Archive for Nisan 2009

Mescid-i Aksa Sempozyumu

IHH-01-07-DAVETIYE-#595DE8.fh11

Read Full Post »

Mümtazer Türköne’nin dünkü “Oportünist” başlıklı yazısını okuyunca tepem atmış, “Bu yazı Yeni Çağ’a falan yakışır” demiş idim. Bu halet-i ruhiye içerisinde yazacağım bir yazının, aslında yazılarındaki derinlik ve ifade gücünü takdir ettiğim bir yazara karşı onun tepemi attıran yazısındakine benzer, motiflerini sorgulayan ifadeler içerebileceği tehlikesine karşı vaz geçmiş idim. Benim duygularıma benimki kadar keskin olmayan üslup ile gene aynı gazeteden Ihsan Dağı çok güzel tercuman olmuş. Ben de gene hazıra konmuş oldum. Şunu da ilave edeyim. Ertuğrul Günay’ın benim de katılmadığım bir çıkışı olmuştu geçmişte ama Türköne’nin “oportunist” damgasını yapıştırma mesnetleri değil. Eğer Erdoğan Türköne’ninkine benzer tahriklere kapılıp Günay’ı harcar ise çok ama çok büyük bir yanlışa imza atmış olur. “Tertip” merhum Yazıcıoğlu hakkındaki duygularımı yazdım daha önce ama Günay’ın bu konudaki şerhine de Dağı’nın açıklamasına da tamamı ile katılıyorum.

****************************************
İHSAN DAĞI
i.dagi@zaman.com.tr
Sevgili Mümtaz’er bu defa yanılıyor

Bazı yazılar zordur, ama yazılmaları gerekir. Zorluk, muhataplarınızla olan dostluktan, onlara duyduğunuz güvenden kaynaklanır; gereklilik ise dostlardan birinin ötekine yaptığını düşündüğünüz haksızlıktan.
Konumuz, sevgili Mümtaz’er Türköne’nin dünkü ‘Oportünist’ başlıklı yazısı. Bu ağır başlık Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a hitaben yazılmış. (devamını oku…)

Read Full Post »

Bu gün bu demokratik platformu bir zıt görüşe terk ediyorum müsadenizle. Şahsen ben yazarın görüşlerine katılmıyorum ama ben de Balbay’ın, Saylan-Haberal’ın darbe yapma hakkıını savunan yerli Voltaire’lerimiz gibi onun bu görüşleri ifade hakkını korumak için canımı veririm!

Buyurun:
***********************************
Sözde Ergenekon Davası üzerine can alıcı sorular!

Seçkin L. Vatansever*

Ergenekon adı altında yürütülen ve Deniz Baykal ve bizden hakimler sayesinde akibeti Susurluk’unki ile aynı olacak olan, sözde dava üzerinde konuşulması gereken en önemli hususlar aşağıdadır:

1. 70 küsur yaşında, çağdaş eğitim meleği, ülkemizde cüzzamla savaşın Florence Nightingale’i, kanserli Türkan Saylan annemizin evini tam 3 saat boyunca arama zulmü! Hangi savcı karar verdi? Erdoğan’ı tanıyor mu bu savcı? Ailesinde baş örtülü veya cumaya giden var mı? Sırada kim var? Muazzez İlmiye Çığ ninemiz?

2. Ülkemizde böbrek naklinin Albert Schweitzer’i bir o kadar çağdaş üniversite -hem de içinde ulusal TV kanalı barındıran cinsten- seçimlerde Akepe’yi layık olduğu yere göndermek için her türlü “p..tluğu” yapma emri veren, CB’lığını elinin tersi ile itecek kadar saygın, aydın Prof. Doç. Dr. extraordinaire Mehmet Baberal Hocamız’ı kim içeri aldı? Devam etmekte olan dava hakkında konuşmak bizim etiğmize yakışmaz ama kim yaptı ise bilsin ki Baykal’ın başbakanlığı döneminde hesabı sorulacaktır! Ferhat Sarıkaya ve Sacit Kayasu’nun kendisine selamı var. Duydun mu Zekeriya? Garanti Akepe ile gelen bir savcıdır. Atalarımız ne güzel buyurmuş: Akepe ile gelen APS ile gider!

3. Uğur Dündar’ın karısının Breziya’ya gittiği iftirasını kim attı Sayın Başbakan? Sorarım size!! (devamını oku…)

Read Full Post »

Elif Çakır
(Taraf)
……
Tabii tabii çok haklısınız Türkan Hanımcığım.

“Başörtülü militanlar” konusunda.

Bu “militanlar” var ya, aralarında cemaatlere göre ve cemaatler dışında da bölümlere ayrılırlar.

Görev taksimi vardır aralarında, kıdemlisi kıdemsizi.

Doğurganları, tebliğcileri, hitabetçileri, arazide çalışanları, plancıları, davaya adanmışları…

Şimdi siz hangisini merak edersiniz?

Doğurgan olanlarını mı yoksa bunları yetiştiren çete başlarını mı?

Misal, başörtülerinin içine siyah bandana takanları karakuşak sahibi tüm dövüş sanatlarını bilenlerdir, bunlar bir kere laf anlatır sonrasında yumruk konuşur, bunları görünce sıvışın derim. (devamını oku…)

Read Full Post »

Ahmet Altan
(Taraf)

Bu da bir yetenek.

Bir direğin üstündeki kıymığın, o direkten daha büyük ve daha önemli olduğunu söyleyebilmek ve taraftar bulmak öyle kolay bir iş değil.

Bunun için onları kutlamalıyız önce.

Şimdi ortada adına “Ergenekon” denilen kocaman bir direk var.

Bir de bu direğin üstündeki kıymıklar.

Türkan Saylan’ın görüntüsü bir kıymıktı.

İşin özü değil, görüntüsüydü insanın gözüne batan.
(devamını oku…)

Read Full Post »

Biri “yiyin birbirinizi” (Birgün manşeti) demiyor ama epeyce yaklaşıyor. O da Ergenekon soruşturmasını destekliyormuş AMA “PKK’ya kisvesi altında DTP’ye ve Ergenekon kisvesi altında ÇYDD’ye dokunmayın lan” diyor. Bir de “kendisi için demokratlardan” hiç haz etmez imiş. Niye herkes onun gibi ilkeli demokrat olmuyormuş ki?

Ergenekon savcıları soruşturmayı yürütürken şu hukukun altın prensibini uygulamalı imişler:

Bundan kim karlı çıkar?

ÇYDD zarar görürse Cemaat bundan kar eder imiş. Savcılar aptallık yapmasınlar imiş.

Okuyalım:

“ ÇYDD ve benzeri kuruluşların bir süre için de olsa çalışamaz hale getirilmesinden, haklarında kuşku yaratılmasından fayda uman tarikatçı-cemaatçi “rakip ideoloji”; eğitim, yetiştirme, barındırma kurumları sadece Türkiye’ye değil uzak coğrafyalara da yayılan misyon sahibi cemaat-tarikat örgütlenmeleri… ”

Ve can alıcı çuvaldızı “haftada bir misafir olduğu gazete” nin yüreğine saplıyor:

“Postallı hocalar göz altında” demeye utanmadınız mı? (devamını oku…)

Read Full Post »

saylan-turbanliÇYDD Başkanı Türkan Saylan’ın evinde Ergenekon Soruşturması kapsamında aranması, darbeci rektör Prof. Mehmet Haberal’ın İstanbul’a gönderilirken Demirel tarafından uğurlanması ve her iki olayın Ergenekoncu medyaya yansıma şekli üzerine uzunca bir yazı yazmış idim. Demirel’in yeğenleri, kardeşleri, aile resmindekiler, Saylan’ın Protestan misyoner faaliyetleri, İngiliz annesi (düzeltme: İsviçreli imiş), ÇEV, ÇYDD, Kitab-ı Mukaddes, American Board vs tekmili birden. Fakat birçok yazı teşebbüsü gibi bunda da yazdıklarım, alıntıladıklarım fazla dağınık ve uzun oldu; vaz geçtim deftere koymaktan.

Ama Taraf Gazetesi’nin tahriki üzerine o yayınlanmamış yazıda geçen bir “bir resim bin kelime konuşur” parçasını buraya nakletme gereği duydum.

Taraf Gazetesi bu günkü nüshasında Ergenekon ile ilgili haberinde başörtüsüne savaş açan Türkan Saylan’ın medya karşısına başörtüsü ile çıkmasını “Allah’ım sen her şeye kadirsin” tepkisi veren Vakit Gazetesi’ne kötü giydirmiş: Biz utanıp bu habere başlık atamadık… başlık olmayan başlığı ile! (devamını oku…)

Read Full Post »

Bir zaman önce bir TV kanalında bir çağdaş bu “sıkmabaşlar” veya “dinciler” için “onların konuşma hakkı varsa benim de susturma hakkım var” demiş ve Ergenekon’un avukatı “ordu da bir STK’dur” buyurmuş idi. Bu gibi derin aforizmalardan her günün gazetelerinde TV’lerinde, hatta Meclis tutanaklarında düzinelerce bulabilirsiniz.

Bu günlerde de “yargı eli ile darbe” , “hiç bir demokratik ülkede yoktur” teraneleri yükseliyor gene. “Bakmayın siz onlara, Akepe’li dinciler demokrasi havarisi kesidiler” diyorsanız yanılıyorsunuz. Apturaman-AYM darbesinden bahsetmiyoruz. Bu defa Ergenekoncu yavuz hırsızlar darbeciliğin tüm çağdaş dünyada vaz geçilmez insan hakkı olduğuna inandırmaya çalışıyorlar bizi. Yerseniz tabii.

Modus operandi aşağı yukarı şöyle:

Darbe planları, kimin CB olacağı kimin hangi görevlere geleceği vb konuşuldu ise olay “konuşma hürriyeti” kapsamındadır.

Asit kuyularında ceseteler çıkıyor ise cevap “o bölgede Hizbullah ta vardı” dan “vatan için yapılmış” “teröre karşı savaş”. “vatan için kurşun atan da yiyen de eroin kaçıran da, banka boşaltan da fuhuşhane işleten de, emekli subay maaşı ile Boğaz’da yalı sahibi olan da……..

Neyse mevzuyu uzmanından (tabii ki bir psikisatrist) dinleyelim:

Dr. Sivilay Genç – 16.04.2009
Taraf

Soru: Sivilay Abla,
“Darbe istiyorum” demek neden suç olsun. Bu düşünce özgürlüğü değil mi? Sadece düşüncesini açıklıyor. Ergenekon davasında içeriye atılan paşalar, öğretim üyeleri, gazeteciler sırf darbe istiyorum dedikleri için içeri atılmışlar. Ergenekon-septik olmaktan kendimi alamıyorum. Bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Saygılar. İsmail Zengin – Ankara
(devamını oku…)

Read Full Post »

Yasemin Çongar
Taraf Gazetesi

Orgeneral Başbuğ’un Harp Akademileri’nde yaptığı, ama dokuz kanaldan canlı yayınına izin vermekle bütün Türkiye’ye seslenmeyi hedeflediği iki saatlik konuşmasını, esas olarak “sivil-asker ilişkileri” konusundaki “akademik” tezi üzerinden eleştirmek istiyorum.

Bu eleştiriyi, aşağıda “Neden Huntington değil” başlıklı beşinci maddede bulacaksınız.

Ama önce nispeten yumuşak tonuna, içerdiği “demokrasi” kelimelerine ve geçmişteki konuşmalarına kıyasla “tehditkâr olmayan” bir üslup taşımasına rağmen, Başbuğ’un konuşmasını neden esas itibariyle olumsuz bulduğumu dört “siyasi” başlıkta kısaca anlatmaya çalışayım.

1) NEDEN “DEMOKRATİK” DEĞİL
(devamını oku…)

Read Full Post »

Efkarlı günlerimde, sevdalı günlerimde geldi çattı 1 Mayıs! 1 Mayıs deyince artık akla Taksim gelir oldu. Hatta Taksim ile özdeşleşmiştir de diyebiliriz bu işçi bayramı. Bu Taksim = İşçi hakları = Demokrasi denklemini kuranların demokrasi, darbeler, Ergenekon, Cumhuriyet Mitingleri konusundaki fikirlerini araştırma işini size bırakıyorum bu defa. Tabii ki “isteyenlerin derdinin başka olması demokratik hak olup olmadığını belirleyici değildir” mimini de düşelim baştan. Sonra döneceğz mevzuya.

Ben oltaya takılan Haftanın Erke Ödülü yarışmasında mansiyon ödülünü hak eden bir anekdotu nakeledeceğim.
(devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »