Archive for Temmuz 2012

Geçenlerde Toyota-Türkiye’nin işçileri çağdaşlık=Gayri-İslamilik testine tâbî tuttuğu haberini okuduğumda, “bu Fransız’dan çağdaş, Türk laikçi zibidilerin işidir; Toyota merkezin işi olamaz” demiş idim. Toyota Merkez yönetiminin tepkisi bu tahminimi doğruladı.

Başörtülü Kızılay gönüllüsüne dahi tahammül edemeyen, despot-zorba-yobaz mağaza yönetcisi olayında durumun birazcık farklı olabileceğini düşündüm. Zira Türk-ortak her nekadar laikçilik-sahte çağdaşlık uygulamaasında TÜSİAD’cı (SA) olsa da gavur ortak Anglo-Sakson veya Japon çok-uluslu şirket değil, bir Fransız: CarreforSA. Sosyalisti ile en LePenn’inin İslamofobi, ırkçılık skalasında fazla farklı olmadığı, bizim laikçilerin laikçiliklerini pazarlamada, “baksana Batı’da da var böyle laiklik” demelerine imkan veren Sarkozy’nin ülkesinden bir şirket.

Gene de bu müptezel, yobazlıkta bizim bir kahverengiburunlunun Fransızlaşma gayretinin Fransız patronların DNA’sındaki İslamofobiden daha güçlü rol oynadığı kanaatindeyim. Neden derseniz, tecrübe: Bilmezmiyim adamımı? (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Bu notları Ramazan’dan bir kaç gün önce (Bumin’in yazısının yayınlandığı gün hangisi ise) düşmüş idim. Şimdi kısmet oldu kelime katliamını temizlemek.
********************************
Bu arkadaş hakkındaki fikirlerimi yıllar önce not düşmüş idim. Anal retentive (lafı kıçından anlayan, odadaki fil yerine pervazlardaki tozlarla uğraşan gibi bir şey), gündeme odaklanmadan kendince takılan yazar edası içerisinde aslında Batıcılığın -anladığı kadarı ile- distribütörlüğünden başka bir şey yapmayan biri olduğu fikrimi de hiç saklamadım. (bkz. örneğin buraya veya şuraya ve dahi şuracığa).

Hal böyle olunca, bir yerlerde ayyaş olup el alemin kapılarına işeme hürriyetinin kısıtlanması gibi bir “facia” olduğunda bu muhteremin “Taraf” olmasını hiç yadırgamam; yazdığı gazete “İslami kesim” den olsa da. O Gazete “bal gibi de Soykırım: Fransa haklı” diyen yazara da baş köşeyi sunacak kadar demokrat gazetedir nihayetinde. Eyvallah, karşı fikirlere de yer vermeye itirazımız yok ama Ramazan arifesinde Eyüp’te sarhoş olma hürriyeti yazısı pek “şık” olmamış gibi. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Artık bunu söylemezsek, kayıtsız şartsız yandaş statüsüne gireriz. Çarkçı Gandi’nin ne dediği umurumda bile değil. Onun da umurunda olduğunu, söylediğinin manasını kavraybilecek, sorumluluğunu düşünecek kapasitede bir muhattap olduğunu da düşünmüyorum. Bu kadar kelime fazla bile onun için.

Biz “kriz” e bakalım. Kriz olmamalı idi bir kere. Biz “kriz”haline getirdik, belki biraz üzerinde fazla düşünülmemiş siyasi fırsatçılık, belki dış işlerindeki amatör arkadaşların “yumuşak konuş ama büyük bir sopa taşı” yerine “kervan yolda düzülür” ve son söylenmesi gerekeni ilk söylemeyi tercih etmeleri ve Başbakan’ın da buna yatkın tabiatı gereksiz bir “kriz” haline getirdi aslında küçük bir meseleyi. Eleştirim makro düzeyde Suriye politikamız, Ortadoğu politikamız veya genelde dış politikamızın yönü, temel tercihleri üzerine değil. Ben Erdoğan_Davutoğlu dış politikasının ahlaken doğru olduğunu düşünüyorum. “Ahlaki doğruların aynı zamanda siyasi doğrular olduğunu zaman gösterir” (veya muadili) ifadenin müellifi olarak “ahlaken doğru ama siyaseten yanlış” gibi bir kavramı savunmam mümkün değil. Ama “execution” (icraat, uygulama) diye bir şey var. Burada sorunlar olduğu mezkur olayda da apaçık görüldü.

Şimdi biraz detaylı bakalım “kriz” deki aktörler ve rollerine.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Bir zaman önce bir Taraf yazarına “benim her Taraf’a sunduğum Altan’a cevap mahiyetinde bir kaç yazı neden yayınlanmadı” diye sormuştum da “bizde Altan’ı eleştirme hürriyeti yok” demiş idi.

Görülen o ki ya Orhan Miroğlu’nun haberi yok bu politikadan ya da bir yandan yazar iken bir yandan da masasını topluyor.

Baksanıza!

Not: Bir gün Türkiye’de nasıl medya mensubu (mesela bir ailenin 3 neslinin tüm elemanları birden veya dünyanın AH Coşkunları hangi özel kaabiliyet ve birikiminden dolayı oralara geldi, liyakat nedir gibi konuları kapsayan bir yazı yazmak lazım. Ama bunu o sistemin lehdarları yapamaz. Dışardan biri olcak. Aklıma kimse gelmiyor..)

Şimdi Miroğlu’ya kulak verelim:
*************************************************
Kemalizm, Baasçılık ve bir üzüntü..
02 Temmuz 2012 Pazartesi 01:35orhanmir@hotmail.com

Suriye devriminin Türkiye’ye etkisi hem iç hem dış politika bakımından giderek daha önemli hale geliyor.

Dünyanın gözü Türkiye’nin üstünde. Bizim gözümüz büyük partilerin liderlerinde, onların grup konuşmalarında ve medya açıklamalarında.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, geçen hafta partisinin grubunda Suriye meselesini anlatmaya çalışırken partililere 1974 Kıbrıs çıkarmasının meşhur parolasıyla seslendi: (daha&helliip;)

Read Full Post »