Archive for 25 Eki 2010

Benim “tesettürlü kadını” tanıdığım yıllar 70’lerdeki üniversite yıllarımdır. Yok canım, bu tesettür annelerimizinki gibi diil. Alemsiniz walla! “Şuurlu Müslüman, mücahide..” den bahsediyorum -ki o da 70’lerde bu günkü “eğitimli, bilinçli, bireyleşmiş, modern, vokal türbanlı” tipine pek uymuyordu. O zamanlar “evlerimizdeki temizlikçi kadından” (yaa, sen ne sandın? Evlerimizde temizlikçi kadınlar, bahçıvanlar, aşçılar, kahyalar koşuştururdu ve dahi bu vesayetler istikarar mistikrar gibi başlarından büyük işlere burunlarını sokmazdı; nerde kaldı o güzel günler!), köylü, kenar mahalleliden farklı bir “kapalı kadın” modelinin ortaya çıkışı da o yıllara tekabül eder. 60’lardan kalma Şule Yüksel, Hatice Babacan gibi bir kaç istisna bir istatistiksel yekun teşkil etmezdi zira.

Peki nasıl bir tipti bu homo-türbanlıyus prototipi? Biraz zor söylemesi, zira çarşıda, pazarda, otobüs durağında pek seyrek te olsa rastladığımızda göz göze gelmekten haya ederdik. Ben öyleydim en azından; tanıdığım diğer dindar arkadaşlar için de durum çok farklı değildi. O zamanki mücahit üniversitelilerin hayal ettikleri helallik bu yeni türeyen çoğunlukla Kuran kursları öğerencisi olan tip idi. Bir arkadaşın bir av izi sürme ümidi ile hafta sonlarını Şehzadebaşı’ndaki kız Kuran kursu mevkiinde “sipere yatarak” geçirdiği de rivayet edilirdi. (daha&helliip;)

Read Full Post »