırttık!) türü aforizmaları. Ayni kesim bütün Avrupa’nın Erovisyon’da ülkelerini kimlerin temsil edeceği, hangi ülkelerin hangilerine 12 puan verip kimlere sıfır çekeceğine kilitlenmiş olduğu zannındalar. Lümpenlik para ile değilya. WordPress’in bloglar listesine göz attığımda bu konu ile ilgili birkaç yazı gördüm; hatta kendini buna adamış çok-hitli bloglar… Bunlar cimbom Avrupa’da bilmem ne kupası aldığında bütün dünyanın Türkiye’yi konuştuğu, ve Serap Erener kızımız kazandığında artık Avrupalı olduğumuz zannında da idiler. Naapsinlar boyalı medya öyle diyor, ve en saygın bati-bilir eski elci, CHP’nin dış politika uzmanı Oymen “kadını dansa kaldırmayı bilmeyen Türkiye’yi AB’ye sokamaz” diyorsa, bu “muasırlaşmanın” üçüncü el tüketicilerinden farklı bir şey mi bekleyelim?

Bu yaygara beni 30 sene kadar geriye götürdü. TV henüz yeni ve TRT’nin elinde iken, boyalı medya yanında oradan da öğrenirdik, in, out, hip, kool, trendy, moda, ünlü, önemli olanları. O zamanla bir hafta boyunca TV’de “Ajda Pekkan Apollina’da” diye bir şov (o zamanlar şov denmezdi program denirdi ama zamane Türkçe’sine uyarlıyorum- ne fark eder, ikisi de Frenkçe) olacağı anons edilmiş idi. Zaten zamanın boyalı medya ilaveleri, zamanın genç sarkıcılarından Neco’nun yüzünü rengarenk boyamış resmini koyup altına büyük puntolarla “Türkiye’de Leo Sayer’i uyguluyorum” dediği türden kapaklar ile göz kamaştıran Hey, Ses gibi dergilere bakılırsa Ajda Avrupa’da superstar idi! Kendisi de bu imajı beslemek için sıkça gazetelerde, TV’de “kendinizi orda embasiyen gibi hissediyorsunuz” türü demeçler verir ve arada bir Batılı “ sevgilileri” ile pozlar verir idi. Neyse, milli gurur anını milletçe ip ile çektik ve televizyonlarımıza (olmayan çoğunluk komşularınkine, kahvehanelerdekine) mıhlandık Bir de ne görelim? Fransız yapımı şovun adı Türkçe büyük harflerle “Ajda Pekken Apollina’da” olarak, fakat Fransızca aslında, “Enrico Macias Apollina’da” olmasın mi? Problem sadece isim karişikligi olsa neyse . Programın yarısı bitti hala Ajda ortalarda yok. Nihayet Macias’in bir şarkısına birkaç nakarat kelimesi ile arkadan vokal yapan grubun içinde yer aldı ve kendisinin Türkçe’sini plak yaptığı, adı simdi aklıma gelmeyen bir diğer şarkıda (ki o zamanlar Ajda’nin şarkılarının hemen hepsi Fransızca’dan uyarlama ye da o günlerin deyimi ile “aranjman” olduğunu bize kimse söylememişti) zılgıta benzer “aaaaahhahahaaaaaaaaaaaa” çekti de şerefimiz kurtuldu. Adı ancak program kredilerindeki vokalistler listesinin bir yerinde büyüteçle görünecek büyüklükte idi ama olsun Apollina’ya da çıkmıştık milletçe ya önemli olan bu idi. Bu üstün başarısından dolayı birkaç yıl sonra el alemin, amatör yarışmalarda seçtikleri çocukları gönderdiği Eurovisyon yarışmasında ülkemizi temsil etmek şerefi kendisine tevdi edildi ileri gelenlerimiz tarafından. Ve henüz Avrupa’daki isçilerimiz programı arayarak oy kullanacak modernite ve bilinç seviyesinde olmadıkları için sonuncu oldu superstar pek de romantik “ammaaan petrol, yamaaan petrol” şarkısı ile. Neyse sözün kalanını konunun uzmani Engin Ardıç’ a birakaym:

(http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=63700,10,2)

Gaffur katılsaydı! (daha&helliip;)

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »