Archive for Haziran 2007

Biraz önce TV’de Haberler seyrediyordum. MHP’nin Erzurum mitinginde Bahçeli konuşuyordu. Şu inci boşa gitmesin dedim unutmadan: “Erdoğan bize niye terörist başını asmadınız diyor. Sen assana. Oğluna gemi alacak paran var, bir ip mi bulamadın asacak?… Al sana ip!… (elindeki ipi kalabalığa fırlatır, ve meydandaki milliyetçi entellektüeller çüş-u huruşa gelerek bozkurt işaretleri eşliğinde akciğerlerini patlatırcasına Erdoğan hakkındaki fikirlerini hep bir ağızdan beyan ederler ) (Not: kelimelerde küçük hatalar olabilir; ses kaydı yok, hafızamdan)

Şimdi gelin hep beraber “bir ifadede maksimum kaç hata barındırılabilir” oyunu oynayalım:

1. Gemi fiyatı ile Apo’yu asacak ipin fiyatı arasında ne bağlantı var? Erdoğan “asacağım ama naapiim ip fiyatları çok yüksek;” veya “enflasyonu tek haneye düşürdük ama sicim fiyatları aldı başını gitti” vb dedi de biz mi duymadık? Kör alaka!

2. Erdoğan oğluna gemi memi almadı. Oğlunun ortakları arasında bulunduğu, bir A.Ş. bir küçük gemimi almış ne? Bahçeli denizcilikten mi haz etmez, ticarete mi allerjiktir bilinmez ama ben Bahçeli’nin yerinde olsam “yolsuzluk” konusunun yakınından dahi gecmezdim. Sen ne dersin deprem milyoneri, MHP’nin eski “ikinci adamı”, sabik(alı) Bayındırlık Bakanı Koray Aydın? Yüce divan sicak tatilinde mi?

3. Erdoğan oğluna gemi aldı ise parası kendi cebinden çıkar. Oysa kanunlarımız açıkça “ teröristin başını da sonunu da asacak ipin parası devlet bütçesinden ödenir” der. Netekim Marmarisli kötu ressam da astığı gençlerin ipinin parasını nü resimlerini satarak ödemedi. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Çocuðu olmayan kadýný öldüren töreniz batsýn diyordu başlık.
tumur.gif
Haber adeta kanımı dondurdu. Çocuğu olmadığı için bu nur yüzlü, masum kızcağızı katletmişler. “aile namusu” böyle gerektiriyor imiş. Kızcağızın babası bu “namuslu aşirete” bir kadın ve yüküce para verse imiş de kabile namusu temizlenirmiş ama kızın babası ikisini de denkleştirememiş!

“acaba cahiliyye Kureyşlileri bu kadar gaddar mıydı “ dedim kendi kendime.. Onlar en azından para ve süfli menfaatler karşılığı kızlarını gömmekten vaz gecmiyorlardi. Hele bir de “tehdit e-postası aldım” diyen her milyoner ünlüye millet kesesinden koruma verildiği ülkede bu kızcağızın karakola kadar gidip “beni öldürecekler, koruyun” diye yalvarmasına karşılık “aile namusu” için o’nu katleden pez…..klere teslim edilmesini okumak kahretti beni! “kültürel haklar” için savaş veren PKK ve yandaşı siyasiler buna ne derler acep? Haber üzerine yorum yapmak istedim. Dilim tutuldu. Bulabildiğim ifadeler kifayetsiz kaldı. “Şair ruhlu, ve de o ruhu kelimelere dökecek kadar güçlü kaleme sahip biri yazmalı” dedim bu konuyu. Gülay Göktürk yazmış ama o’da yetersiz idi benim için. Bir şair ve de hanım dosttan rica ettim yazmasını. Yazarsa koyacağım buraya. Şimdilik haberle yetinelim.
(PS: Şair dosttan haber alamadim ama sair ruhlu oldugu kadar da analitik dost Ece Hanim konuyu sosyolojik ve psikolojik olarak tahlil etmiş. Buyurun.)
***************************
Çocuğu olmayan kadını öldüren töreniz batsın

Birgül Batak’ın ömrü acıyla geçti.

Çocuğu olmadığı için yediği dayaktan kaçtı, aşiret ‘Ölecek’ dedi. Kocası ilkinde kıyamadı. Sonra ölü bulundu. Kocası suçu üstlendi; babası: Katil, aşiretin reisi…
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Aşağıdaki Perihan Mağden yazısını fazla orijinal bir tespit veya derin tahlil bulduğum için koymadım. Abdullah Gül’ün adaylığını arzu ve tahmin ettiğimi de yazmış idim (Bkz: “Formül: Cumhurbaşkanı GÜL” veya
Doğru Seçim: Gül).

Perihan Magden’i sevmemin nedeni ne kendine has müstehzi üslubu, ne malzeme seçimi ne hayat felsefelerimiz arasındaki uyuşum. Benim nedenim onun da ayni gazetenin diğer omurgalısı Nuray Mert gibi ahlaki doğruculuk kriteri, sahteliklere alerjisi. Bu yazının Münzevi’nin notlarına eklenmesinin nedeni de yazısındaki Abdullah Gül tavsifinin benim tanıdığım Abdullah Bey’e uyması da değil. Bunu yapan çok oldu; orijinal değil. Asıl sebep yazının sonunda sıkça vurguladığım entellektüel sorumluluk zarureti olan bir çağrının bulunması. Buradaki yazılarımı takip edenler, aydınlara, kanaat önderlerine, köşe yazarlarına müteaddit defalar yaptığım eleştiri/çağrıyı not etmişlerdir sanıyorum: O da artık “bakın, bunu da yapmışlar; bu kadar da olmaz” deme noktasının ötesinde olduğumuzu, demokrasi, meşruiyet, hakkaniyetten yana olanların artık “ahlaki, demokratik reflekslerini” göstermeleri için toplumu mobilize etmeleri gerektiğini vurguladığımı bilirler. İşte bu gün Perihan Mağden’i Münzevi’nin fakirhanesine konuk etmemin nedeni de yazının sonundaki aynı minvaldeki çağrıdır. Mağden “bu yanlıştır” demekle kalmıyor: “Hakiki demokrasinin bu topraklara gelmesini isteyenler, ayaklarını yere daha sertçe basmalı. Duyulsun diye.” cümlesi ile “yeter” diyor Perihan Hanim. . Benim aydınlar için çıtam budur. Doğru tespitler doğru “refleks” çağrıları ile desteklenmediği surece fazla bir mana arz etmiyor artık. Magden’in yazısını böyle okudum ben Buyurun bir de siz okuyun:

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=225137

Abdullah Gül’ü savunmak
Perihan Mağden
26/06/2007 (15359 kişi okudu)
Bilmem söylememe gerek var mı; hiç AKP’ye oy vermedim.
Ve hiç vermeyeceğim. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kaynak: Zaman

Henri Barkey: Hudson’daydım yazılanlar doğru

Amerikan düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü’nde bazı karanlık senaryoları konu alan toplantıya ilişkin haberler oturuma katılan bir isim tarafından ilk kez doğrulandı.

Zeyno Baran’ın hazırladığı ve Zaman’ın ele geçirdiği davetiye metninde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu’ya 24 Haziran’da suikast düzenleneceği kurgulanıyor. Davetiye metninde, Genelkurmay heyetinin de toplantıda yer alacağı belirtiliyor.

13 Haziran’daki toplantıya iştirak eden Henri Barkey, CNN Türk’te, gazeteci Yasemin Çongar’ın haberlerinin ‘gerçeğe aykırı’ olmadığını belirtti. Böylece eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu’ya suikast, terör örgütünün İstanbul’da kanlı bir saldırı düzenlemesi ve Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesi gibi senaryoları ele almak üzere düzenlenen toplantı, içeriden teyit edilmiş oldu. Lehigh Üniversitesi Öğretim Üyesi Barkey’in doğrulaması, toplantıda bazı katılımcıların “Bazı PKK liderlerinin ABD tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesinin AK Parti’ye yarayacağı” görüşünü savunduğunu da netleştirdi. TÜSİAD’ın Amerika temsilcisi Abdullah Akyüz ile gazeteci Cengiz Çandar da kendi kaynaklarının, basında çıkan senaryoları doğruladığını kaydetti.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

563521.jpg3519-ergin-saygun.jpg 46590-zeyno.jpg
Yasemin Çongar, uzun yillardir Milliyet Washington temsilciliği yapmaktadir. Objektif, profesyonel, araştırmacı gazeteciliği, işlediği konulara vukufiyeti ve entellektüel omurgası ile temayüz etmiş bir gazetecidir (geçmişte patronunun emri üzerine bir dindar hanıma karşı yürütülen linç kampanyasında küçük bir rol almış olmasına rağmen).

Genel Kurmay’ın gazetecileri “bizden olanlar” ve “olmayanlar” şeklinde tasnif ettiği hatta bazıları için “bizden olmama” sebebi olarak “darbeye karşı” notunu düştüğü listede “bizden olanlar” listesinde yer almış olması ile Paşalar’in “düşmanlar” listesinde olmadığı tescil edilmiş idi.

Ama bu dahi Genel Kurmay’ın iki gün önceki bildirisindeki gazabın muhatabı olmaktan koruyamadı Yasemin Hanım’ı.. Günahı: Yakınlarda son nokta konulan Nokta dergisininkinin aynısı. Akrep yuvasına elini soktu o da. . İçerdeki darbeperverlerin Washington ayağında “takım oyuncusu” olmayı reddetti; ve objektif gazeteciliği seçti.

“Dehşet senaryosunun” delillerini ele geçiren ve her objektif gazetecinin yapması gerektiği gibi bunu yazısı ile kamuya duyuran o oldu. Araştırmacı gazeteciliğin olmadığı ve Watergateleri trafikte çizgi ihlali mertebesine düşürecek derecede skandalların kanıksandığı bir ülkede Yasemin Congar’in ortaya çıkardığı kirli çamaşırlar gurur duyulacak bir gazetecilik basarısıdır ama ödül falan beklemeyecek kadar gerçekçidir Yasemin Hanım. Bizde ödüller “Niye darbe yapmadınız paşam” diyen cesarete ve “Paris’te mini etekli kızı diri diri yaktılar” diyen hayal gücüne verilir.

Yasemin’in Günahı: (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kanaatimce asil skandal bu farazi “dehşet senaryosu”, hatta katılımcı kompozisyonu değil, toplantıda bir Türk tarafından dile getirildiği söylenen fakat kim olduğuna açıklık getirilmeyen “Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin Türkiye’ye idesinden AK-Parti karlı çıkar. ABD AK-Parti’yi desteliyor derler” fikrinin beyanı ve bunun “yetkililerce” uygun bulunmasıdır! Bu “Türkün” kim olduğu açığa kavuşmadı ama Soner Çağaptay değilse fikir ondan intihaldir. Çünkü daha önce Soner Bey’in Türkiye’deki laikçiler için strateji tavsiyeleri içeren raporunda “değişken faktörler” listesinde ‘PKK tarafından yapılacak terör saldırıları AKP’ye zarar verebilir’ ve “.ABD’nin K. Iraklı Kürtlere PKK’lı liderlerin Türkiye’ye iadesi için bastırmasının ise AK Parti’nin popülaritesini artıracağı savunulduğunu öğrendik medyadan. Ayni raporda “Sezer Cumhurbaşkanı’nı halka seçtirme imkanı veren Anayasa değişikliğini onaylayıp Anayasa mahkemesine götürsün, böylece seçimde AK-Parti’nin mağduriyet oyu azalır seklinde taktikler verdiği de rapor edildi medyada. Örneğin, Zaman Washington temsilcisi Ali Aslan tarafından.

Sonuç:

Bu konuda çok şey yazılıp çıkarımlar yapılabilir. Pek çok veriler de vardır. Göz önünde tutulması gerektiğini düşündüğüm birkaç nokta:

1. Washington’da pek çok düşünce kuruluşu vardır, çevreden sağlığa, tarımdan dış politikaya pek çok konuda faaliyet gösteren. simülasyonlar ve farazi senaryoları tartışma pek çoklarının baş vurduğu çalışma sekillerlindendir. Bazılarında yönetimden gelmiş veya yönetime gidecek isimler vardır, bazıları marjinaldir. Hudson Enstitüsü Yahudiler’in kontrolünde İsrail’e çok yakın, İslam düşmanı çizgide bir kuruluştur. Orada Türkiye/Avrasya direktörü olan Zeyno Baran hem ithalat, hem ihracat yaparak ikbalini garanti altına almaya çalışan, hırslı, cazibeli fakat aslında fazla önemli olmayan, bir “ponpon kızdır”
ABD’deki yabancıların akademide veya siyasi makinede ‘önemli’ yerlere gelmesinin en kesin yolu olan “entellektüel fahişeliktir” (Not: Sıkça kullandığım bu ifade siyasi jargonun bir parçası olmuştur Batı’da , birinin erkek veya hanim olması ile alakası yoktur). ABD’deki establishment’in (kurulu düzen) en sevdiği Müslümanlar, İslam düşmanı olanlar ve/veya “terörle savaşı” destekleyenlerdir. . Fuad Ajami, Irshad Manji, Khalid Duran, Wafa Sultan, Ayan Hirsi Ali, Ahmet Celebi aklıma gelen isimlerden birkaçıdır. Soner ve Zeyno onların yolundan gitmektedirler.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Daha önceki 11 Eylül ile ilgili yazılarımdakomplo teorileri çoktur çünkü komplolar çoktur” demiş idim. Gene orada “komplo teorisi” sözlük manası itibari ile inanılırlık derecesi konusunda nötral olmasına rağmen bizde ve dışarıdaki siyasi çevrelerce ifadenin ciddiye alınmaması gereken, kurgu manasında kullanıldığını oysa müstakil muhakeme kabiliyeti sahiplerinin, komplo teorilerini birtakım ön yargılar ve inanışlar doğrultusunda toptan reddetmek veya kabul etmek yerine mantık süzgecinden geçirerek inanılırlığı konusunda fikir oluşturmaları gerektiği düşüncemi ifade etmiş idim.

Maalesef ülkemizde hemen toplumun her kesimine sirayet etmiş “etraf düşman dolu, ve hal böyle olduğuna göre ‘bizimkiler’ dışında herkesin her yaptığında bir gizli, kirli plan var” paranoyası üzerinden konuşma modası ‘konunun uzmanları’ tarafından dahi körüklenmektedir. Bu son Hudson Enstitüsü’nün Washington’da kotardığı “kirli Senaryo” üzerindeki yüzeysel , veriye dayanmayan değerlendirmeler bu toplumsal paranoya’nın güzel bir örneği.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »