Archive for 16 Tem 2008

I. Cihan Savaşı sırasında Amerikan senatörü Hiram Warren Johnson’un “savaşın ilk kurbanı hakikattir” dediği rivayet edilir – ki 1918 de henüz bu günkü kadar tekâmül etmiş bir psikolojik savaş yoktu ve hali ile ne siyasi doğruculuk ne de dezenformasyon bu günkü kadar geniş kullanımda değildi. Türkiye’de taraflar için bir var oluş mücadelesi olma istidadı gösteren rejim tartışmalarının aldığı hali savaş olarak tanımlamanın hiç te abartma olmayacağı ve bu savaşın öncelikle psikolojik metotlarla yürütüldüğü gerçeğini kimsenin yadsıyacağını sanmıyorum. Bu psikolojik savaşın yarattığı fikir ortamı kirliliği maalesef faziletli motifler ile işe başlamış olanların dahi zamanla ayakta kalmak için veya stratejik yöntem olarak siyasi doğruculuğu ahlaki doğruculuğa tercih etmeleri olayına sıkça şahit oluyoruz.

Zira faziletli gayeler için yalnızca faziletli vasıtaları kullanmak, doğruculuktan, ahlaki ilkelerden taviz vermeden siyasi, entelektüel arenada faaliyet göstermek herkesin fosur fosur sigara içtiği bir odada ciğerleri koruyabilmek veya hormonlu toprakta organik sebze üretmek kadar zor iş. Bu kirli atmosfer içerisinde sunulacak doğruların “Establishment” veya “mainstream”’ in (ikisinin de tam Türkçe karşılığı yok, ‘kurulu düzen’ ve ‘ana damar’ tercümeleri tam oturmuyor) spesifik yargıları olmasa da “esas kuralları” dışına çıkmamanın “altın kural” olduğunu öğrenirler ayakta kalmak, marjinalize olmak istemeyen siyasetçiler, entelektüeller. Batı’da bu kavram için PC (“political correctness” , siyasi doğruculuk) denir. “Doğruyu bilip te söylemeyen dilsiz şeytan” olabilir ama “her doğrunun her yerde söylenmeyeceğini” bilir “stratejik” düşünenler. Bu sadece bizde değil her yerde böyledir. Entelektüel şantaj, “vur abalıya” sendromu hatta gene Batı terimi olan “entelektüel fahişelik”, bu kirli havanın “iyi niyetler” barındıran zihinlerin dahi muaf olmadığı tahribat tezahürleridir. (devamını oku…)

Read Full Post »