Archive for 23 Haz 2011

Zamanında fırsatım olmadı veya “söylesem tesiri yok” psikolojisi ile söylemedim. Şimdi söyleyeyim: Seçim öncesi YSK’nın 7-8 terörist çapulcunun adaylığını iptal kararı yerinde idi. Ve CB’ndan, medyadaki demokratlara, dindarlara, laikçilere ve onların etkisi ile topluma kadar el birliği ile YSK’yı, mahkemeleri baskı altına alıp, kanunları eğip bükerek bu çapulcuların seçilmelerini sağlamanın ne ahlaken, ne hukuken ne de siyaseten bir izahı mümkündü. Kollektif olarak terörist şantajına boyun eğdik. “Aman gene ortalığı karıştırırlar, kan akıtırlar, kızdırırsak; ne istiyorlarsa verin” dedik. Bunun adına en hafif ifade ile appeasement denir gavurcada (barış için kötülere taviz basitçe). Bunu bir defa yaptığınızda artık ilkeler üzerinden argüman üretme şansını kaybedersiniz. “Hukuk devleti”, “yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı” vs argumanlarınızın inandırcılığı kalmaz. İçtihad oluşturusunuz. “biz yaptık oldu” usulünün yeni Türkiye’de de cari olduğunu teyid edersiniz. Statüko’nun son bulduğu argumanlarınız zayıflar zira statüko zihinlerdeki bir mefhumdur. Bir de muhatabı cesaretlendirmesi var, ki izahı fuzulidir.

Ne diye karşı çıkmıştık YSK’ya hatırlayalım. YSK’nın kararını hukuken değil konjunkturel siyaseten ve niyet okuma ile analiz ettik. YSK statükocu bir kurum; ortalık karışsın istiyor. Bu saatten sonra adaylığın iptali ancak kötü niyetle olur; zaten yurt dışındakilerin de seçme hakkını elinden almıştı (zavallı YSK ne statükocuya yar oldu ne “yandaşlar” a). Peki adaylık, seçilme hakkı, yeterlilik kriterleri bu adayların sabıka kayıtları, YSK’nın insiyatifinin olup olmadığı, ilgili Anayasa maddeleri üzerinde kaç yazı okudunuz, kaç konuşma dinlediniz? Demeki biz bu imişiz. İlkelilik argumanlarımız anı kurtarmak içinmiş. O anki ihtiyacımız ne ise, veya “konjunktör” neyi dikte ediyor ise onu kitabına uydururmuşuz. (daha&helliip;)

Read Full Post »