Archive for Nisan 2014

NEITHER PRE-EMPTIVE NOR AUTHORITARIAN…AND BY THE WAY, NOT A DOCTRINE

The AK Party goverment’s groundbreaking outreach was met with the approval of the majority of the people, contrary to the expectations of pundits who are always disappointed by the ballot boxes

by Bekir L. Yıldırım

Neither pre-emptive nor authoritarian...and by the way, not a doctrine

Prime Minister Erdoğan’s “authoritarian tendencies” have long been a mantra for Erdoğan-bashers in Turkey and abroad. Mustafa Akyol, a prolific Turkish journalist, enriched the terminology with the contribution of “Turkey’s preemptive authoritarianism doctrine” in an article of the same title (Al Monitor, April 10, 2014). The article provoked me to respond because it represents a mindset voiced by many here and abroad with increasing frequency – at least since the Gezi Protests – and reached its peak with the Dec. 17 attempt to topple Erdoğan with or without the feared ballot box.

Recent political history tells us that when the powers decide to hold the feet of a leader in the non-Western world on fire, such depictions abound. The differences are merely in tone or the specific tools employed and not on the modus operandi. Another and no less important reason for the response is the portrayal of people who support Erdoğan with unwarranted belittling, demeaning adjectives akin to those employed customarily by the laicist, self-proclaimed elite. We developed a thick skin for those insults – albeit not put as politely as Akyol does – by the privileged, wannabe Western crowd over the last hundred years. But seeing a young idealistic journalist who takes pains to differentiate himself from them and calls himself a liberal-devout Muslim falling in the same domestic-orientalism trap is disheartening.

Full article in Daily Sabah

Read Full Post »

Ne komplo teorisyeni ne de toptan redci olmak adamı entel veya lümpen yapar. Kişinin görünür rütbe-i aklı ferasetinde. Keşke medyada da kanaat önderlerimiz için böylesi bir çetele tutulsa da kimi okuyacağımıza, dinleyeceğimize karar vermek için liyakat kriteri olarak kullansakKomplo-Teorilerimiz-Star

Bekir L. Yıldırım/Yazar

Kavgalarımız kızıştıkça kullandığımız lisanın, kavramsallaştırmalarımız, tasvirlerimiz, teşbihlerimizin kalitesi de hızla irtifa kaybediyor. Fikir ve ifade vasatlaşması paralel cereyan ediyor. Komplo teorisi (conspiracy theory) ifadesi tek örnek değil ama içinden geçmekte olduğumuz fırtınalı zamanlarda çok kullanılan, bu kullanım ile de bir entelektüel şantaj vasıtası haline getirilen bir adlandırma olduğu için kavramı biraz irdelemek yararlı olur. Mesele sadece kavramın yanlış manada kullanılması gibi günlük fikir tartışmalarımızda pek çok örneği bulunan dil yaresi sorunu değil, bu yolla bir takım alternatif fikirleri marjinalize edip, elitist-egemen gözlüklerini mecburiyet haline getirmektir bu yazının konusu olan tenkid.

Holokost sırasında ölen Yahudi sayısının altı milyondan çok daha az olduğu, İran’ın ilk seçilmiş Başbakanı Musaddık’ın CIA-Şah işbirliği ile devrildiği, ABD’nin aya gidişinin Rusya ile uzay yarışı hırsı ile ürettiği bir Hollywood prodüksiyonu olduğu, Şili’de Allende’yi deviren darbenin arkasında CIA olduğu, Viet Nam Savaşı sırasında Mai Lai köyünün tüm nüfusunun katledildiği ve üstünün örtüldüğü, Nixon’un Demokrat Parti aleyhine espiyonaj yaptırdığı, 11 Eylül saldırılarının ABD’nin içerden destek ile yapıldığı, İran-Irak savaşı sırasında, İsrail’in ABD ‘derin devleti’nin de desteği ile İran’a silah sevk ettiği, I. Körfez Savaşı sırasında ABD’nin bilerek sivil hedefleri askeri ilan ederek bombaladığı, Mursi’nin devrilmesinde Mısır Ordusu, ABD ve İsrail’in ortak rol aldığı, Gezi’nin faiz lobisi, Batı’daki Erdoğan fobisi olan ülke liderleri, STK’lar ve muhtelif ünlü bireylerin yerli Erdoğan muhalifleri ile işbirliği ile kotarıldığı, resmi devletten farklı ajandaları, sadakatleri ve organizasyonu olan bir paralel yapının varlığı, Gülen Cemaati ile CHP, İstanbul sermayesi ve muhtelif sol grupların Erdoğan’ı devirmek için iş birliği yaptığı gibi iddiaların hepsi komplo teorisidir veya idiler.

Devamı Star, Açık Görüş’te

Read Full Post »

Eğer vergi kaçakçısı ise gönderirsin vergi müfettişlerini incelerler, raporunu yazarlar. Asıl amaç o değil…
K. Kılıçdaroğlu, Ana Muhalefet Lideri, Atatürk’ün koltuğunda oturan adam, 15 Nisan 2014, TBMM, CHP Grup Toplantısı, twitter konusu.

KılıçdaroğluSiyasetçiler, devlet adamları, artizler, ünlüler zaman zaman gaf yaparlar. Bush, Reagan gibi ABD başkanlarının çok gafını bilirim mesela. Ama onların danışmanları, konuşma yazarları, her konunun uzmanı kadroları vardı onları “akıllı” göstermeye yarayan. Mesela 11 Eylül günü Bush’un korkmuş, şaşkın gözlerle serdettiği “özgürlük saldırı almıştır; özgürlük savunulacaktır” sözünü TV’de duyduğumda, “bunu kim yazdı acaba” dediğimi hatırlıyorum dün gibi.

Bizim “bahtsız Bedevi” -Bozkurt-Gandi-Kemal’in ya danışmanları yok, ya da o kadrodakiler başkasına çalışıyor (Baykal’a mı, B. Ayman Güler’e mi, Sarıgül’e mi, hepsine de mi bilmem). Ona en azından her gün medyayı işgal eden haber başlıkları konusunda dahi bilgilendirmemelerinin başka izahı olabilir mi?

Adamın ağzından herhangi bir konuda manalı bir cümle çıktığını duyan beri gelsin. Beni en duygulandıran “Lefter’in gol kurtarışlarını seyrederek Fenerli olduğu” idi.(Futbol bilmeyenlere not: Hayatında kaleye geçmedi bu futbol tarihimizin en iyi golcülerinden biri). Bir de Muhammed Ali’nin smaçlarını seyrederek Müslüman olsaydı, süper olurdu!

Ama sanıyorum dünkü “gaf” twitteri yıkmayacak. Çünkü gastelerin “twitteri kırdu geçirdi” başlıkları ile haberleştirdikleri ironiler, capsler, vs de pek zeka, bilgi emaresi olmaz. Adı üstünde twitçiler. Muhtemelen onlar bu gafı duymadılar veya “gaf” ın bunun neresinde olduğunu çıkaramadılar.

İzah edeyim çocuklar:

En azından bir haftadır ne ile yatıp kalkıyoruz? Twitter’ın Türkiye’de şube açmadığı, muhataplık oluşturmadığı, bununla da hem Türkiye’de vergi ödemekten kaçındığı, hem Türk Yargı kararlarını da devleti de iplemediği. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ben Tayyipçi’yim. Bizi buraya getiren geminin kaptanı o. Varsın şikayetnameme kulak vermesin, görevden almayı düşünmüyorum. Nokta.

Evet, tercihim şimdilik herkesin yerinde kalması: Erdoğan Başbakanlık’ta Gül Çankaya’da (“3 dünem” Allah’ın emri de değil kanun da). Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkması mevcut koşullarda sorunlu olabilir zira her iki makamın yetkileri malum. “Cumhur tarafından seçilmiş” CB’mız olacak ama bu kanunların tanıdığı yetkiler, sorumluluklar aynı. “Koşan, terleyen bir CB” olmak, kanunda değişiklikle sağlanmaz ise yetki sorunları ahenkli işleyiş problemleri yaratabilir. Yarı başkanlık sistemine geçiş için yeterli zaman ve Meclis iradesi olmadığına ve CB görev tanımına dair Anayasa değişkiliği de mümkün görünmediğne göre, halk tarafından seçilmiş bir CB fazla “koşar, terlerse” pistte Başbakan ile çarpışabilir. Ancak gönüllü yetki paylaşımına rıza gösterecek, kendisi ile mükemmel ahenk içinde bir hükümet ile mümkün olabilir, ki bu da Gül ile dahi zordur.

Gelelim Gül Erdoğan, Kılıç vs mevzuu ve medya konusuna:

Toplumsal zaaflarımızdan olan “taraf olma, klikleşme, şakşakçılık..” ın medyaya yansımasını esfele takip ediyorum. Kavga görme heveslileri sadece “öbür medyada” değil. Bizimkilerden bir çokları da şimdiden patlak mısırlarını, içeceklerini hazırlamışlar bir Erdoğan-Gül boks maçı için tezahürata başladılar bile. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Sayın Başbakan,

Daha önceki yazımda bahsettiğim fikrin sorumluluğu şiarı ile uyguladığım kendime sansürüme son verip, şikayet etmem için şimdi de uygun zaman olmayabilir ama, klişe tabir ile “kol kırılır yen içinde kalır” kaidesine sonusuza kadar sadık kalamadım. Zira yararlı fikir, bilgi sahipleri sadece bunları efkar-ı umumi ve yönetenlere duyurma araçlarına sahip köşe kadıları, kanaat önderleri, akil insanlardan ibaret değil. Milletin düşünen, hisseden, davası olan, bilgi, fikir sahibi bir ferdi olarak sadece sandıkta konuşmayı da yeterli görmüyorum.

Nerden nereye geldiğimizi anlatmama gerek yok. “Devrim gibi evrim” olarak tesmiye ettiğim, Merhum Turgut Özal’ın attığı temeller üzerine, onun dahi hayal edemeyeceği bir noktaya getirdiniz Türkiye’yi! Bunu yalnız yapmadınız elbette ama İstanbul’u da Fatih yalnız fethetmedi. Şikayetnamemin başında bunu zikretmem “marifet iltifata tâbidir” adabı gereğidir.

“Devrim gibi evrim” diyorsam problemim ne peki? Şunlar:

Bir zamanlar yönetimde söz sahibi olmayan, refahı düşük seviyede olan halkı söz sahibi yaptınız ama toplumun da ondan çıkan bürokrat-siyasetçi-medya-iş dünyasının DNA’sında fazla değişiklik yapamadınız. Belki bir başbakandan bunu beklemek gerçekçi olmayabilir ama siz bu topluma hayal kurmayı da öğrettiniz, hatta bazı imkansız görünen hayallerin o kadar da imkansız olmadığını gösterdiniz. İdeale varılmasa da o hedefe dönük gayretlerin boşa gitmediğini öğrendik hep beraber.

Bahsettiğim toplumun DNA’sı pek güzel hasletler içerdiği gibi bir çok zaaflar da içeriyor. Son 12 yılda hakim kılmaya çalıştığınız ahlaki değerler bu toplumsal zaaflarının direnci ile karşılaştı. Kuralları pek sevmeyen, her durum için kendine göre bir fıkıh üreten, eş-dost, ahbap-çavuş ilişkilerini merkeze koyan, ama vicdanlı bir toplumuz. Laik mahalle, İslami mahalle, Türk, Kürt, Alevi Sünni ayrımı yapmadan bunu söyleyebiliriz. Hep bir hallı Turhallıyız, biz bize benzeriz. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Başlığı şimdi gördüm! Önce gözlerime inanamadım; okuma gözlüğümü silip bir kaç defa daha baktım. Doğru okumuşum. Haber başlığında da muhtevada da aynı idi:

Gülen Menderes ile parti kuracaktı
Ahmet Keleş cematin Adnan Menderes ile yeni bir parti kurmak için görüştüğünü fakat bunun gerçekleşmediğini söyledi. Keleş partinin kurulabilmesi halinde Zaman Gazetesi bürolarının parti temsilciliği gibi kullanılacağını kaydetti. Keleş yaklaşan 1 Mayıs’ı gösterdi ve cemaatin hükümete karşı bu fırsatı değerlendireceğini söyledi.

YENİSAFAK.COM.TR | 08 NİSAN 2014, 23:50

Cemaatin kilit ismi Prof. Dr Ahmet Keleş çarpıcı açıklamalarda bulundu. Keleş Adnan Menderes ile Fetullah Gülen’in parti kurmak için görüştüğünü söyledi. Keleş Zaman Gazetesi bürolarının da parti temsilciliği olarak kullanılmasının planlandığını kaydetti. Keleş bu görüşmenin sonuca kavuşmadığını ve Fetullah Gülen’in kendilerine olayı unutmalarını ve kesinlikle dillendirmemelerini istediğini kaydetti. (daha&helliip;)

Read Full Post »

AYM twitter kararı ile “özgürlüklerden yana” olduğunu ispatladı ve pornocu, dikizci, röntgenci, montajcı, şantajcı, müstear isimle haysiyet celladı, hazcı, paralelci.. bilumum “özgürlük sevdalılarının” gözüne girmeyi başardı! Ne kadar tebrik etsek azdır! Aklıma Erol Çakır adında bir eski İstanbul valisini getirdi. İstanbul’da düzenlenen bir sözüm ona defilede fahişelerden birinin donsuz çıkmasını ayıplayan bir gazetecinin bilmem hangi kanundan cezalandırılmasını sağlayan vali “bunun yaptığına çağdışılık bile denmemez” veciz sözünü üretmişti de malum özgürlükçülerin methiyelerine mazhar olmuş idi.

AYM’nin kararında da malesef, Batı’ya karşı aşağılık duygusu içinde kıvrananların, Batılılar-Batıcılara “bakın biz de sizin gibi özgürlükçü takılıyoruz” deme ihtiyacının ifadesini okuyorum. Evet bu bir psikoanaliz, zira kararın hukukla alakalı olmadığını görmek için, 4 sene Roma Hukuku felan ezberlemeye gerek yok. Akıl var, izan var!

Kimin “özgürlüğü”‘nü korudunuz bu kararla ablalar, abiler?Twitter adlı tüzel kişinin. “Önünüzde yıllardır bekleyen özgürlük koruma davaları varken ne bu 3-4 günde karar verme acelesi” diyicem ama Başkan Haşim Kılıç cevapladı: Aciliyet arz eden, gecikmesinde tamiri imkansız hasarlar doğacak durumlarda bir dava öne çekilirmiş. Tivitır halkımız bir kaç gün daha Tayyip’e küfretmeden, sevmediği adamların pornosunu seyretmeden nasıl yaşardı bir kaç gün daha?

“İyi ama sen temyiz mahkemesi değilsin; twitter mağdurları lehine verilmiş 27 mahkeme kararı var; onları geçersiz saymadan senin kararın nasıl uygulanacak” de demiyicem, “söz konusu özgürlükse hukukta usül füruattır” zira. Steve Martin’in “All of me” komedi filmindeki ifadesi ile: Buraası mahkeme! Adaletle ne alakası var bunun? (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »