Archive for Ekim 2008

(Yeniden)

 

24.06.2006  CUMARTESİ

[YORUM – PROF. DR. ATİLLA YAYLA]
Hangi cumhuriyet? (1)

Demokratik cumhuriyet fikrinden ziyade totaliter cumhuriyet fikrine yakın duran çevreler, bazı tezleri mütemadiyen tekrar ediyorlar. Olabildiğince çok tekrarın tezlerini doğru hâle getireceğini veya onlara itiraz edilmesini imkânsızlaştıracağını sanmaları bunun baş sebebi olsa gerek.

Basitleştirilmiş ve bilinçaltına işleyecek şekilde formüle edilmiş propaganda esasen totaliter sistemlerin propaganda yöntemidir. Totaliter propaganda, hap hâline getirilmiş fikirlerin basit ifadelerle devamlı olarak tekrarına ve fikirlerin temsil ettiği şeylere karşı tehdit teşkil ettiği ileri sürülen bir düşman yaratılmasına dayanır. Türkiye’deki cumhuriyetçi propagandanın, siyaset psikolojisi açısından bir analize tabi tutulursa, birçok bakımdan totaliter özelliklere sahip olduğu kolayca tespit edilecektir.

Devamı

Read Full Post »

 
 

‘Yüzyılın davası’ olarak adlandırılan Ergenekon duruşması, bugün kaldığı yerden devam edecek. Kamuoyu, ‘bombalama ve suikastlarla ülkede kaos oluşturup darbeye zemin hazırladığı’ belirtilen terör örgütünün deşifre edilmesi adına yargı sürecini tarihî bir fırsat olarak görüyor.

Başta CHP olmak üzere bazı çevrelerin ‘olayı küçük görme ve davayı sulandırma çabaları’ ise tepki çekiyor. “Genel başkanı darağacına gönderilmiş bir parti olarak Ergenekon bizim şahsi davamızdır.” diyen Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu şu uyarıda bulunuyor: “Eğer bu dava sulandırılır ve fiyaskoyla sonuçlandırılırsa Ergenekon, ideolojisi ve kadrolarıyla iktidar olur. Türkiye, totaliter devlet haline gelir, ne özgürlük kalır ne zenginlik.” Celal Bayar’ın torunu Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali de, davayı zayıflatma çabalarına yakın tarihten örnek gösteriyor. Naskali, “27 Mayıs’tan önce 9 subay olayı ortaya çıktığında Bayar, üzerine gidilmesini istemişti. Önemsenmedi. Sonucu ortada. Darbe gerçekleştiğinde iş işten geçmiş oluyor.” diyor. (daha&helliip;)

Read Full Post »

 

 

“Minareyi çalan kılıfını hazırlar” da bize aittir “zırvanın tevili olmaz” da. AYM’nin Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde değişiklik hakkında kanunu esastan görüşüp karara bağlaması vakıası ve şimdi üretilen gerekçe bu özlü sözlerden hangisin doğru hangisin yanlış olduğu konusunu vuzuha kavuşturmak şöyle dursun muammayı derinleştirdi. Bu gün yayınlanan gerekçeden anlaşılıyor ki artık minare çalarken kılıf hazırlama zahmetine de girmiyorlar. Sonra bi ara dava herkesin hafızasından silinmiş iken, resmiyet gereği bişiler yazarız diyorlar. Kendinizi bir mahkemede düşünün olayın garabetini tahayyül için. Hakim suçlu buluyor sizi bir şeylerden ve cezanızı kesiyor. Ama nedeninin bilmiyorsunuz. “Üç Ali mahkemesi, vari bir hukuk nosyonu ile “Sonra düşünmeye fırsat bulduğumuzda söyleriz suçunu” diyorlar, “hele bi infaz işini tamamlayalım”.

 

Daha kötüsü bunu artık hiç te yadırgamıyorsunuz. Hatta kimileriniz bunu adaletin gereği sanıyor. Kuralı uygulamadan öğrenen millet! Dehşet verici!

 

Önümüzdeki kapı gibi GEREKÇE “Zırvanın tevili olmaz” sözünü de çürütüyor. Ve dünden itibaren Ergenekon’dan fırsat buldukça TV’lerde boy gösterip bize merhum annemin bildiğini zırvayı, hukuki, ahlaki, demokratik boyutlarını açıklayacak “konuşan kafalar” habire olaya bir de bu zaviyeden bakalım  diyerek ahkam kesecekler. Onlara sözüm: Bana bilmediğim bir şey söyleyin efendiler hanımlar. Olayları dışardan gözleyen benim gibi sıradan bir vatandaşın sadece son bir yıldaki yazılarında AYM kararlarının siyasi, sosyal ahlaki hatta hukuki boyutları üzerinde siyasi yazmadığı bir şey söyleyin. İşte sadece son bir yılda yazılanların  bir kısmı.  

 

AYM Konuştu: Status quo ante

 

AYM Üyelerinin Süpermen kompleksi

(daha&helliip;)

Read Full Post »

 

4 saatlik yolculuk, bir kahvaltı molası, bir çay ve istirahat molası sonucu, 3 defa yanliş yola girp, fazladan 60-70 km yaparak, 3-4 polis bariyerini  aşarak da olsa Silivri’ye vasıl oldum..İçeri girme ümidim yoktu ama “dışarıda   kurulacak dev ekrandan” izleme ümidim vardı bu kimine göre “asrın davası” kimine göre “Amerikan yalanı”  nı.

 

“Tarihe tanıklık” falan gibi yüksel idealle gitmedim. Oradaki kalabalıkta bulunmanın davanın arzu ettğim yönde , gerçekten bir bağırsak temizleme operasyonu olmasına hizmet edebileceği düşüncesi ile gittim. Müşahede ettiğim manzara benden başka bu düşüncede fazla kimse olmadığı yönünde idi.

 

Demokratizasyon, hukukun üstünlüğü, askeri vesayete son, şeffaf muhakeme, meşruiyet gibi kavramlar üzerinden konuşan yoktu. Büyük şov Perinçek, Tuncay Özkan ve diğer Ergenekon kahramanlarının resimleri veciz sözlerini taşıyan Ergenekoncu tosunlara ait idi. Küçük şov da Ergenekon’un Kürtçü kanadı PKK sempatizanı gruplara ait idi. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Tamam Taraf Gazetesi de sütten çıkmış ak kaşık değil. Onlar da neticede Türk medyasının mensupları. Ve velev ki onlar kötü niyetle hareket ediyor, bundan gelecek zarar hiçbir şekilde otoritesi nerde ise mutlak, başına buyruk, millete hesap vermekten azade bir silahlı gücün verebileceği zararla kıyaslanamaz. Medyanın sorumsuz bir mensubu, yanlış ve kötü niyetli yayın yapıyor ise panzehir tehdit, baskı ve iktidar araçlarını kullanarak yıldırma değil, demokrasinin sağladığı halkı bilgilendirme araçlarını kullanarak doğru bilgileri vermek ve o yayın hakkında ahlaki yorumu, demokrasilerde nihai otorite olan  kamu vicdanına bırakmaktır.

 

Yalan haber için tekzip mekanizması, kişisel saldırı için “yayın yolu ile kişisel hakları ihlal” müeyyideleri vardır kanunda. “Milli güvenliği zedeleyici yayın” (!) konusunda da maddeler var kanunlarda bildiğim kadarı ile.

 

Taraf’ın yaptığı yayınlara GK’ın ilk gün adeta  tam tekmil Devrim Komuta Konseyi havası içerisinde verdiği tepki GK Başkanı Başbuğ’un iddiası hilafına “her yerde böyle ”   değildir eğer “her yer” Orta ve Kuzey Afrika, Özbekistan ve  Kuzey Kore’den ibaret değil ise.   (daha&helliip;)

Read Full Post »

ABD konusunda çok az yazdım, muhtemelen en fazla “uzmanlık alanım” olan konulardan  olmasına rağmen. Türk medyasından okudukları ile uzmanlıklarını konuşturan çoktu medyada, internet sitelerinde sağda solda.  Ama esas engel bu değildi. Seçimlerden bahsetmeden önce seçim sisteminden, seçim sisteminden önce ABD halkından ve “establishment” (düzen, iktidar) dan bahsetmek gerekir idi. Bunları yapmaya da üşendim doğrusu. Bu mevzuda bir kitap fikri hala kafamın arkasında nasıl olsa (kafamın arkası da bayağı kalabalıklaştı ya, ayrı mesele)..

 

O zaman şimdilik ortadan başlayıp, sadece cari durum hakkında özetin özeti manasında bazı tespitler ve öngörüler.

 

  1. Artık Obama’yı durdurmak imkansız. ABD usulü “durdurma” bu noktaya gelmeden çok önce yapılır. Eğer “establishment” Obama’yı kendisine zararlı görse idi onu en geç senatör olmadan önce durdurur idi. Başkan adayı olabilmiş biri zaten engellenmemiş demektir.
  2. Dünyanın muhtelif yerlerinde özellikle ABD emperyalizminin mağdur ve mazlumu olan halklar arsında “umudumnuz Karaoğlan” denilmesi biraz fazla iyimserlik hatta safdilliktir. Zira Amerika otomatikte çalışan bir makinedir. İnsan faktörü bizim gibi ülkeleredekinden çok az rol oynar.
  3. Ama gene de hapşurduğunda dünyanın nezle olduğu Süper Güç politikalarındaki küçücük değişiklikler dahi dünya için önem arz eder. Carter – Busht farkı küçümsenemez.
  4. Türkiye açısından büyük bir değişiklik beklemeyin. NATO ittifakımız ve ikili ilişkilerimiz büyük ölçüde otomatikte seyredecek. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Halit TUNÇ (Star)

halittunc@stargazete.com

Çocuk kokusu ve aile sevgisiyle büyütülmüş bir köpek, dün Çeşme’de yolumuzu kesti. Küçük kızımın ayaklarına sarılıp ağlamaya başladı. Dili olsaydı, kendilerini burada terk eden villaların sahiplerine, bütün köpekler adına şunu söyleyecekti:

Ey insanlar.

Biz köpeklerde, yalan, ihanet, ikiyüzlülük yoktur. Ekmeğini yediğimiz kapıya ömür boyu hep sadık kaldık.

Çocuklarınıza sevgi aşıladık. Sevmeyi, paylaşmayı öğrettik, yalnızlığınızı giderdik, korkularınıza ortak olduk, canımızdan çok sizin malınızı koruduk. Bahçenizin bekçiliğini yaptık.

Ey insanlar.

Yaz akşamları Çeşme sahillerinde hep beraber gezdik.

Ilıca, Boyalık, Dalyan, Büyük limanı, Paşa limanını, Çiftlik köyde anılarımız var. Pırlanta, Kum beach plajlarında kumsallarda oyunlar oynadık.

Çocuklarınızın kokusuna alıştık. Kendimizi de onlardan biri sandık. Onlarla birlikte büyüdük. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »