Archive for Nisan 2007

baykal-seytani-gulumseme-crop-resize.jpgg.jpg28a_mns5b9453ae5b9453af.jpg İyimserlik ile safdillik arasında büyük fark vardır. Pek çok demokrat, dindar, veya ikisinin de bilinci oluşmamış fakat iyi niyetli insan 367 var mıydı, erken secim olmalımı gibi olaylara tek tek odaklanıp her birinin nasıl çözülebileceği üzerinde kafa yorarken “büyük resmi” gözden kaçırıyorlar sanıyorum. Bazıları da örneğin birçok AK-Parti mensubu, resmi görse de olayları hayra yorma, sadece hukuk sınırlarında kalma, ortamı germeme stratejisinin akl-i selimin yolu olduğu kanaatinde. Ben bu yaklaşımın fazla gerçekçi olmadığının ampirik olarak ispatlandığını düşünüyorum.

Böyle bir konuda “ben söylemiştim” demek acı verici ama ben söylemiştim. Bir önceki Bizanslılara Entrika Dersleri Verilir
yazımdaki öngörülerimin hemen hepsini doğrular mahiyette gelişmeler oldu bu son iki günde. Mevzuuyu gene maddeler halinde ele almak doğru olacak.

Mumcu-Agar Alicengiz Oyunları

Bu bloga yorum yapan bazı dostlar dahil pek çok medya mensubu, siyesi gözlemci ANAP ve DYP’nin takındıkları “demokrasiden yanayız ama faşistler ne istiyorsa onu yapacağız” ifadesi ile tevil edilebilecek acayip tavrın mantıki bir açıklaması olamayacağını söylediler. Belki bazıları da benim gibi sebebin ne olabileceğini öngörebildiler ama söylemenin mahsurlu olacağını düşündüler; bilemiyorum. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ne koysak yeni sahnelenen fakat fazla yabancı gelmeyen buyuk sanat olayı’nın adini? Sari Kız ve Ay Işığı olamaz, kullanıldı. Post-modern darbe, sivil darbe, demokrasiye balans ayarı..? Onlar da kullanıldı. Tahminim devam etmekte olan operasyonun adının dahi konduğudur. Bir gün oyunun aktörlerinden birileri hatıratlarında, kitaplarında, röportajlarda bunları da ifşa edecekler; ve gene büyük ihtimalle bunlar ahlaki kaygılarla değil, 28 Şubat’ın medya kanadının atak oyuncusu Dinç Bilgin’in yaptığı gibi batan gemiden mal kaçırma veya yeni “girişimlerin” gereği olacak. Bunu not edin sayın okurlar. Bir NOKTA ölür üç nokta doğar…

Evet 28 Şubat’’ta sizlerin benden daha yakından seyrettiği oyunun, yeni ve zamana uyarlanmış versiyonu sahnededir. Gül’ün isminin açıklanmasından hemen sonraki tepkiler noktasına kadar tahmin ettiğim gibi oldu desem fazla bir değer arz etmez çünkü burada yazmamıştım kasıtlı olarak. Sebep ise, bazen küçük çapta da olsa kirli oyuncuların ekmeğine yağ sürme korkusu idi. Her yeni zırvadan ne kadar konuşursanız o’nun piyasa değeri artar. Siyasette de böyledir ticarette de. Gavurların sözü de vardır bunun için: “there is no such thing as bad publicity” (kotu tanıtım diye bir şey yoktur).

“Plot” (entrika , oyun planı) , oyuncular ve birbirleri ile ilişkileri o derece giriftleşti ki madde madde ayirmadan bu işin içinden çıkamam. Buyurun:

Ağar ve Mumcu Transferi!?: (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bazıları için Gül ismi sürpriz olmuştur eminim. Ama bu blogun okurları için olmaması lazım: Bkz. Formül: Cumhurbaşkanı Gül.

Duyduğum memnuniyeti gizleme gereği duymuyorum. O yazıda belirttiğim sebeplerde hiçbir değişiklik olmadı.

“Bazıları mevkilere bir şeyler olmak için gelirler; bazıları da bir şeyler yapmak için” demiş adamın biri. Özal yok artık. Kalanlar arasında bir şeyler yapmak için o mevkiye gelebilecek bir avuç insandan biri ve mevcut seçenekler arasında en uygunu idi Abdullah Gül.

Gül ile hem laikçi zorbalara taviz verilmemiş oldu hem de o yazıda bahsettiğim saiklerle optimum aday bulunmuş oldu.

Gönül ister ki laikçiler, ve hakimiyet-i milliye düşmanlığını o hakimiyetin tecelli ettiği TBMM’ye taşıyanlar da suların yukarı akmadığını, millete saygıyı öğrensinler ve bu işin “onlar kazandı, biz kaybettik” sıfır toplam oyunu olmadığını, oyunu demokrasinin kuralları ile oynadıklarında ancak kazanma şanslarının olacağını anlasınlar. Örnek istiyorlarsa dün hep banka boşaltarak, siyasileri satın alarak, krizlerle, piyasaları manmipule ederek, devlete tefecilik yaparak keselerini dolduran İstanbul sermayesinin oyunu kuralları ile oynayarak daha bile fazla kar yapıldığını keşfetmelerini incelesinler. Meşruiyet bu kadar zor değil. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Lise yıllarımdan beri ne toto ne herhangi bir şans oyunu oynamışlığım vardır. Ama şimdilerde bu oyunu oynamıyorsan siyasetten haberin yok sayılıyor. Baksanıza gazetelerin köşe yazarlarına, her biri 10 kolon dolduruyor, ye “valla ne biliyim belki olur belki olmaz” veya gazetelerdeki yıldız falı yazıları cinsinden herkese uyabilecek “kendi olmazsa, Gül olmazsa, öte yandan Ali ‘yi seçerse Veli küser. Eşi başörtülü olmazsa açık olur” türü bilmesel tahlillerle sütunlar dolduruyorlar.

Hal böyle olunca fakirin ne eksiği var? İşte mevzudaki falım (pardon bilimsel analizim).

Daha önceki “Formül: CB Gül” yazmadaki tahlilin arkasındayım.

Başbakan Erdoğan’ın geçenlerdeki “sürpriz” kelimesini telaffuz etmesi ve “herkes bunlar gerçekten hizmet için varlarmış diyecek” ifadesi herkes gibi fakirin kafasını da karıştırmakla kalmadı hoşuma da gitmedi. Bunun nedeni ifadeden “taviz” dışında mana çıkaramamamdan geliyor.

Erdoğan bu ifadeyi muhafazakar tabanın arzu edeceği bir isim için kullanmış olamaz. O zaman ne sürpriz olurdu ne de ikinci ifadesi manalı olurdu. “herkes, bunlar hizmet için varmış” diyeceğine göre bu “herkes” tabii ki daha önce böyle demeyeni kapsıyor. Bunun tercümesi de onların da tasvip edeceği biri yani taviz demektir! (daha&helliip;)

Read Full Post »

Demokrat ve mütedeyyin kesimlerin cumhurbaşkanlığı koltuğuna kendilerinden birinin oturmasına verdikleri önemin iki sebebinden biri sembolik diğeri o makamı şu anda işgal eden cumhuru dışlayan, seçkinci, içe kapanık, faşist ruhlu, engelci, hırçın zat yerine cumhurun değerleri, demokrasi ile barışık bir cumhurbaşkanı görme arzusudur. Birçoklarının da ifade ettiği gibi cumhurbaşkanlığı bir icraat değil engelleme makamıdır. Bütün Cumhuriyet anayasalarına bu da MGK gibi demokrasiye “balans ayarı” yapan bir merci olarak tasarlanmıştır. Netekim cari anayasada CB ‘nin yetkileri bizzat Marmaris’li Ressam Paşa’nın arzu ettiklerinin emir kulları eli ile kodifikasyonundan ibarettir. Anayasal olarak sorumsuzdur. Bu sorumsuzluk ve engelleme imkanlarını darbeci general cumhurbaşkanları dahi şu anki Çankaya sakini kadar istismar etmemiştir. Erdem sahibi, demokrasiye saygılı bir CB darbe anayasalarının verdiği bu kanuni sorumsuzluk ve engelleyicilik rolünü demokratik, ahlaki sorumluluk ve kolaylaştırıcılık ile dengeleyen tıynette bir zat olmalıdır. Yani bir anti-Sezer..

Allah’a şükür darbe olmayacak” diye bayram etmek için bir sebep yoktur. Bazen darbe taksitlerle de olur. 28 Şubat’tan bu yana gecen 10 yıldaki gibi. Darbe olmadan da darbeden beklenen işlevler gerçekleştirilebilir. Büyükanıt’ın Tandoğan öncesi bayram değil seyran değil iken yaptığı basın toplantısından umduklarını bulamayan darbeperverlerin stratejisi de budur. Mitingler, kurumlar muhtıraları, askeri toplum kuruluşları, medya eli ile gürültülü azınlık “Çankaya veya hükümette kim olursa olsun, icraatlar bizim iktidarımızı sarsamaz” demektedirler.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

abidin.jpgGenç okurlar hatırlamayacak Abidin Aydogdu’yu. Takdim edeyim: Üniversite yıllarımızda şimdilerin “hayret bi şey” veya “yok böyle şey abi” argo terimlerin muadili olan “vay anasını sayın seyirciler” ve unutulmaz “bu atağı da golle savuşturduk” gibi incileri dilimize kazandıran yaman spor spikeridir Abidin Aydoğdu. Zamanın diğer spor spikerlerinden Orhan Ayhan, Halit Kıvanç ve Ali Kocatepe arada bir sağda solda görünürdü ama Abidin nerde ise hafızamdan tamamı ile silinmişti.

Meğer problem benim stratejik işler konusundaki cehaletimden kaynaklanıyormuş. Bizim Abidin spordan çok daha ciddi, entellektüel islere soyunmuş ta haberim yokmuş. Önce bir düşünce kuruluşu kurmuş “Siyasal Strateji Araştırma Merkezi” (SSAM) diye cafcaflı bir isimle. Niye olmasın? Darbeci Eruygur Paşa’dan ne eksiği var Abidin’in? Yakında bakarsınız “kodumu oturtan” Erman Toroğlu’nu ve “Cumhuriyet tehlikede”, “memleket elden gidiyor” Çankaya mütekaidini de transfer ederse Eruygur Paşa’yı bilem gölgede bırakır.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Malatya’da misyonerlik yayınları yapan Zirve Yayınevi’nin basılması ve 3 kişinin hunharca katledilmesi olayını bütün kalbimle kınıyorum. Bu menfur saldırı bir acz ifadesidir. “Benim sana karşı fikir ile savaşacak gücüm yok; sen beni her zaman yenersin; ben de böyle intikam alırım” demektedir katil ve azmettiriciler.

Öteden beri Türkiye’de misyoner faaliyetleri birçokları için farklı saiklerle bir rahatsızlık kaynağı olmuştur. Bunlar arasında dini hassasiyetleri önde olanların temel argümanı bu ülkede Müslümanların dini eğitim, tebliğ hakları üzerindeki kısıtlamalardan kaynaklanmaktadır. “Onlara tanınan özgürlükler bize tanınmıyor” derler. Dini azınlıklar için bir takım hakları garanti altına alan Lozan Antlaşmasına karşın Müslümanların dinlerini öğretme, yaşama, yayma hakları onları rejim tehdidi olarak gören muhafızların konjunkturel tehdit algılamalarına orantılı olarak kısıtlana gelmiştir Cumhuriyet döneminde.

İşin ironik tarafı misyoner faaliyetlere en kuvvetli tepki Tandoğan’da buluşan laikçi-ulusalcı-çağdaş-milliyetçi ittifaktan gelmektedir. Bu ise herhangi bir Islami hassasiyetten çok bu ittifakın ortak paydalarından olan zenofobi (yabancı korkusu) dur. “din elden gidiyor”, “Güney ve Güneydoğu’yu yabacılar aldı” serzenişinin sahibi Erdoğan veya Erbakan veya Gülen değil, laikçi merhum Ecevit ve Rahşan Hanım olması, Heybeliada ruhban okulu, yabancı vakıflara daha fazla serbesti tanıyan kanun tekliflerine karşı direnişin de “muhafazakar” kesimden değil sosyal-demokrat titresini kullanan kesimden gelmesi herhalde mevzuyu özetleyicidir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »