Archive for Ekim 2013

Ak Parti’li bir kaç hanım vekilin Hac dönüşü aldıkları kararla TBMM’ne baş örtülü olarak gelmelerine CHP’nin vereceği tepki tartışılıyor.

Benim bu müptezel zorbalık karşısındaki psikolojim bu gün Türkiye’de bilinçli olarak başını örten milyonlarca kadınınkinden fazla farklı değil sanıyorum.

1999’da Washington’da çalıştığım ofiste okuduğum Washington Post Gazetesi’nden almıştım bir vekilin Meclis’e baş örtülü girmesi haberini ilk olarak sanıyorum. 2 Mayıs 1999’da o olayın gerçekleşmesi ve verilen tepkiler haberini de sanıyorum NPR (National Public Radio) haberinden almıştım.

O gün ve takip eden utanç verici zamanlar hafızasında taze olan biri olarak CHP’nin vereceğini ilan ettiği “Ecevit’inkinin seviyesinin altında kalmayacak” tepki tehdidi (o seviyenin altında kalmak mümkünmüş sanki!) bana dejavu duygusu yaşatmadı. Çünkü bu ülkenin “bir daha asla” dediğine yıllar önce kanaat getirmiş idim. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Hikayeye baştan başlayalım. Önce “Büyük Patlama” olmuş, sonra buzullar erimiş. Sonra Araplar Mercedes Benz almış. Sonra Dinç Bilgin diye bir laikçi zengin ATV-Sabah’ta hem ahlaksızlık pompalamış hem darbecilik. Sonra Tayyip Erdoğan başbakan olmuş. Bu sayede bir çok Anadolulu pek de darbeder olmayan , dine karşı da fazla allerjisi olmayan lakin paranın kokusunu da seven vatandaşın cebi para görmüş. Bir gün demiş ki Tayyip Bey “yaw ne bu medyanın hali? Hem toplum ahlakını bozuyorlar, insanları ahmaklaştırıyor, kültürü yozlaştırıyorlar hem dindarların hükümetlerine karşı darbecilik yapıyorlar. Malı götürmeleri de cabası! Şöyle bir kısmı da kültürü yozlaştırmayacak, milletin maneviyatına saygılı birilerinin eline geçse fena mı olur?”. Etrafındakiler “zor iş Başkan demişler. Bu günkü kapitalist, Batıcı-mukallit kültürün kökten değişmesi lazım onun için. Hangi yeni zengini zarar etse de kaliteli yayın yapmaya ikna edeceksin” demişler. O da “en azından darbecilik yapmasalar bari o zaman” demiş.

Bunu duyan bir adet Ahmet Çalık basmış 1.2 milyar doları almış ATV-Sabah vs yi. Gelvelakin “bu kadar kredinin taksidini ödemek için ancak darbedcilikten vaz geçebilirim, biraz da ‘yandaşlık” yaparım, o kadar. Frikikçilik, ünlülerin ortalıkta nerede ise anadan üryan dolaşmaları, çiftleşmeleri haberciliğinden de vaz geçsem halkımızın entellektüel gereksinimlerini tatmin edemem ve sermayeyi kediye yüklerim.. naapiyim toplum bööle” demiş.

Bu yayın politikasına münasip bir program koymuş ATV’sine. Adı da Veliaht imiş. Çok büyük ihtimalle bir gavur şovunun Türkçe uyarlaması, bir çeşit yarışma programı imiş.

Şimdi sadede gelebiliriz. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Evet, aynen öyle! Ona sizi aldatıyor diye kızdıysanınız, surat yaptıysanız falan hemen özür dileyin cehaletiniz, anlayışsızlığınız için!

Niye mi? Çünkü kocaa üniversitenin kocaa bilim adamı durumu araştırmış ve bilimsel bulgusunu da mücahit kardeşimiz, eski Ak Parti Milletvekili Mehmet Ocaktan’ın yönettiği Akşam Gazetesi flash, flash haber yapmış!

Bilimsel bulgulara göre aldatmanın su-i zanınızla sandığınız gibi haya damarı çatlamışlık veya ahlaksızlığı meşrulaştıran, normalleştiren medya, diğer kültür pompalama aygıtları ile uzaktan yakından alakası yokmuş! ABD’de bana öğrettikleri gibi “yeteri kadar ilgi göstermiyorsanız ee naapsın kadıncaaz, adamcaaz” falan da değilmiş.

Ya neyle alakalı imiş?
Çocukluktaki hiperaktiviteden kaynaklanan dikkatsizlık tabii ki!
Ne demak hadi canım?
Aaa, siz bilime inamıyor musunuz ayol? Okuyun da öğrenin: (daha&helliip;)

Read Full Post »

Eski Taraf, yeni Türkiye Gazetesi yazarı Alper Görmüş radarıma bir zamanların Nokta Dergisi’nde “Özden Örnek’in Günlükleri” ni yayınlayarak girmiş, demokrasi tarihimizde kilometre taşı addettiğim (İkinci Ergenekon Iddianamesi’ne delil teşkil eden) bu cesur hareketinden dolayı da takdirimi kazanmış idi. Bundan sonra Nokta Dergisi’ne nokta konuldu ama Görmüş Taraf’ta bildiğini yazmaya devam etti. Adetim olduğu üzre Taraf yazarlarına da gazete hakkında bir çok eleştiri e-postaları gönderdim, özellikle de Ahmet Altan ve Murat Belge ile alakalı. Bunları kaldıramayan Hıdır Geviş adında bir yazar kendisini gazetenin ve tüm yazarların sözcüsü yapıp “artık bize yazma” dediğinde Alper Görmüş ve Aydemir Oral’dan “lütfen yazmaya devam edin, eleştirileriniz benim için değerli” mealinde mesajlar almış idim.

O gün bu gündür kendisinin yazılarına ölçülü eleştriler yaparım, ve daha önce de bir defa yazısında bu eleştrilerimi yayınladı ve cevap verdi, bu defa yaptığı gibi.

Bu defaki tartışmamız benim not defteri için yeni bir yazı ürettiğim Hüseyin Çelik’in “dekolte” tweeti üzerine (ATV’deki hiç seyretmediğim Veliaht Programı’nın sunucusunun dekoltesinin “aşırı” olduğu). Kendisi konu ile ilgili, bir kısmına katıldığım ilk yazısında mealen “Hüseyin Çelik gibi (siyasi iktidardaki önemli noktalardaki) kişilerin ‘özel hayat’ ile alakalı konularda fikir beyan etmemeleri” gerektiğinden bahsediyordu.

Benim kendisine yazdığım eleştiri mesajını ve kendisinin genel cevabını bu günkü yazısından okuyalım:

Yazıya bu yönde tepki gösteren okurların tümünü temsilen, yıllardan beri beni eleştirileriyle besleyen ve bu nedenle kendisine müteşekkir olduğum Bekir L. Yıldırım’ın satırlarını aktarıyorum: (daha&helliip;)

Read Full Post »

X ve Y’yi siz doldurun, böylece biz de her kelimelerinden politik zeka fışkıran köşe yazarlarının “yetmez ama evet” formatında yazı başlıkları modasının dışında kalmayalım. Ne türevler üretmediler bu kanaat önderlerimiz:

-Yetmez ama evet
-Şaşırdım ama evet
-Okumadım ama tabii ki hayır
-Beklemiyordum ama hayır
-Yetmez ama hayır
-Bizimkinin kopyası ama hayır
-Evet ama hayır
……..
(bir kısmı benim muhtevadan yaptığım yakıştırma)

Bu köşe ve dahi TV kadılarının Demokratikleşme Paketi’ne verdikleri eleştirel tepkilerde göze çarpan bir kaç çizgi var. Bunlardan biri “yetmez ama evet” diye tarif edilebilir. Bunlar Paket’i genel olarak demokratikleşme yolunda önemli adımlar içerdiğini tespit etseler de “Aleviler için fazla şey yok”, “Kürtçe neden sadece özel okullarda eğitim dili”, “X, q iyi ama w’ya hayır!”, “baş örtüsü serbestisi niye üniformalıları kapsamasın” gibi eleştiriler getirenler var.

Aslında Hükümet’in de beklediği anlaşılan bu eleştrilere Erdoğan toptan cevap vermişti: Bu paket bir son nokta değil. Ölümsüzlük iksiri (panacea) da değil. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ak Parti ve BDP’nin seçim stratejileri az çok biliniyor. Ak Parti ülkede ve pek çok belediyede iktidar partisi olarak icraatlarını vurgulayacak ve biraz da demokratikleşme paketini satmaya çalışacak.

BDP bildik “barışçı ve dahi demokratik” tarzı ile oy isteyecek, hedeflediği yerlerde oy vermeyenlere ne yapılacağını bildirecek. Hangi seçmen gruplarının oylarını nerede ve kime vereceği bilimsel yöntemlerle belirlenecek ve bildirilecek.

Geriye merak konusu olarak “Yeni CHP” ve MHP kalıyordu. CHP’nin Gezi’den aldığı rüzgarla milletin artık kendilerine oy vermeye mecbur hissedeceğini hesaplıyor gibi idi. Lakin son kamu oyu yoklamalarının Ak Parti’yi oy kaybetmemiş, CHP’yi de kazanmamış göstermesi üzerine “yeni strateji ” geliştirmiş gözüküyor. Bu stratejinin bir parçasını “palalı saldırgan” olayında gördük. “Talimhane’den palalı saldırgan çıkacak, protestoculara saldıracak, biz de Ak Parti yaptı diyeceğiz.. fıstık gibi olacak!”

Gayet şeytani ama hafızam beni yanıltmıyorsa fazla “yeni” değil. Danıştay cinayeti ve Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba dahil pek çok kere denenmiş idi. İşi biraz eskiye götürürsek, Cemaat’in uyuşturucu kaçakçılığı, Fadime Şahin, Ali Kalkancı ve daha da gerilere gidersek “kıyma makinasından geçirilen öğrencilere” kadar denenmiş bir strateji. Puştluk ile oy devşirme kadim CHP seçim kazanma yöntemidir (ifade benim değil kendilerinin, bakınız şuraya mesela).

Ama bütün bu strateji başarısız olursa (olmaz ya mesela dedük) ne olacağına da karar vermiş Cumhuriyet’i kuran, Atatürk’ün partisi: Savaş çıkar! Bu şekilde aptal halka reddedemeyeceği bir teklif yapılmış oluyor: (daha&helliip;)

Read Full Post »