Archive for Kasım 2013

Dövene elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Sen derviş olamazsın..
Derviş gönülsüz gerek

**
-Yunus Emre bile “dervişliğinden” emin değilse,

sen derviş olamazsın.

-Küçük bir rahatsızlığında bilmem kaç yüz tane “ünlü”, “güçlü” ve dahi zengin İslam düşmanı “geçmiş olsun” diyor ve dahi sen de gazete ilanı ile önem sırası gözeterek şükranlarını bildirmek ihtiyacı hissediyorsan,

sen derviş olamazsın.

Bakın Derviş nasıl olur:

Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin

(Yunus Emre)

-Dinini, Ümmet’ini yok etmeye yeminli Siyonist’e “diyalog” uğruna ödüller veriyor, seni taşıyan kurbağayı* suyun ortasında sırtından sokuyorsan,
Jüpiter’de okul açsan ,

sen derviş olamazsın. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Anı dediysem fazla bir şey beklemeyin; küçük bir “enstantene” çok şükür.

96-98 arası bir zaman olmalı idi. Washington’un büyük otellerinden birinde bir çeşit bir Türkiye Gecesi vardı. Türkiye’den bir çok bakan, vekil falan orada idi. Esasen bir lobi faliyeti olarak sunulan etkinliktekilerin muhtemelen yüzde 90’ı Türk idi. Neyse, bütün Türkler ya ayak üstü biribirleri ile sohbet ediyor ya da davete icabet eden bir avuç Amerikalı’nın etrafında halka olmuş onlara bir şeyler anlatmaya çalışıyor idi; bir tanesi hariç. İnce bıyıklı esmerce, orta yaşlı biri barda oturmuş, yerinden kılıdamadan içkileri devirmekle meşgul idi (herhalde devlet kesesinden dememe gerek yok). Bir saat kadar sonra baktım gene aynı noktada aynı meşgale. “Adamı gözüm bir yerden ısırıyor, tanıyor musun” dedim yanımdaki arkadaşa.

“Milletvekili Kamer Genç” dedi. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Son günlerde tedavüldeki klişeyle başlayalım: Mesele dershane değil sen hala anlamadın mı?

Anladım. Anladığım da şu:

Başbakan Erdoğan da Fethullah Gülen de maksimalist adamlar. İkisi de “iyi, doğru ve güzel” ‘e varma veya hakikat arayışını geniş perspektifte yapan, ne anı kurtarma, ne muharebe kazanma gibi küçük hedefleri kovalayan insanlar. İkisinin de birer medeniyet inşası tasavvurları var. Ve her ikisinin bu gelecek inşasında İslam önemli bir yer tutuyor.

O zaman farklılığın gayeden çok metodda olduğuna hükmetmek lazım.

Erdoğan’ın metodu için hasbi, doğrucu, ahlakçı, omurgalı, kapsayıcı, duygusal, kucaklayıcı gibi kelimeler geliyor aklıma.

Gülen’inki için ise, hesabi, siyasi doğrucu, pragmatik, rasyonel, diyalogcu kelimeleri … (daha&helliip;)

Read Full Post »

Madem öyle böyle!

Madem Netanyahular, Sisiler için pamuk, “firavun” Erdoğan için demir eldiven politikası Gayretullah’a dokunmuyor, bunlar hiç dokunmaz.

Aşağıdaki bilgiler ne “komplo teorisi” ne de kara propaganda. Kısa bir süre önce adı bende saklı olan önemli bir Zaman yazarına Cemaat’in azılı bir siyonist, bir İslam düşmanına ‘barış ödülü’ (Annette Lantos, müteveffa Kongre Dış ilişkiler Komitesi Başkanı Tom Lantos’un eşi, vakfının başkanı) vermesini nasıl okumamız gerektiğni sormuş idim. O da cevabında konuyu bilmediğini, bilgilendirirsem memnun olcağını yazmış idi. Ona yazdığım notu paylaşıyorum:

**************************************************
Birkaç not: ABD’deki 25 yılımda Kongre’yi çok yakından takip ettim. ABD’de siyasetle ilgilenen hangi Müslüman’a sorsanız en korkutucu İslamofob_Siyonist figürlerden biri olarak Tom Lantos’un adını anardı. I. Irak Savaşı sırasında Kongre’yi savaşa ikna etmek için Kuveyt’in ABD büyükelçisinin kızını sahte kimlikle Kuveyt’te bebeği Saddam’ın askerleri tarafından bir doğumevinde kuvözlerde katledilen bebeklerden birinin annesi rolünde çıkaran Dış İlişkiler Konseyi Başkanı olarak bilinir. Sonradan “beni de kandırmışlar ama önemli değil; Saddam çok kötü..” (meal) demişti.

Müslümanlara, özellikle Filistinliler’e karşı her türlü Kongre icraatının altında imzası vardır Tom Lantos’un. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Doğrudur, “dershaneler sebep değil sonuç” ama burdan “her şey olduğu gibi kalsın”, “hiç bir şeyi değiştirmeyelim” sonucu değil sebepleri kaldırmalıyız sonucu çıkar. Zira eskisi gibi saınıfta kalma, displine etme özelliği nerde ise ortadan kalkan, ne yabancı dil, ne doğru dürüst genel kültür, tarih, matematik öğreten ne de problem çözücülük, analitik, yaratıcı düşünce kazandıran bir devlet ve özel okullar sistemimiz var (evet üniversitelerimiz dahil), bir de bu okullara “test tekniği” öğrenerek girmeyi sağlayan paralel dershaneler-eğitim sistemimiz var. Ortaya çıkan mamül, zombileşen, aile hayatları kalmayan, en az gelişme ile diploma alan gençler.

İşte içinde “cemaat” geçmeyen bir tanımlama. Bu temel sorun yerine “cemaat ne kazanır ne kaybeder. Ak Parti bunu cemaate ders vermek için mi yapıyor” vb sorular etrafında konuyu tartışmak bana utandırıcı geliyor.

Daha önceki yazımda söyledim, bahsettiğmiz konu bırakın cemaati hatta dershaneyi, sadece eğitimin konusu olamayacak kadar büyük. Köklü çözüm yepyeni bir medeniyet paradigması inşası ile olur. Herhangi bir “değişiklik planı” ndan bunu beklemiyorum.

Ama sorumluluk mevkiindeki insanların “şu mektepler olmasa idi marifi ne güzel idare ederdim” veya “dershaneler kalsın, okulları kapatalım” deme lüksü yoktur. (daha&helliip;)

Read Full Post »

“Dershanelerin Kapatılması” olarak yansıyan konu bir eğitim sistemi konusudur öncelikle. Benim ailemin de muzdarip olduğu, mevcut sistemin, çocuklarımızı “test ve tost” jerasyonu yaptığı yadsınamaz, uzun yıllardır şikayetçi olduğumuz bir gerçek. Tasarlanan değişiklikler soruna ne kadar çözüm üretecek, bir takım sorunları çözerken başka sorunlar mı çıkaracak gibi konular meşru tartışma konularıdır. “Demokrasilerde hür teşebbüs” ilkesi veya mevcut kanunlara uygunluk konularında problem çıkacağı beklentim yok, zira bu taslağı hazırlayanlar her iki konuyada vakıf insanlar. Sokaktaki adamın fark edebileceği bu tür yanlışları barındırabileceğini düşünmek akıl karı değil. “Bu sektörde çalışanlar ne olacak” sorusu da yanlış sorudur. Eğitim politikası da sağlık politikası da hiç bir kamu politikası da böyle sorular üzerinden belirlenmez. Bir iş sahası kapanır başka iş sahası açılır. Muhasebeci sayısı azalır bilgisayarcı sayısı artar, karbon kopya kağıdı üretimi düşer, fotokopi makinsı sektöründe iş çıkar.. vs. Toplam kamu yararı baz alınır kamu politikası yaparken.

Şu an itibarı ile konu gerçek mecrası olan “çocuklarımızın optimum eğitimi” meselesi olmaktan çıkarılıp bir grup ile Hükümet arasında bir “menfaat çatışması” şeklinde sunulmak isteniyor. Bu konuda Hükümet’e, onun eğitimci bürokratlarına, Parti’ye karşı kavgada söylenmeyecek sözler içeren Gezi-vari bir karalama kampanyası yürütülüyor.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

80 yıl sonra Kalpaklı Kubilaylar

İlkokul 2 veya 3’te ezberlediğim Atatürk’ün gençliğe Hitabesi ‘ni hala ezbere okuyabilirim ama bunun beni ne “Atatürk uzmanı” ne de “enn Atatürkperver” yapacağının farkındayım.

O zaman ne yapmalı bu bütün dünyanın mateme boğulduğu 10 Kasım’a kayıtsız kalmış olmamak için diye düşündüm taşındım, acı, acı kaşındım ve Atatürk uzmanlığı da Atatürkperverliği de tartışılmaz, tartışılması teklif edilemez, tartışılmasının tekif edilmesi düşünülemez iki duayene kalemi teslim etmenin pek de manidar bir jest olacağında karar kıldım.

Birinci Kemalist Cumhuriyet Gazetesi’nden Ali Sirmen tabiatı ile.

Yazılmış En Güzel Atatürk Yazısı
1881 Madeleine Meydanı’nda Bir Güz Öğlesi
Sağımda Madeleine Kilisesi, karşımda Cerruti Mağazası, önümde sıska bir akordeoncu, üstümüze eğilmiş güz çınarları. Boş bir kahve terasındayım. Sabahımsı duran, ıssız bir öğle saati. Üstü kapalı bir kamyondan, kamyon büyüklüğünde bir kristal ayna iniyor. Dört kişi taşıyor aynayı. Madeleine Kilisesi aynaya düşüyor, Cerruti Mağazası aynaya düşüyor, (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »