Archive for Aralık 2014

demokrasiye
Siz de benim gibi her “aydınlar, entellektüeller, münevverler Hükümet’i uyardı, deklarasyon, bildiri yayınladı, muhtıra verdi” türü haberler okuduğunuzda “sahi kimler bu memleketin aydınları, ‘aydınlık’ payesini hangi daire veriyor, pahalı mı acaba” vb tecessüse gark olanlardan mısınız?

Bu sorulardan birincinsinin cevabını Fatoşmedya günde 32 defa veriyor; hala adlarını ezberlemeyen kalın kafalılar için bu gün bir “haberde” 3 defa verdi, hem de resimli daha ne yapsın, karanlığa son vermek için?

Listeye şöyle bir göz ettim (reklam “merak ne güzel şey,güzel şey, merak” dediği için değil, Einstein “tecessüs zekadan önemlidir; asla kutsal tecessüsü terk etme” dediği için).

Tanımadığım epeyce “aydın” olmasını fark edince kendimden utanç duydum tabiatı ile. Şeriatçısından, Ermenisine, eşcinselinden, full-time darbecisine.. kim ararsan var. Bu da gösteriyor ki “aydınlık” ırk, din, kavmiyet,cinsiyet hatta “cinsel tercih” ayırımı yapmaz.(Alışın “cinsel tercih” ifadesine, projenin bu safhasında çok duyacaksınız).

Özellikle etkilendiğim bir kaç isim yok değil: Mesela büyük düşünür Pelin Batu’nun ismini babasının BM’de ülkemizi temsil ettiği yıllarda gastelerdeki “vıcık vıcık magazin” sayfalarından hatırlıyorum. (daha&helliip;)

Read Full Post »

“Ülkücü Mafya” kelimeleri sanıyorum lisanımıza 70’lerin sonlarında girdi. Benim bu kapsamda hatırladığım ilk isim Alattin Çakıcı idi. O zamanın tabiri ile “anarşistler” çoktu solda ve ülkücü kesimde ama “mafya” ifadesi sadece ülkücü kesim için vardı. Ve bir çok arkadaşın bunlara sempati ile baktığını hatırlıyorum. Sonuçta adam vatanseverdi. Sonradan Sedat Peker vb mafya karakterlerinin bu kesimde sözü geçen liderlerden olduğuna da muttali oldum.

Batman’da Erbakan’dan nefret eden -ki bütün Nurcular öyle idi o zaman- bir Nurcu ağabey bir MHP’li cesur komiser için şöyle bir sitayişte bulunmuştu: Helal olsun, adam Apocular’ın (o zaman PKK yoktu-Apocular ismi yeni duyulmaya başlanmış idi) bulunduğu bir yemekte “Kadehimi Türklüğün şerefine kaldırıyorum” demiş!

Bunlar yolsuzluk değil tabii. Bence Türkiye’de ülke yönetiminde yer alıp da bir şekilde yolsuzluğa bulaşmamış parti yoktur ve olması mümkün değildir. 70’lerde Demirel’in Milliyetçi Cephe (MC) Hükümetleri’nde yolsuzluk çoktu örneğin. O dönemde Demirel’in İslamköy’lü akrabaları büyük sanayici işadamı oldular (o zaman başlamadı tabii; 60 larda başladı iş ama sahte ihracat vs. aleni hırsızlıklar o dönemlere denk gelir). O dönemden Demirel’in ortakları MSP-MHP ve GP (Güven Partisi) ile alakalı ortaya çıkan büyük yolsuzluk skandalları hatırlamıyorum -kadrolaşma, çoluk çocuğu ABD’ye, Dünya Bankası, IMF’ye falan yerleştirme, müşavir kardosundan işe alıp Parti’de çalıştırma vs. yi saymaz iseniz. Sayın Mustafa Kamalak sizin yerinizde olsam bu konuda o kadar kendimden emin konuşmazdım, zira biz kırk kişiyiz biribirimizi biliriz. Mesela bir genel müdürlük sonrası Türkiye’nin en zenginleri arasına giren ve mahdumlarının hepsi de “Kemalist-laikçi” olan ağabeyler veya dışarıya özel kontenjanla gönderilip, yüksek yerlere yerleştitilen oradan da “siyo” olarak devlette iken iş tuttuğu holdinglere yerleştirilen damatlar-oğullar desem hafızanız tazelenir mi? (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bildiğiniz gibi bayılırım şu “tarihe not düşmek için yazıyorum” açıklamalarına! Eskiden hatıra defterine yazardı millet, şimdi tarih kitabına. Aklıma kalan biri. 4-5 sene önceydi herhalde. Uğur Dündar hakkında birisi bir yerde bir şeyler yazmış mı söylemiş mi her neyse. O da adsız şansız gazeteci parçası veya polis (?) yerine tabii ki ancak “zamanın Başbakanı Erdoğan”‘ı muhatab alıyordu “sayın Başbakan benim eşim bir defa bile Brezilya’ya gitmedi..”vb satırlarla yürek burkan destanı için. Ve sonuna ekliyor: Bunları tarihe not düşmek için yazıyorum.

dumanli24Modayı en iyi takib edenlerden biri de Dumanlı dumanlı oy bizim Yozgat’lı dershane öğretmenliğinden Kainat İmamı’nın huzuruna kabul edilmeye kadar yükselerek azmin elinden hiç bir şeyin kurtulmayacağını isbatlayan genç. Her üç yazısından birini “tarihe not düşmek için” yazar oldu.

Eh bu durumda, “tarihe not düşme”, “algı operasyonu” ile yarışır hale geldi “trending topic” (?) sıralamasında. Haa aklma gelmişken, benim oğlan konuşmaya başladı! İlk kelimeleri, anne, baba, dede, hadi gel, em, abla, algı operasyonu.

Artık hizmet erleri de o kadar emin ki “tarihi de ele geçirdiklerinden”, ona emir veriyorlar, “yaz kızım” diyen hakim edası ile, “Bunu da yaz tarih” diye.

Gelecekte tarih kitapları epeyce kalın olacak anlaşılan. Tarih dersinde yazılıda şu tür sorular çıkabilir bundan 15-20 sene sonra (Muhammed Taylan ve onun nesline kıyağım olsun): (daha&helliip;)

Read Full Post »

İblis boş durmayacak; tiyneti bu. Doğrusu, yapacak başka şeyi de yok, “benden sonra tufan” siyaseti dışında.

Batı’yı yanlış bilmiyorduk. Evet tam da Erdoğan’ın tanımladığı gibidir. Bin yıldır değişmediler.

Güçlenen bir Türkiye’yi veya herhangi bir İslam ülkesini seyredecek halleri yok. Ne liberal demokrasidirler ne sosyal demokrasi, ne komunizm ne faşizm, Makyavelizm’dir sistemleri yüzyıllardır.

Bunu bilirsek akıllı ilişkiler kurabiliriz. Şöyle:

Her hangi bir konuda vicdan, hakkaniyet üzerinden argumanlar yaparak onları yanlış düşündüklerine veya yanlış bilgiye sahip olduklarına ikna etmeye çalışmak beyhudedir. Hele hele “utandırma”, “çifte standarddan” söz etme boşunadır. Hakikat onları ilgilendirmez menfaat ilgilendirir. O zaman yapılacak şey bu menfaatlere hitab etmektir.

Evet, Türkiye’ye zarar vermek isterler, Erdoğan-Davutoğlu-dindar kesim’i geriletmek otomatik refleks, değişmez gayedir lakin her pahasına değil. Onların bu tavırları için fiyat ödeyecekleri noktalar ve alanlar bulmak zorundayız.

Onları bu konjunkturde ve geleckte korkutan sadece Türkiye değil örneğin. Rusya, Çin ve İsral’in hedefe oturttuğu İran var. Bu konjunkturde Türkiye’yi batırma güdüsü ile yapabilecekleri sınırlıdır. İhanet Zamanı’nın ifadesi ile “Erdoğan’ın restine rest ” çekmelerine bakmayın. Menfaatleri gerekli kılarsa geri pedallarlar. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bu konuda o kadar doluyum ki aslında gene sıkça kullandığım iki sözle başlamam lazım: Açtırma ağzımı zinhar/Derunumda neler var!” ve “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil”.

Daha önce de söyledim 17 Aralık sonrası “yolsuzluk” trenine atlamama sebebim: Yolsuzlukların en adicesi en büyüğü olan bir darbe teşebbüsünün meşrulaştırılmasına katkı sunma korkusu idi. Ama artık Başbakan’ın Başdanışmanı Etyen Mahcupyan’dan bizim mahallenin en saygın isimlerinden H. Karaman’ın hatta Bülent Arınç’ın dahi söylemine giren bir olguya “fikrin sorumluluğu” duygusu ile benim gibi “etkin ve yetkin dairelerin” dışındaki bir münzevinin kayıtsız kalmaya devam etmesi kraldan çok kralcılık olurdu en azından.

Aklıma geliş sırasına göre:

1. Yolsuz toplumuz. Neden böyle olduğumuzu anlamak için münhasıran bizim toplum sosyolojisini, sosyopsikolojisini araştırmanıza hacet yok; evrensel bir olgudur yolsuzluk ve insanlığın başlangıcından beri var olan bir ahlaki zaafiyetir.

2. Transparency International (Milletlerarası Şeffaflık Örgütü- Aaa bakın bunlar da örgütmüş!) yolsuzluk algısı indeksine baktım. Zenginlik ile yolsuzluk (algısı denilmiş çünkü gerçekte tanmlamak da ölçmek de çok zor) ters orantılı büyük ölçüde. Ülke fakirleştikçe yolsuzluk artıyor. Sadece iki istisnai denebilecek ülke: Uruguay ve Barbedos. İkisi de küçük ve fazla zengin olmamalarına rağmen yolsuzluk az imiş. Özel nedenler, ölçüm metodu vs faktörleri araştırmadım. Fakirlik-yolsuzluk bağlantısını bozmayacak istisna. Herhalde bu ilişkiyi anlamak zor değildir. (daha&helliip;)

Read Full Post »