Archive for Eylül 2013

Bu yazıyı birbuçuk ay kadar önce bir gazete için yazmıştım ama burada yayınlamayı daha uygun buldum.

Komplo mu olduğu spontane mi olduğu, çoğunlukla da komplo kelimesinin farklı tanımlarını kullanarak, tartışılan Gezi kalkışması üzerine dış bağlantılardan bolca söz edildi. Protestolara destek veren dış mihrakların bir çoğu , yeminli Erdoğan düşmanları, Türkiye düşmanları veya mevcut hükümeti zor duruma sokmakta konujunkturel menfaati olan entiteler olduğu veridir. Ama içerde olduğu gibi dışarda da müzmin bir İslamofobi veya Türkiye düşmanlığı ile suçlanamayacak bir çok özel veya tüzel kişilerin de desteği alınmıştı. Bunlar arasında Uluslarası Af Örgütü (AI), Uluslarası Insan Hakları Izleme Komitesi (HRW) gibi STK ve Joan Baez, Vanesa Redgrave, Sean Penn, Susan Sarandon gibi liberal, bazıları geçmişte Filistin’e destek vermiş, Irak Savaşı’na karşı çıkmış sanatçılar ve Noam Chomsky gibi entelektüel omurgaları ile temayüz etmiş aydınlar da vardı. Kısacası , komplo veya değil, Gezi Parkı’ndan tweetleyen bir avuç y-generasyonu veya global bir propaganda ağı, iyi çalışılmış olduğu su götürmez.

Madonna, Susan Sarandon ve hatta Joan Baez’in nasıl “bilgilendirildiği” ve anında ikna edildiğini anlamak çok zor değildi zihnim için. Ama Noam Chomsky çapında bir entellektüeli Cem Boyner ‘den Jerusalem Post’a bir yığın “strange bedfellows” (uygunsuz yatak arkadaşları) ile aynı frekansa getirmek her babayiğidin karı olmamalı idi. Ben de kendisine Gezi hakkında hangi verilere sahip olduğunu, hangi ahlaki ilkelerin onu çapulcu olmaya ittiğini sordum e-posta ile. Cevabı mealen şu idi: (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Koç Grubu’nun başı Mustafa Koç Gezi hakkında gazetecilerle “samimi” sohbetinde Geziciler için “onlar da sizin, benim gibi insanlar” ifadesini kullanmış. Deniz Baykal’ın “TSK da bir STK’dır” (yok, aynı harfleri içermesi değil kasıt) dediğinden beri bu kadar veciz söz duyduğumu hatırlamıyorum. Budur not düşmenin esbab-ı mucibesi.

Sizin, benim gibi insanlar.

Di mi ama?

Hangimiz Türk ekonomisinin yüzde onunu kontrol etmiyoruz ve bununla ülkenin bize değil bizim ülkeye ne kadar hizmet ettiğimizi hatırlatmıyoruz sıkça?

Sizin benim gibi insanlar?

Kaç tanemizin çoluk, çocukları arada bir polise molotof, bilye, havai fişek, bulamazsa taş atarak, araba, dükkan, galeri felan yakarak geçirmiyor hafta sonunu?

Kaç tanemiz bu y-kuşağının ilaç, banyo, sandviç, prezervatif vs ihtiyaçlarını 5 yıldızlı otellerimizden, zincir mağazalarımızdan karşılamıyoruz? (daha&helliip;)

Read Full Post »

Dünyanın her tarafında ve özellikle de daha az gelişmiş doğu toplumlarında hayatın insanları biribirine bağımlı ve yakın kılmasının bir sonucu olarak cemaatler veya cemaat-benzeri sosyal gruplanmalar mevcuttur. Bu cemaatlerin hepsi dini değildir de. Bir ideoloji, hassasiyet, hayat tarzı hatta ortak menfaatten bir veya bir kaçı etrafında bir araya gelen pek çok cemaat yapıları mevcuttur. Bizde de dini cemaatler olduğu gibi, etnik, ideolojik, hayat tarzı birlikteliği üzerine cemaat-benzeri yapılar mevcuttur.

Konumuz Hizmet Hareketi olduğuna göre dini cemaatler üzerine bir kaç düşünce: Dini cemaatler mutlaka toplulukları belirli, ahlaki, dini değerler etrafında bir arada tutmak, manevi maddi tatminini sağlamak, yardımlaşma kültürü, sorumlu insanlar yetiştirerek mensuplarına da kendi dışlarındaki büyük topluma da hizmet ifa ederler. Insanların tek başlarına başaramayacağı bir çok sosyal fonksiyon networkler vasıtası ile sağlanır, “sürüden ayrı kuzunun kurda kapılma” (daha&helliip;)

Read Full Post »

Post-Gezi atmosferinde Cemaat-Ak Parti ilişkisi tekrar gündem konularından olmaya başladı. Şahsen bu iki entite arasında bir tansiyonun olmasını azrulayan şeytani niyetlilerin ekmeklerine yağ sürmemek gibi bir nedenden öte her ikisini de birer “hizmet” aracı olarak gören bendeniz bu konunun kapanmasını arzulayanlardanım tabiatı ile. Bizim temel ahlaki, felsefi, dini ilkelerimizle taban tabana zıt odakların başlatmaya çalıştığı bir yangına körükle gitmek gibi bir fikir sorumluluğu kaygısı vardı.

Ama öyle görülüyor ki bir avuç insanın okuduğu bu not defterinin sahibinin sorumluluk duygusunu esas sorumluluk makamında olan yazar çizer, kanaat oluşturur takımının iplediği yok. Konu gündemde tutuluyor ve “taraflar” ‘a mensup kalemler, mikrofonlar öbürünü yenme hırsını büyük ideallere önceliyor.

Cemaat ve ben
Risale-i Nur ve talebeleri ile 40 senelik bir tanışıklığım var. 40 sene kadar önce Erzurum’da Mehmet Kırkıncı Hoca Efendi’nin Risale-i Nur derslerine iştirak ettim bir kaç ay. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Allah kısmet ederse bu gece açıklanacak 2020 Olimpiyad’ının hangi şehirde olacağı. Bu defa ilk olarak İstanbul’un finalist üç şehirden biri olması başlı başına bir başarıdır. İstanbul’un şansı Tokyo ile eşit ve Madrid’in birazcık önünde gözüküyor. Ama her sonuç mümkün. Herhalde kıl payı ile kazanacak veya kaybedeceğiz. İstanbul’a vermezlerse haksızlık yapmış olacaklar Türkiye’ye, İslam Dünyası’na. Tokyo 1964 Olimpiyad’ını yaptı. Barselona, İspanya sanıyorum 1992 Olimpiyad’ını. Bizim sıramız olduğu kesin ama IOC (Uluslarası Olimpik Komitesi) ‘nin de Batı kontrolündeki bir kurulu düzen siyasi-ticari kuruluşu olduğu da kesin. Çok az farkla kaybedersek, buna ben Gezi farkı diyeceğim. Nitekim yabancı medyada Gezi terörü “Istanbul’un eksisi” olarak sunuldu. İnşallah kaybetmeyiz de Gezi kahramanları bir taraflarına kına yakmazlar. Hayırlısı..

Neden İstanbul 2020 önemli?
“Futbol sadece fotbol değildir” derler haklı olarak. Bu cümledeki futbolun yerine spor koyarsanız cihanşümul bir ifade olur. Başta Sovyet Rusya, Çin ve diğer dünün Demir Perde ülkeleri için spor çok önemli bir idelojik-siyasi araç idi, komunizmin Batı kapitalizminden üstün insan yetiştirdiğini gösteriyordu. Bu gün artık SSCB yok ama onun birleşeni ülkeler gene komunizm günlerinden kalma alt yapı ve devlet-güdümlü spor kültürü sayesinde gene başarılı. Batı’nın başarısını anlamak da kolay: Hayat standardı, bireyciliği önceleyen ve piyasa değeri yüksek olan ürün haline gelmiş olan spor başarısı. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Alman filozofu Frederich Nietzsche’nin Zerdüşt Böyle Dedi kitabında “Tanrı öldü” dediğini okuyalı 40 yıla yaklaştı. Üniversite’ye yeni başlayan bir öğrenci olarak bundan diğer fikirleri konteksti içerisinde çıkarımım insanlığın yaşadığı ahlak buhranına yergi idi.

Son yıllarda, özellikle internet ortamında bir çok yerde çeşitli fikirlere mensup kimselerin bunu yorumlayışlarına bakınca “bu benim okuduğum Nietzsche değildi” dedim. Özellikle bir çok ateistin bunu ateizmin propagandası için malzeme yapmalarını çok sığ buldum. Oysa Nietzsche “Tanrı öldü” ifadesinin arkasından “onu biz öldürdük” demesi dahi herhalde insanların maneviyattan, Allah’ın tüm yüce dinler vasıtası ile insanların yaşamasını istediği ahlaki normalardan uzaklaşmalarının kritiği olduğunu anlamak zor değildi. Sonradan sağda solda yapılan yorumlarda onun aynı zamanda içinde yaşadığı Avrupa’daki Hristiyan Tanrısı’ndan spesifik olarak bahsettiği ve bu şekilde zamanın Hristiyan Avrupası’ndaki din adamlarının “Tanrısı” ile problemlerini anlatıyor. Kısacası ifadeyi ben hala ilahiyattan çok insanlığın hal-i pür melali ile alakalı olarak okurum. Nietzsche’nin diğer yazıları gibi.

Düşünen, dünyasında olanlara duyarlı, hakikat arayışındaki her nodern insan herhalde kendi yaşadığı zamanlar için benzeri ümitsizlik psikolojisine girmiştir; benim bir süredir yaşadığım gibi. Biliyorum “dünya imtihan dünyası” ama hayatınızın tamamında ve sizden önce de dünyayı yönetenlerin şeytanın çocukları olduğu ve yönetilenlerin da derin ahlaki zaaflardan muzdarip olduğu görüntüsü karşısında sınav ister istemez zorlaşıyor, bazılarımız için, ben mesela. (daha&helliip;)

Read Full Post »