Archive for Ekim 2011

Yok, yok, “akademik dokunulmazlık” değil mebzubahis. Okuyun hele bir.

“Taraf’tır, ne yapsa yeridir” diye boşuna dememiş atalarımız. Artık orda okuduğum hiç bir şey şoke edemez beni.

Konu: Çok içerlemiş Taraf kocaaa profun (E. Büşra Ersanlı) KCK kapsamında tutuklanmasına! “ilk defa bir profesör KCK kapsamında gözaltına..” … imiş! (Her şeyin bir milli olması vardır Aamet Abi). Sahi ilk CEO ne zaman tutuklandı bilen var mı? İlk futbolcu? İlk fizikçi? İlk doktor, mühendis, çaycı?

Ama Taraf dikkatinizi çeker ey saygıdeğer efkar-ı umumi, bu tutuklanan sadece prof değil, yeni Anayasa için partilerle temaslarda BDP’yi temsilen bulunanlardan imiş! (Karındeşen Jack de bir lord ve şair, De Sade de marki imiş ama kör alaka!)

Haber’de ne isnad edildiği, hangi deliller olduğu veya olduğu iddia edildiği, geçmişi vs. yok. Her iki satırda bir prof. kelimesi var. Bir de Ak Parti’lilerle anayasa hazırlık komisyonu oluşturulması konusunda Ak Parti Heyeti ziyaretinde BDP’yi temsilen onlarla görüşen ekipte olduğu! Teşbihte hata olmaz, hakeme “ona hangi cüretle düdük çalıyorsun?  O Guti!” diyen “memleletim insanı” na tepeden bakan “memleketim insanı” bir Çetin oğlu Aaamet! Tarifsiz kifayetsizlikler içinde Urumeli Hisar’na oturmuş. Oturmuş ta bir türkü tutturmuş: “Siz Türkler Kürtlere zulmettiniiiiiz! Cezanızı çekeceksiniiiiiz!!”

Pardon dalmışım! Sahi Taraf ne yapmaya çalışıyor? Türkçe’de de gavurcada da var olan “rütbe çekmek” (sen benim kim olduğumu biliyormusun?) ifadesi akla geliyor. Taraf da tutuklanmasına çok içerlediği KCK şüphelisi hakkında soruyor: “sen onun kim olduğunu biliyor musun? O prof!”.

Yasama dokunulmazlığını, bürokratik dokunulmazlığı bilirdim de ne prof. dokunulmazlığı duydum ne de “Ak Parti’lilerle aynı masaya oturma” dokunulmnazlığını.

Biz Taraf’ın sorusunu cevaplayalım. Ben onun kim olduğunu biliyorum artık Ahmet Altan! Frankenstein ruhlu bir terörist! Ya aşağıdaki haber düzmece de, ya da artık Terör Örgütü propogandisatliğini kabullen. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

“Barış ve Demokrasi Partisi Başkanı Selahattin Demirtaş ve beraberindeki heyet Van deprem bölgesine hareket etti” haberini okuyunca derin düşüncelere gark oldum. Ne yapacak acep Barışçı Demokratlar Deprem Bölgesi’nde? Aklıma gelen şıklar:

1) Arama kurtarma ekiplerinde görev yapan emniyet güçlerinin yüzlerine tükürmek, tokatlamak, “ne işiniz var Kürdistan’da pis Türkler” demek için.
2) Örgüt’ün ihtiyacı doğrultusunda bombacı, mayıncı, nişancı, molotofçu vb görevlerinde istihdam edilecek eleman devşirmek için.
3) Depremzedelere “devlet eşek olsa binme” demek için.
4) Ambulansların geçeceği yolarda mayın döşenecek yerlerin tespiti gibi lojistik hazırlık işleri için.
5) Sorumlunun Akepe olduğunu yerinde tespit etmek için (ah pardon, bu tespit zaten yapılmış Özgür Gündem’de!)
6) Deprem’in “dewlet bölgesini” vurduğunu (öğretmenlerin kaldığı bina, stadyum civarı vs.) , bunun da Zerdüşt’ün gazabı olduğunu tespit için (ah pardon, bu tespit de yapılmış Özgür Gündem’de; dalgınlığım üstümde gene!).

7. Yardım isteme çığlığı olarak “İmdat” mı “hawar” (?) mı kullanıldığını denetlemek, gerekli uyarılarda bulunmak için.

8. Olay mevkiinde araştırma ve incelemelerde bulunmak için. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kaddafi’nin “Yeşil Kitap” ‘ından çok bahsedilirdi, üniversite yıllarımda, arkadaşlar arasında ama bahsedilirdi o kadar. Okuyan fazla yoktu. O yıllarda Milli Görüş’çü gençler olarak içinde bulunduğumuz (kendimiz, İslami Kesim ve İslam Dünyası olarak) yalnızlık, kuşatılmışlık, eziklik duygusuna karşı bulduğumuz müttefiklerden idi Kaddafi. Kitabı “yeşil” idi bir kere. Yeşil = İslami. Emperyalist Batı’nın pek sevdiği bir adam değildi üstelik. Ve öyle olageldi.

Son 20-25 yıldır artık “İslami” liğinin de Afrikalılık gibi ancak bir aidiyet veya tepkisel seviyede olduğuna karar vermiş idik lakin onu “dost” saflarına koymak için düşman ilan etmek için olduğundan çok nedenlerimiz vardı; en azından benim. Bundan 20 küsur yıl önce ABD Başkanı Reagan meskenlerini bombalattırıp bir çok vatandaşı ile birlikte kundaktaki çocuğunu katletmiş idi. Şeytan’ı bu kadar kızdıran adam çok kötü olamaz, olsa olsa çok aptal olur demiş idim.

Zihinsel özürlü olduğunu sanmıyorum ama akli dengesinin yerinde olmadığından nerede ise eminim. Son anında dahi kendisini linç eden PKK_cinsi haydut sürüsüne “yaptığınız haramdır.. ben sizin babanızım” dan daha akıllıca şeyler söylerdi akli dengesi yerinde olan. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ne diyegeldiler enteller, edebi, dokunaklı, duygu fişkıran ifadeler ile her katliamın arkasından? “Siz onlara Diyarbakır Cezaevi’nde bok yedirdiniz; ne bekliyordunuz?”. Bu “bok yedirme” muhabbetinde geçen “siz” kim biz kim sorusuna tekrar girmeye hacet yok. Daha önce yazdım bu “bok yemenin” başladığı 1984’ten 7 yıl önce Batman’da staj yapar iken Apocular diye bir haydut sürüsü ile tanıştığımı.

Burda sadece bu bok yemenin terörün nedensellik açıklaması olarak sunulduğuna cevaben aşağıdaki resmi sunuyorum. Resim Suriyeli Bahoz Erdal (Fehman Hüseyin)’e ait. Hayatında Diyarbakır’a ayak attı mı bilmem. Hayır, resim entellerin bok yediğinin resmidir. Siz karar verin bu defa bu kadarı gaflet midir delalet mi yoksa hiyanet mi.
***************************************

Read Full Post »

Kendimizi kandırmayalım (“Terör demeyin, isyan diyin hallolur” diyen Cengiz Çandar’ın da bizi kandırmasına müsade etmeyelim). Bu bir savaştır. En az Amerika’nın “küresel terörle savaş”ı veya “terörle küresel savaş” ı kadar savaştır!

Kissinger-Wolfowitz et al (Busht ve ABD kurulu düzen mekanizması ile) 11 Eylül sonrası savaşın sathını bütün dünya ve hedefini de “bu teröre direkt veya dolaylı destek veren, zemin hazırlayan tüm alt yapı” olarak belirlemişler idi. Ahlaki doğruluk için ABD olmaz tabii referansımız. Sadece bizim terörle mücadelemize Batı’nın yüksek ahlaki stadartlarını referans alarak karşı çıkanlar için sus payı.

O zaman biz kendi vicdan akıl, izanımız ile konuşalım:

-BDP denilen kravatlı, etekli haydutlar meşru hedeftir! (resmi görev dağılımında vekil mi, kapıcı mı, molotofçu mu bombacı mı, keleşçi mi fark etmez). Eğer devlet bu ekmeğimizle geçinip, polis dövenlerin, bu terör planlarının parçası, ve sonuçlarının en iyi pazarlayıcısı, propagandisti olmalarına müsade etmeye devam ederse, iş başa yani millete düşer. Nefsi müdafadır adı. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Adından bahse çoğunlukla methiye ile başlanan, en azından “ünlü sosyolog” olduğu hatırlatılan Prof. Şerif Mardin “fanı” olmadığımı bir kaç defa ifade ettim sanıyorum. Yüzüne de söyledim hakında düşündüğümün hülasasını. Burada yayınlamadığım notlar arasında bu “imam öğretmeni döver”, “mahalle baskısı” ve bu gibi endişelerin hülasasından çıkan zihniyet üzerine kendisine bazı eleştrilerde ifade veya ima edilen “yerli oryantalist” şapkasının iyi yakıştığını düşündüğümü yazmış idim. “Tesadüf” bu ya, 4-5 yıl önce İstanbul’da Edward Said anısına düzenlenen Oryantalizm Sempozyumu’nun açış konuşmasında da Oryantalizm savunuculuğu ona düşmüş idi. Boşuna dememiş gavur “pis iş ama birinin yapması lazım”.

İşte bu yellenmesinde entellerin hikmet aradığı “ünlü sosyolog” gene tartışma konusu. Bu konuda Ali Bulaç’a katılıyor, Batı’ya yeteri kadar şüpheci yaklaşmadığını, onların ölçütleri, başlangıç noktalarını fazla itira<zsız kabul ettiğini düşündüğüm Taha Akyol’a ancak kısmen katılıyorum. Geriye ise tamamı ile katıldığım Yusuf Kaplan Yazısı kalıyor. Tavsiye ediyorum.
Zamanı dar olanlar için hülasa: Mardin dünyaya ve bize Batı gözlüğü ile onun öncelikleri, hassasiyetleri ajandası çerçevesinde bakıyor” diyor. Bu da benim ilavem: Kendine ait bir narrative (betimleme?) si yok çünkü kendisinin Cumhuriyetçiler için kullandığı ifade kendine de uyar: “İyi, doğru ve güzel”e ait özgün bir nosyonu yok. *******************************************************
Yusuf Kaplan
Sosyal bilim ne/resi, Şerif Mardin nereye “düş-er”?

Soru/n şu aslında: Gerçek miyiz, gölge mi? Sormamız gereken yakıcı soru bu. Ama kimse sormadı bu soruyu bu ülkede: Gölge oldukları halde, gerçekmiş gibi hareket eden (biz) gölgelerin, böyle bir soruyu sorabilmeleri mümkün mü/ydü? Değil/di elbette. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Muhafazakâr VogueLaikçilere yıllardır dedi Nilüfer Göle ve diğer liberal, demokrat vb modernler “şeriat meriat getirmek gibi bir derdi yok kimsenin; sadece saygı istiyorlar; modern mahrem felan fıstık…Verin saygıyı, göreceksiniz onların da çoğunun özlemleri sizinki gibi; aranıza katılmak istiyorlar aslında..” (tam da böyle demediler, bir kısmı benim haber-yorumculuğum).

Neyse, artık laikçilerden derin komatoz olmayan herkes derin bir nefes alabilir, pek Âlâ !

Haber:

*****************************************
Âlâ
Ne zaman çıktı: İlk sayısı Temmuz 2011’de çıktı.
Hedef kitlesi: 18-35 yaş arası muhafazakar kadınlar.
Tanıtım aktiviteleri: Şu ana kadar herhangi bir tanıtım aktivitesi yapmadı. Kulaktan kulağa yayıldı.
Sosyal takipçileri: Facebook’ta 75 binin üzerinde takipçiye ulaştı. Sayfasını 3 bin 500 kişi sürekli yorumlar yaparak aktif olarak takip ediyor.
Hedef kitlesinin takip ettiği markalar: H&M, Kenzo, Zara, Mavi, Mango, Twist, Guess, Armani, River island, Luois Vuitton, Burberry, Chirstian Louboutin, Hermes, Tiffany&Co, Gucci, Alexander McQueen, Dolce Gabbana, Furla, Patrizia Pepe, Centro, Bulgari, Salvatore Ferragamo, Chanel, Asprey London, Christian Lacroix…
Öne çıkan reklamverenler: Kayra, Ugoza, Derimod, Semazen Butik, Evitare
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »