Archive for Haziran 2010

 
İsrail’e fazla sert davranılmasından rahatsız olanların öne sürdükleri “temiz sicil” şartı, “geçmişin pür-ü pak mı ki konuşuyorsun?” azarı “herkes ebediyyen sussun” demektir.

Her davanın savunucusu muarızını alt etmek için “tencere dibin kara, seninki benden kara” mealinde bir dizi paralellikler kurar. İsrail’in geçen yılki Gazze Katliamı sırasında bu çok yapıldı Mavi Marmara sonrası da bolca yapılıyor; hatta son PKK terörü sonrasında da. Aslında bu pattern bize özgü değil, İsrail yanlısı www‘nin dünyada “in-bedded” medyası, gönül bağlıları ve oralarda üretilen propagandayı kendi özgün fikri sanıp içselleştiren distribütörler tarafından uygulanmaktadır. Bu girizgâhın “komplo teorisi soslu” olduğunu düşünenlere küçük bir hatırlatma: Bir saygın gazetede tarih yazıları yazan yazar ‘arz-ı mevdud’ konusunda “Daniel Pipes’in yazısından derledim“ diye bir yazı yayınladı! Kavramın bir Müslüman safsatası olduğunu öğrendik böylece. “Eee bunda ne var” diyenler Daniel Pipes’ın, ABD’deki Yahudi Lobisinin dahi “ırkçı” dediği, muhtemelen yaşayan en ünlü İslamofob olduğunu bilmiyor olmalı.

Devamı Star’da

Read Full Post »

Öldü sanılan şahıs mezardan sağ çıktı

Şanlıurfa’da hayatını kaybeden İbrahim Halil Acaba (35) gömüldüğü mezardan bir gün sonra canlı çıktı.

Dün kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden Acaba’nın, öğle namazından sonra Onikiler Mahallesi Mezarlığı’na gömüldüğü belirtildi.

Acaba ailesi, oğulları için kurdurduğu taizye evinde gün boyu dualar etti. (devamını oku…)

Read Full Post »

Türkan Saylan üzerine hissiyatımı ifade ettiğimde bir kaç protesto almış idim. Sütten ağzım yandığı için bu defa kirli işi taşeronum, yoğurt yiyişini sevdiğim yiğit Engin Ardıç’a ihalesiz verdim gitti. Buyurun:
**************
Yaşıyor muydu?

Engin Ardıç (Sabah)

Bu soruyu, öldüğü günün ertesi Metin Toker için sormuştum.

Çünkü Metin Toker 2002 yılında ölmüştü ama aslında “İsmet İnönü öldüğü gün” ölmüştü…
Çünkü “İsmet Paşa’nın damadı” olmaktan öte bir “fonksiyonu” yoktu. Gazeteciydi, yazardı, kitapları falan da vardı, tamam olmasına tamam. Esas olarak kayınpederini anlattığı güzel kitapları vardır, keyifle okuduk, ellili yıllarda çocuk olduğumuz için onlardan çok şey de öğrendik sonradan…
(devamını oku…)

Read Full Post »

Yıldıray Oğur en sevdiğim köşe yazarlarından. Kanaatimce onun vicdanı de entellektüel derinliği de yüksek perdeden “muhalif, ezberbozan, populist olmayan, evrenselci, sosyalist, liberal vs” maskesi ile dünya iktidarının tezlerini yutturan kırk tane Murat Belge’yi cebinden çıkarır (Not: Bu Israil-muhibbi entelleri sigaya çektiğm yazı hafta içinde Star’da inşallah).

Gavurun “manufactured complexity” (imalat karmaşıklık) dediği lüzümsuz soyutlaştırma, sofistikeleştirme, mugalata da yok, kasıtlı muğlaklaştırma da yok Yıldıray’da. Sarih ve sahih akıl ve vicdan var.

Kendisi ve onun öncülüğünü yaptığı Genç Siviller’e muhabbetimi hiç gizlemedim. Çok önemli işler yapıyorlar bu genç arkadaşlar. Üzerine ölü toprağı serpilmiş toplumu uyandırma fonksiyonlarının değeri ilerde çok daha iyi anlaşılacak inanıyorum. (devamını oku…)

Read Full Post »

Hayır, bunu Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı, Dr. Osman Can’dan duymadım. Onun da benden duyduğu ihtimali “aklın yolu birdir” ihtimalinden zayıf. Osman Can, “Hükümet, Meclis AYM’nin esas üzerine vereceği bir olumsuz kararı kaale almamalı” diyor mealen. Ben ise onlar ve biz “esastan görüşüp vereceği herhangi bir kararın yok hükmünde olduğunu ilan etmeliyiz şimdiden” diyorum. Bu ilkesel olarak daha tutarlı bir duruştur zira “ancak aleyhimize karar verirse ” demek yerine “böyle bir yetkisi yoktur” demiş oluyorsunuz.

Burada son 2-3 yıl içersinde tam da bu manada bir kaç yazı yazdım.
Bkz örneğin:
AYM Üyelerinin Süpermen kompleksi

AYM Gerekçesi: Minareye kılıf veya zırvanın tevili

Ananı belleyen Anayasa Mahkemesi ise..

HSYK icraatı: Hükümsüzdür!

AYM Konuştu: Status quo ante

367 kere Maşallah! Laikliğe aykırı değilse tabii

Anlayacağınız, Şamil Tayyar’ın mealen , “İlk olarak Osman Can bunu söyledi” demesinden burayı iyi takip etmediği anlaşılıyor. Ah ne şok! Senin kaybın Şamil. (devamını oku…)

Read Full Post »

Malum mevzuuda kendi akli, vicdani tepkimizi yazı ve yorumlar vasıtası ile yeteri kadar vermişizdir inşallah. Fetva mercii olmadığımız için ulemadan bir diğer zat-ı muhtereme kulak verelim İslami boyut için:

Kaynak : Yenişafak

Cihad mı, değil mi?

Hayrettin Karaman

Toprakları işgal edilmiş ve kendileri de yok edilmek istenmiş bir Müslüman halkın (Müslüman olmasalar da mazlum oldukları takdirde bir halkın) elden gelen ne ise onunla yardımına koşmak Allah’ın emridir ve bu faaliyet cihad içinde yer alır. Yakında bu köşede şöyle yazmıştım:

“Cihad bir yandan iç muhalif olan nefse karşı, bir yandan da dış muhalif olan İslam düşmanlarına karşı yapılacak mücadeleler toplamıdır. Bu mücadelenin silahlı olanı, şiddet içereni bütünün bir parçasından ibaret olup zarurete (başka çarenin bulunmamasına) dayalıdır. Mücadelenin bütününe bir isim vermek gerekirse en uygunu ‘amel’dir. İslamî amel, dinin bütün şümulü ile uygulanması manasına gelir. (devamını oku…)

Read Full Post »

Oldum olası derin stratecistlerle hiç yıldızım barışmadı. Yalın gerçeği olduğu gibi söyleyip, bunun için fiyat ödemek gerektiğinde -ki bu işler çoğunlukla böyledir-ortalıkta görünmeyen, “davanın” rantlarını devşirirken önde, zahmetli, riskli iişlerinde arkada olan, bu eyyamcı duruşu da elini sıcak sudan soğuk olana sokmanın külfeti veya omurgasızlık ile değil kendisinin haiz olduğu, bizim gibi basit zihinli fanilerin kavrayamadığı “derin muhakeme” ile açıklayan, çoğunlukla onu da yapamayan lakin o havayı yaratan tiplerdir bahsettiğim “derin stratecistler”.

İsterseniz “bunlar da bizim kendinden-menkuıl monşerler” diyebilirsiniz. (devamını oku…)

Read Full Post »

Fethullah Hocaefendi’ye bir açık mektup yazıyordum aslında (zira bırakın kendisini, gazetelerinde yazan yeni yetme abilere ulaşmak dahi imkansız bu günlerde, -eski ve fazlaca da eski olmayan dostlar dahil). Organizasyonu’nun hali ve kendi çizgisi üzerine hasbıhal-şikayetname idi niyet. Ama gene inandığım iyi doğru ve güzele zarar verme korkusu ağır bastı ve vaz geçtim. Dedim ya, nalet olsun bendeki bu sorumluluk duygusuna!

Evet sorumluluk duygusu konumuz. Oysa her şey iyi gidiyordu Cemaat ile aramızda. Mavi Marmara Katliamı’na kadar onların kanallarında, ve şimdi laikçi kanallarda da, dünyanın dört bir yanından gelen Türk Okulları’ndan pırıl pırıl çocukları seyrediyordum. Doğrusu tam da anlayamıyordum meselenin özünü, hatta kafama Kürşat Bumin zihinlilerinkine benzer, “Gana’lı bir çocuk niye ağlayarak Türk İstiklal Marşı okur? Ve ben bundan gurur duymalı mıyım” (devamını oku…)

Read Full Post »

… and a few cases of unnoticed infatuations:
(devamını oku…)

Read Full Post »

Beynelmilel Yahudi’nin senaryosu hep aynıdır. Her insanlık suçu akabinde sahneye konan oyun şöyle oynanır:

Önce duman çıkan silahlar gizlenmeye çalışılır dünyanın her tarafına yayılmış ama özellikle de ABD ve Avrupa’da kontrol ettikleri medya imparatorluğu tarafından. Buna rağmen, son zamanlarda özellikle El Cezire, internet medyası gibi alternatif medya aygıtları sayesinde suç delilleri ortaya çıkmışsa, propaganda safhasına geçilir. İslami terör, Hamas, El Kaide ne varsa boca edilir Batı’daki kamu zihinlerine. “Bunların nesine acıyıcam; onlar bizi öldürmek istiyor… Israil bizim tarafta ..” tepkisi yaratılmaya çalışılır. Eş-zamanlı olarak “Hamas’ın füzeleri”nden 11 Eylül’e hafıza tazeleme işleri devam eder. Sadece film gösteren TV’lerde dahi Masada, Anna Frank’ın Hatıra Defteri, Shindler’s List gibi bu “ebedi mağdur ve mazlum” milletin dramı anlatılır pek mahir ağızlardan, kendilerinden.

Gene eş zamanlı olarak olayın masumane açıklamaları gelir. Israil hükümet sözcüsü “İsrail’in olayı araştırdığını” (devamını oku…)

Read Full Post »