Archive for Kasım 2010

Yazıyı Ramazan’da yazmıştım. Değişikliğe hacet yok. Yazı bir vicdan uyandırma servisi çağrısı idi nihayetinde. Vicdanın Ramazan’ı, Kurban’ı olmaz zira. Ben gayretten sorumluyum.
Buyurun.

*******************************************
İslam’da hayvanların yeri üzerine fetva verecek teçhizatım da yok salahiyetim de. Söyleyeceklerimin muhatabı tüm insanlık, kaynağı da vicdan ve akıldır.

Herhalde şu kadarı üzerinde tartışma yoktur: Dünya bizim malımız değil. İstediğimiz gibi tepe tepe kullanamayız onu. Tapulu malımızı dahi istediğimiz gibi tepe tepe kullanamayız ey “sokak kedilerine niye yiyecek veriyorsun? Ben şurada oturuyorum, karışırım, hukukçuyum” diye beni taciz eden arkadaş cinsinden olanlar! Tapular ancak sınırlı kullanım hakları tevdi eder. Dünyanın gerçek tapusu da Yaratan’dadır.

Eşref-i mahlûkat olmak beleş değil; sorumlulukları var. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Erdoğan’ın tek rakibi

Taraf’ın AA kaynaklı haberinde, Time Dergisi’nin açtığı “yılın adamı” (Feminstlik değil niyetim ama doğrusu herhalde “yılın kişisi” (person of the year) olacak) yarışmasında Erdoğan’ın tek rakibinin Lady Gaga olduğunu öğrenince güldüm tabii. Güldüm ve hafıza şeridinde epey gerilere gittim; 13-14 yıl falan kadar.

O zamanlar da Time asrın kişisini seçiyor idi, internet oylaması ile. Tabii ABD’deki bizim bir çok Türk vatadaşlardan e-posta bombardımanı altında kalmıştık. “Oylamaya katılın; arkadaş, eş dostlarınıza da bildirin Atatürk seçimi kazansın” deniyordu bu e-postalarda. Oylamanın bir anki durumunda Atatürk, Madonna ve Bruce bilmemne (!) başa baş yarışıyor idi. Bir noktada bu e-postalardan bıkkınlık gelmişti; “ben oyumu Madonna’ya vereceğim, bana daha e-posta göndermeyin” demiştim.

Kıssadan hisse:
Ben henüz kimseden “oyunuzu Erdoğan’a verin, Lady Gaga’yı yensin, birinci olsun” mealinde e-posta almadım ama neme lazım, işi sıkı tutup, buna akıl edebilecekleri şimdiden uyarayım. Ters teper bende bu tür çağrılar. “Adil bir yarış olsun, hak eden kazansın” dır mottom. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bir yeni dost ile sohbet ediyorduk. “Milliyetçi” diye tarif ediyor kendisini. Ama kavramın manasını bilmiyor. O ülkesini, bayrağını, milletini sevene milliyetçi denir sanıyor. Kendisine “milliyetçi” demeyen de bu vasıflara haiz olmayanlar onun basit zihninde. Bunun cahilane bir beyin yıkama mamulü olduğunu söylediğmde de duyguları rencide oluyor. Bu dost kibar olduğu için bana küfür, hakaret falan etmedi; sadece sözlerimi kişisel algıladı, kırıldı. Ama az küfür işitmedim geçmişte bundan çok daha hafif eleştiriler karşısında (Sadece küfür olsa! Girmeyeyim oralara).

Temel problem şurada: Yurttaşlık bilgisi, insan, millet, devlet tanımlarını bilmeyen, inanç, İslam, “iyi, doğru ve güzel” üzerine bir ilke, bir ölçek geliştirememiş, ama fıtratında “iyilik” cevheri olan insanların duyguları bazı Frankenştayn ruhlular ve bazı daha masumane fakat kendileri de az gelişmiş “dava insanları” tarafından istismar ediliyor. (“Bizim tarla daha önce sürülmüş” diyen tertip merhum Muhsin Yazıcıoğlu bu bilgeliğe erişiyordu; erken gitti). Mezalimine girliyor özünde saf olan bu dost gibi insanların ve mankurtlaşırılıyorlar. Steven King hikayelerinde virüslerle robot katiller haline dönüştürülen sıradan insanlar gibi. (daha&helliip;)

Read Full Post »

“Ben Allah’ın masum bir kuluyum. İnsanlar bana çok eziyet ettiler ama hiç bir insan benden zarar görmedi (belki hak edilmiş bir kaç çifte haricinde). Pis işlerine alet etme beni Hans” de Hermann! Göreyim seni!

Hermann da kim mi?

Kim olacak? Afganistan’daki katil emperyalistlerin son modern adam öldürme “çözümü”.

Buyurun:
Haber kaynağı: Milliyet
**************************
Eşeğin önemini anladılar (daha&helliip;)

Read Full Post »

Evet, nerde kalmıştık? Haa, tamam bu günün “homo-türbanlıyus” ‘u 70’lerde nevzuhur eden ablalarına, annelerine pek benzemiyor demiş ve TV’de gördüğümüz, mizahı “biraz belden aşağı” türü de kapsayan, “kara çarşaflı standapçı” imjainı değişimin bir carpıcı örneği olarak sunmuş idik.

Ama bu olağanüstü bir tespit değil. Nitekim bugünün Müslüman’ının yozlaşması üzerine kariyer yapan ve bu yozlaşmanın tezahürlerini de “cipli- türbanlı, bol makyajlı, dar elbiseli türbanlı” gibi imajlar üzerinden resmeden yazar, düşünür, konuşur, hatta düşünmez konuşur-yazar var mebzul miktarda. M. Şevket Eygi’den, ismini hatırlayamadığım “abdestli kapitalist” diyen arkadaşa, ondan bütün illetlerin kökenini Ak Parti sanan Mehmet Bekaroğlu ve “başörtülü çıplak” tan bahseden Hayettin Karaman Hoca’ya kadar bu “değişim” ile alakalı endişelerini ifade eden çok sayıda dindar aydın var. (daha&helliip;)

Read Full Post »