Archive for Ekim 2007

Hakkari’nin Dağlıca bölgesindeki hain saldırıya tepkilerimizi ortaya koyarken, bu soruyu cevapsız bırakamayız. Eğer bu soruyu görmezlikten gelirsek, inanın, vatana en büyük ihaneti işte o zaman yapmış oluruz.

Acımız büyük, öfke doluyuz. Ama şehitlerimizin ardından gözyaşı dökerken artık zaaflarımızı, hatalarımızı da konuşmalıyız. İlker Başbuğ Paşa’nın terörle mücadelede geride bıraktığımız 23 yılda terör örgütüne katılımı önleyemediklerine dair yaptığı öz eleştiri, tüm yönleriyle geliştirilmelidir.

Devami

Reklamlar

Read Full Post »

Epeydir gerek WordPress’e girisin mahkeme karari ise engellenmesi, gerek kisisel saglik ve diger meseler, ve gerek burasi yerine yeni ve bagimisiz bir iki site kurma (Turkce ve Ingilizce) planlarindan dolayi burayi ihmal etmekte idim.

Bu gun sadece gunun mana ve ehemmiyetine mutenasip bir kucuk cagri da bulunmak icin buradayim. Bilgisayarimdaki bazi yazilim problemlerinden oturu bunu Turkce karakterlere de ceviremeyecegim icin kusuruma bakmazssiniz umarim.

Her ne kadar siyasi hava baska konularla hararetlense de aslinda bu gun tarihi oneme haiz bir gun: Secim gunu.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Bu söz Ataturkçülük veya Kemalizm ticaretinin epeyce karlı olduğu günümüz siyaset pazarını veciz bir sözle karakterize etmek isteyen lakin “r” lere bir türlü dili dönmeyen bir ahkamcıya ait degil.

Yeğenlerimden birinin 2 yaşındakı çocuğu bir şehrimizdeki at uzerindeki Atatürk heykeline baktıktan sonra ağzından bu kelimeler çıkıyor:

Atatürk de yoğgun, at da yoğgun

Ağzından yel alsın ukala çocuk! şükret ki yaşın Atilla Yayla’dan küçük!

“çocuktan al haberi” yi anladık ama bu kadarı da fazla! Ben vatandaşlık sorumluluğum geregi, bağrıma taş basarak, savcıları anne-baba hakkında göreve çağırıyorum.

Read Full Post »

Batı’nin Vicdanı, Yahudi, Ermeni Lobileri, Soykırım Tasarısı « Bir Münzevî’nin Notlarından…

Read Full Post »

ABD Kongresi’nde “Soykırım” Tasarısı, Yahudi Lobisi « Bir Münzevî’nin Notlarından…

Read Full Post »

Sevgili dostlar, okurlar,

Bin aydan hayırlı mubarek Kadir Geceniz’de dualarinizin kabul olmasini, idrak etmek uzere oldugumuz Ramazan Bayrami’nin hayirlara vesile olmasini dilerim.

Not: Allah izin verirse bayrami Sivas’ta aile ile gecirecegim. Bayram ertesi tekrar bulusmak dilegi ile.

Read Full Post »

ETYEN MAHÇUPYAN
06 Ekim 2007, Cumartesi

Tam da Ramazan ayını yaşadığımız günlerde eskiyi nostaljik bir dürtüyle yad etmekten daha doğal ne olabilir? Dindarlar muhtemelen evlerin eski manevi sıcaklığını, ailenin birlikteliği bir ritüel etrafında yaşadığı günlerin sessiz tevazusunu özlüyorlardır.

Hatta bu ortak ruh halinin evlerin dışına taşmasını, mahalleyi kucaklamasını hasretle anıyorlardır. Ama artık o eski günlerde değiliz… Nerede o geçmişin mahalle baskıları… İnsanların komşularından utandığı için mahalle ahlakına uygun davranmak zorunda hissettiği, mahallelinin tek tek herkese sahip çıktığı küçük dünyalarımız… Dindar kesim söz konusu geçmişe belki manevi bir eksiklik duygusu içinde bakıyor ama bu eksikliği modern dünyanın araçlarıyla doldurmaya çoktan alıştı ve bu yeni hayat algısını içine sindirdi bile. Şimdinin dinsel yortuları artık ritüelleri ile değil, yarattığı sosyal ilişkiler ve boş zaman imkânları ile gündeme geliyor. Artık ne kadar dindar olurlarsa olsunlar, bir sonraki nesilleri eskinin kabuğu içinde tutmak mümkün değil…

Muhafazakâr insanların kendi ‘mahallelerini’ yitirdikleri, evlerinin içinde bile normları ellerinden kaçırdıkları bir dönemde laik kesimin ‘mahalle baskısına’ sarılması son derece öğretici bir gelişme. Dindarların içinde olduğu yaklaşık 15 yıllık bir adaptasyon süreci sonunda, kendilerini farklılaştırarak küresel bir var olma modalitesi yarattıklarını göremeyen veya görmek istemeyen laikler, şimdi geçmişte kalmış ‘mahalle baskısını’ yeniden arzu eder oldular. Çünkü muhafazakârların Türkiye’yi AB yolunda reformlarla değiştirme ihtimalinin giderek somutlaştığı şu dönemde, bu gidişi durdurmak için akıllarına başka çare gelmiyor. Onlar modern tasavvurun özellikle ‘öteki’ karşısında yenilgiye uğradığını, toplumsal sorunları çözmekte aciz kaldığını; bu sıkışmanın modernliği aşan yeni bir kimliksel yapılanma ürettiğini ve bu yapılanmanın ‘ötekini’ kamusal alana taşırken, bu alanın eski sahiplerini meşruiyet açısından ötekileştirdiğini göremiyorlar. Dolayısıyla da bizi hiçbir şeyin değişmediğine inandırmak istiyorlar… Dindarın hep dindar, muhafazakârın hep muhafazakâr kaldığı ve söz konusu dindarlıkla muhafazakârlığın içeriğinin sabit kaldığı bir dünyada yaşadığımızı vazediyorlar.

Devami; Zaman

Read Full Post »