Archive for Mayıs 2007

Yazının ilk bölümünde GK ve diğer siyasilerin bu terör eyleminden maksimum kar sağlamak amacı ile hareket ettiklerini ve toplumda “Asker Irak’a gitmek istiyor; ama hükümet elini kolunu bağlıyor” havası yaratılmak istendiğinden bahsetmiş idim. Hatta askerin samimi olarak Irak’a gitmek istediğinden emin olmadığımı, böyle bir isteği uygun zeminlerde değil kamuyu önünde seslendirmeyi veya ima etmeyi seçtiğini de ilave etmiştim.

Darbeperver medyanın epeydir pompaladığı bu kampanyaya karşı Erdoğan geçenlerde üstü örtülü de olsa cevap verdi Ali Kırca ile mülakatında. “asker istiyorsa, meclisten karar çıkarırız; bu konuda ordumuz ile farklı düşmemiz söz konusu olamaz” dedi hatırladığım kadarı ile. Aynı mesaj Bülent Arınç tarafından da desteklendi. Ve diğer hükümet kanallarından askerin şimdiye kadar uygun zeminlerde (MGK toplantısı, özel görüşmeler veya yazılı olarak) böyle bir istek veya tavsiye gelmediği de yansıtıldı. Bunun içindir şimdilerde birçok apoletli medya mensubu “daha nasıl isteyecekler; işte medyaya mesajlarını okuyorsunuz” deme gereği duydular. Ama GK bunu duymazlıktan geldi. Siyaset nizamiyenin bu tarafında öbür tarafındaki gibi cereyan etmiyor. İnsanlar muhakeme yapıyor, sorular soruyor; eleştiriler yapıyor. “Düşünülmeyeceeek, düşünme!” diyerek kritik muhakemeye nokta konulmuyor.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Ateş düştüğü yeri yakar. Anafartalar terörü kurbanlarının aile ve yakınları için, olayın ülkemiz için ifade ettiği mana ikinci plandadır en az şimdilik. Onlar sevdiklerini, yavrularını, kardeşlerini kaybettiler ve yaralılar kendi canlarının derdinde olacaklar tabiatı ile. Fakat diğerlerimiz her ne kadar onlarla empati kursak ta ülkenin, insanlarının geleceği üzerine kafa yormak, büyük resmi düşünmek zorundayız. Hayatın kuralı bu.

Bu olayın failinin de son iki üç yıl içerisinde cereyan eden diğer terör olaylarınınkiler gibi – bazlarının kökenlerine inme çabalarının derin devlet duvarına çarpmış olmasına rağmen- çok kısa sürede tespit edilmiş olması güven verici.

Beni bu yazıyı yazmaya iten daha çok olaya verilen muhtelif tepkiler ve bunların “büyük resim” içerisindeki yeri.

Olaydan hemen sonra Deniz Baykal ve GK Başkanı Yaşar Büyükanıt ‘ın olay mevkiine yaptığı ziyaretleri düşündürücü buldum. Demokratik ülkelerin hic birinde benzeri bir durumu ne duydum ne tahayyul edebiliyorum. Sahsen başbakan, veya icranin başı rolundeki kimselerin de olay yerine gitmesini lüzumsuz bulurum ama hemen butun demokratik ulkelerde sorumlu en yuksek amir, millete guven duygusu telkin etmek icin olay mahaline gider.

Ama bir muhalefet partisi lideri veya GK Başkanı için makul sebep bulmak zor. Olaydan bir gün sonra ise Tandogan, Çağlayan, Gündoğdu, Samsun fatihlerinin ADD öncülüğünde ellerine bayraklarını, Atatürk resimlerini alıp Anafartalar fethine çıktıklarını öğrendim. Herhalde onlar da “olay yerinde yetkililerden bilgi almak icin“ mekana gitmediler. Peki niye gittiler? “niye hukumet askerin elini kolunu bağlıyor“ demeye gitmişler. Arkasindan Mehmet Ağar ve diğer parti liderlerim, yoneticileri damlamış mekana. Herhalde zarar gören esnafa erzak ve para yardimi yapmak için degil. Noktaları birleştirelim.

GK Başkanı’nın orada olması için ne sebep olabilir?
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Epeydir Günün İncileri’ni yazmıyorum. Problem malzeme bulamamak değil tam tersi. Hangi birini koyayım? Herhangi bir günkü merkez medya başlıkları, Kurumların kendi çaplarında muhtıraları, Sezer’ın “milletin seçmesi milli egemenlikle bağdaşmaz” teorisi, Sumru Çörtoğlu’nun “toplumsal laikliği”, Teziç’in “millet seçerse Güney Amerika gibi darbeler olur” tehdidi (biri hatırlatmalı Teziç’e artık Güney Amerika’da da muz cumhuriyetlerinde de darbe devrinin geçtiğini, oralarda benzeri tehlikelere karşı “Türkiye gibi oluruz’ uyarılarının yapıldığını), GK Başkanı’nı dahil tüm siyasilerin Anafartalar terörünü “yerinde incelemeleri” ve sarf ettikleri sözler…malzeme sıkıntısı yok. Seçmek zor.

Son olarak Terörle Mücadele Yüksek Koordinatörü Org. Edip Başer Der Spiegel’e görevi bir ay içerisinde, “bir açılım”(?) dan sonra bırakacağını söylemekle kalmamış bulunduğu görevin hiçbir işe yaramadığını, kendisi ayrıldıktan sonra kapatılması gerektiğini de ilave etmiş idi. Bunun üzerine lüzumsuz gördüğü makamdan bir ay önce alınmasının mana ve ehemmiyetini değerlendirmek üzere tüm basının hazır bulunduğu, kanalların naklen verdiği bir basın toplantısı yapıp “görevden alınma şeklini değerlendirmeyi yapanların vicdanına ve milletin taktirine” bıraktığını belirtmiş idi. Fakirin aklına da tabiatı ile “o zaman bu basın toplantısı neyin nesi idi Paşam” sorusu gelmiş idi.

Asıl problemin ne olduğunu açıklığa kavuşturmak için Başer’in yardımcısı emekli Tümgeneral Yaşar Karagöz’ün yeni basın açıklaması da ertesi gün gündeme oturduğunda duruma bir nebze açıklık gelmiş idi. TV kanallarında terör, sınır ötesi operasyon, CB seçimleri gibi haberler arasında önemli yer verilen ve hatta Hürriyet’e başlık teşkil eden açıklama “cay” odaklı idi. Karagöz Paşa’nın açıklamasında dikkatimi çeken bir nokta sadece iki kişi ve bir sekreterden oluşan bir kadro ile ve teklif edilen bircok imkanlari reddetmek ile ne kadar fedakarca hizmet verdiklerini vurgular iken, kendilerine bir çaycı dahi tahsis edilmediğini belirtmesi idi. Hatta Edip Paşa’nın bir defasında çayın şekerinin parasını dahi cebinden verdiği, poşet çay dahi içmek zorunda kaldıkları gibi mahrumiyetleri anlatarak tüm milleti eleme boğmuş idi. Geçen bir TV kanalında Yüksek Yargı’nın ayakkabılarını boyayan resmi giyim kuşamlı bürokrat olduğunu da öğrendim ama kaç kişiye bir çaycı tahsis edilmesi gerektiği konusunda bilgisiz idim. Paşa’nın yardımcısı Karagöz Paşa’nın basın açıklaması sayesinde birazcık bilgilenmiş oldum ben de diğer vatandaşlar gibi.

Hasıl-i kelam, bu konuyu buraya taşımaya niyetli değildim, fakat bu günkü Radikal Gazetesi’nde Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı’nın Başer’in yardımcısına verdiği cevap konu edilince ben de hazıra konmuş oldum. Buyurun cay-terör bağlantısını beraber öğrenelim:

bitki-cay.gifTerör can alıyor onların derdi çay

Karagöz’ün dün Hürriyet’te manşet olan sözleri tepki aldı.

Karagöz’ün, ‘Çayları Edip paşa cebinden ödedi’ sözlerine Müsteşarvekili Zararsız’dan yanıt: İstedikleri tür bitki çaylarını bulamayınca poşet almışlar!
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Bu başlık Genç Siviller (Siyasal Ufuk Hareketi’nin) mottosu haline gelen “Genç Siviller Rahatsız” deklarasyonundan esinlenmedir. Bilmeyenler için onların bu ifadesi de darbesever medyanın 1960’ darbesi öncesi pişirilen, “Genç Subaylar Rahatsız” yemeğini , 28 Şubat öncesi ve Sarı Kız, Ay Işığı , daha bilmem ne başarılı, başarısız taksitli darbelere davetiye mahiyetinde ısıtıp ısıtıp masamıza koymasına göndermedir.

Genç Siviller’i ilk olarak bir gece ansızın gelen romantik beyaz atlı şövalyelerce verilen “millete e-aşk mektubunun” (pardon açıklamasının) ardından Miniaturk’te yaptıkları açıklama ile “alternatif medya” dan duydum. Bu gün dahi “merkez medya”nın radarında görünmüyor ama Cumartesi günü düzenledikleri Demokrasi Sınıfı’nda edindiğim izlenim mesajlarının bu ülkenin vicdan sahibi, özgürlükçü, adalet kaygıları olan pek çok genç, orta yaşlı ve dahi ihtiyar sivilde yankı bulduğu yönünde.

27 Nisan’ın ardından yayınladıkları “Cumhurbaşkanı Halkı seçsin” , “CHP’nin üç oyu AK-Parti’nin bir oyunu götürsün”, “Tek Parti olsun Temiz olsun” türü CHP’ye önerdikleri Anayasa değişikliği tekliflerine bakarak kimse bu gençlerin fikrin çilesini çekmemiş, işin şamatasında olan, bir grup biraz siyasileşmiş Generation X oldukları yanılgısına kapılmasın. Çok ciddi görünümlü söylemler, yorumlar komik derecede saded dışılık, yüzeysellik, entelektüel fakirlik barındırabileceği gibi ironik söylemler de çok derin idrak, analitik düşünce ve vicdani kaygılar barındırabilir. Dünya özgürlükler, haklar tarihini inceleyenler Amerika’da köleliğin son bulmasından SSCB’nin yıkılışına kadar hicvin çok etkin bir işlev gördüğüne şahit olacaklardır. Sadece kullandıkları ironik mesajların muhtevası değil, stratejinin ta kendisi pek manidar. Daha önce de günümüz Türkiye’sindeki siyasi olayları sadece kara mizah malzemesi olarak işleyen birçokları için de aynı şeyi söylemiştim: Sahi bu cinnet hali kara mizah dışında hangi üslupla değerlendirilebilir ki, ya da onu kullanmadan anlatılabilir mi? “367 Sabih’in hukuk nosyonuüzerine akademik analiz yapmak ERKE üzerine Steven Hawking’den değerlendirme beklemek kadar abes olur. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bu günkü Milliyet Gazetesi’ndeki bir haber başlığı aynen şöyle: New York Times: Atatürk’ün Mezarında bir Gürültü Duyuluyor

Haberde fakiri fazla şaşırtan bir şey yok. Oldukça nesnel gözlemler içeriyor New York Times makalesinin aktarılan kısmı. Atatürk’ün İslam’a bakışı, Türkiye’nin önüne koyduğu muasırlaşma hedefi ve bu hedef doğrultusunda en önemli adımların bu günkü “Islami kökenli” hükümet tarafından atılmış olması ironisi , laikçilerin yolsuzlukları, beceriksizlikleri vs.

Doğan Medyası’nda bu tür haberlerin verilişini bilenler de benim gibi bir eksiklik fark edeceklerdir eminim. Onlar Batı dünyasına ait, kendi laiklik, devletçilik, yuzeysel, taklidi, dogmatik Batıcılık çizgilerine kritik bakış getiren haber ve yorumları okurun nasıl anlaması gerektiğini seçtikleri başlıkla ifade ederler idi. Genellikle “bak şu densize”, “Erdoğan’a destek çıktı”, “şaşırtan demeç”, “küstah X”, “Atatürk’e dil uzattı” vb türü başlıklar ile “ey okur, okuyacaklarınızın neresinin yanlış olduğunu, neden yanlış olduğunu anlatmayacağız; fazla kafa yormanıza da gerek yok. Siz bizim okurumuzsunuz sonuçta. Sadece bize karşı olduklarını bilmeniz için bu başlığı attık. Simdi pornografik resimlerimizi okuyun, nenize lazim” derler idi mealen. Bkz. orneğin: Hürriyet Sosyal Demokrat’ın Darbeci Olmayışına Şaşırmış! (daha&helliip;)

Read Full Post »

Baktığınız zaviyeye, ve içinde bulunduğunuz halet-i ruhiyeye bağlı. Sağ tarafınızdan kalktığınız, veya işlerinizin iyi gittiği bir bir gününüzde gördüğünüz tabloyu şöyle tasvir edebilirsiniz mesela:

Hükümet 27 Nisan sanal darbesine pinpirik te olsa cevap vermiş, bu cevap ta fakir gibi birçok “radikal’ tarafından yeterli bulunmamış ise de birçok demokrat ve dindarın taktirini toplamıştır. “Aman Genel Kurmayımız ne güzel buyurmuş. Aynı hassasiyeti biz de paylaşıyoruz. Hemen Denizli’de Kutlu Doğum Haftası kutlayanlar hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunacağız. Kimmiş o ‘Ne mutlu Türküm’ diyemeyen hain? Dindar cumhurbaşkanımı, ne münasebet? Bülent Bey maksadını aşmış. Sayın Baykal’ın toplumda çatışma çıkmaması hassasiyetini de paylaşıyoruz ” da diyebilirdi ve “taban” da “eh naapsınlar, elleri mecbur; muktedir olmayan iktidar, daha kötüsü de olabilirdi..” falan diyerek sineye çekebilirdi, geçmişte bir çok defa olduğu gibi.

Ve Bati dünyası da “Bu iş Türkiye’de laiklerle İslamcılar savaşı ve bizim tabii müttefikimiz tabiatı ile anti-Islami olan elementler olmak gerek; Türkiye’deki demokrasiden bana ne kardeşim. Dünyada Islamın zayıflatılması benim için ontolojidir; ve güçlenmekte olan ılımlı Islamin önüne set çekiliyor işte” diyerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Leyla Şahin davasında kullandığı siyasi mülahazalarla tepki verebilirdi; gene geçmişte müteaddit defalar yaptığı gibi. Bunun yerine (veya özellikle Washington’daki ‘Türk dostu’ Yahudi merkezleri ve bünyelerindeki ‘darbe fifty/fifty’ telinden çalan Türk laikçi temsilcilerimize rağmen), demokrasiye destek ve asker müdahaleye kınama mesajları ağırlıkta idi. Shröeder’in Hürriyet’i şaşırtan röportajında ve dün International Herald Tribune’deki Avrupalı demokrat aydınlar bildirisinde tezahür ettiği üzre. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Maalesef aşağıdaki kara mizahi “teklifler’ için fazla yüksek bir hayal gücü gerekmiyor. Sıkça söylerim , Aziz Nesin’in işi hiç te zor değildi; toplumdan yüksek çözünürlüklü kareler çekerdi diye. 10 kusur yıl kadar önce Ankara’da yaşadım bu Genç Siviller’in mevcut vaziyeti protesto mahiyetindeki tekliflerinden birinin yapılışını. Ankara’da bir akrabanın dostlarından oluşan bir Atatürkçü ve de “sosyal demokrat” aydın grubunun arasına düştüm! Doktorlar ve bürokratlardan oluşuyor idi. O zamanlar ya Erbakan başbakan idi ya da partisi birinci parti olarak çıkmıştı seçimden. Bir “sosyal-demokratın” teklifi aynen şöyle idi: Köylülerin oyu bir, profesörlerin oyu dört sayılsın. Diğerleri çok beğendi teklifi; ben itiraz ettiğim için, misafir olmama falan bakılmadan, aforoz edildim. Sonradan onlardan biri “tabii öyle olacak, adamlar gidip oylarını dincilere veriyorlar” şeklinde gerekçelendirmiş idi teklifi. Bir yıl kadar önce Mine Kırıkkanat da bir TV Programında İstanbul’un varoşlarında yasayanların oy haklarının ellerinden alınmasını savunmuş idi. Onun gerekçesi biraz farklı idi yalnız. Nasıl olsa kaçak evlerde oturuyorlar imiş. Bu kaçak ever meselesi büyük protesto müzisyeni, halk adamı Zülfü Livaneli’nin de dikkatini çekmiş Çağlayan’a gider iken. Orta ve üst gelirli semtlerde imiş camlarına bayrak asarak Cumhuriyet’e sahip çıkanlar; oysa alt sınıflardakilerin yaşadığı, çoğu kaçak evlerden oluşan semtlerde kimse bayrak asmıyor imiş. Gavurlar “asla asla deme” derler. Eğer e-muhtıra ve Anayasa Mahkemesi Katliamı’nı henüz duymadı iseniz “bu kadar da olmaz” demeyin bu ülkede. Olmaz olmaz.

Haber’i okuyalım:

Cumhurbaşkanı halkı seçsin
pgen018a9965017a5a63by-genc-siviller.jpg

ZEYNEP ÇİFTÇİ / İSTANBUL
Genç Siviller’in CHP için hazırladıkları alternatif anayasa paketinden bazı maddeler şunlar:

Saltanat geri gelsin. Sezer’in oğlu cumhurbaşkanı olsun

3 CHP oyu 1 Ak Parti oyunu götürsün

CHP’ye verilen oylar 5, Ak Parti’ye verilen oylar yarım sayılsın
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »