Archive for 22 Ara 2011

    1970’lerde İTÜ muhtelif devrimci grupların kontrolünde idi. Terör estirirler, kırar dökerler, kan akıtırlardı. Ülkücüleri okula almazlar, geri kalanlarımızın da eğitim yapmasına müsade etmezlerdi. Bir gün, adet olduğu üzre, gene ders esnasında bir devrimci arkadaş sınıfa girdi ve “faşolar bilmem nerde devrimci yoldaşımızı öldürdü. Protesto için Beşiktaş’a yürüyoruz. Herkes dışarı” dedi. Hoca da rutini bozmayarak ilk çantayı kapıp kaçan oldu; arkasından öğrenciler. Ben en son çıkanlardan olurdum, direnerek. Bu defa direnen 10-15 kişi olmuş idik, bir kaç ülkücü, birkaç “hacı, hoca takımı” yani biz. “Çıkmıyoruz, biz buraya ders yapmaya geldik” dedik. Çok tehditler işittik. Sökmeyince kibar, demokratik yolu denediler bu defa. Tebligatı yapan devrimci gencin sözleri hala aklımda:

    Arkadaşlar, herkesin düşüncesine saygılıyız. Herkes kendi gönlü ile dışarı çıksın“!

    Buna benzer ifadeleeri çok duydu bu kulaklar bu memlekette. Bu gün Yeni Şafak başyazarı Ali Bayramoğlu terennüm ediyor aynı cümleyi. Önce “ee Fransa’da soykırım yok demek suçsa, Türkiye’de de bir zamanlar “soykırım var” demek suçtu diyor. Olaydan her zaman “soykırım” diye bahseden entel bize kibarca “Fransız’a kızıyorsunuz ama sizin ülkede durum daha mı iyi” (tenecre dibin..) dedikten sonra o bomba cümleyi patlatıyor. Okuyalım:

    “İşin özü özgür bir şekilde tartışmaktır…”

    Eyvallah, tartışalım ama nasıl?

    “İşin özü tarihte olup biteni resmi tezlerin, milli çıkarların arkasına sığınmadan görebilmektedir. “.

    Tamam ama “tarihçiler” kelimesini duyduğuınuzda al görmüş boğaya dönüyorsunuz sayın entel. Ne yapalım?

    1915’i sindirmek, kabul etmek, özür dilemeyi bilmektir… (devamını oku…)

Read Full Post »