Archive for 08 Şub 2015

AK Parti üyesi olmam bana AK Parti adına konuşma hakkı vermez ama tahminim odur ki Parti’nin vizyoner yönetcileri, siyasi stratejistleri gerçekten ister karşılarında onları sorgulayan, yönetimlerine ölçülü ama ciddi eleştiriler getiren, alternatifler sunan ve millet gözünde inanılırlığı olan bir muhalefetin olmasını. Nedeni basitçe bir futbol teşbihi ile açıklanabilir. Düşünün ki İspanya’da ve dahi Avrupa’da Real Madrid ile boy ölçüşebilecek takım yok. Kendisine en yakın olan Barcelona, Manchester United, Bayern Münih gibi takımlara ne alt yapıdan futbolcu geliyor, ne para verip iyi transferler yapıyorlar ve yönetcilerinin tek derdi koltuklarını korumak ve fanatik taraftar kitlesine sahip çıkmak. Sonuç: Real Madrid her yıl gerek İspanya gerek Avrupa’da şampiyon oluyor ve bunun getrilerini cebe indiriyor. Ancak şuursuz, bütün duygularını bu günün başarısına teksif etmiş fanatik taraftar bu durumu takımı için ideal olarak görür. Ronaldo, Benzema gibi yıldızları da hocaları da akıllı yönetcileri de bu durumun uzun süre devam etmesinin kendilerini de değersizleştireceğini bilir. Zira artık ne yanılışları teşhis etme-düzeltme motivasyonu olacaktır, ne iyi oyuncu almak için milyonlar harcamaya, ne alt yapıyı geliştirmeye çalışmaya. Spor medyası, kamuoyu da her maçı farklı kazanan takımın eksiklerini ya göremeyecek, görse de bu kamu nazarında makes bulmayacaktır. Rakip takımların eleştirileri, düşmanlık olarak algılanacaktır.

AK Parti’yi Real Madrid’in yerine koyalım. AK Parti’nin akilleri de Real Madrid gibi düşünecektir şüphesiz. Keşke karşımıza oyunu kuralları ile oynayan, bize meydan okuyabilecek, yenme ihtimali olan takımlar çıksa da oyundan biz de seyirci de zevk alsa, futbola ilgi artsa, seyircinin futbol anlayışı seviyesi ve dolayısı ile futbolun marka değeri yükselse ister.

(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Prof. Hayreddin Karaman bu günkü Yeni Şafak’ta “Siyasi Ahlak” başlıklı yazısında liyakat sahibi olmadığı halde görevlere talip olanlar üzerine bir takım güzel tespitler yapmış. Ben de kendisine yazdığım mesajda mealen güzel ama eksik dedim. “Zira emanetin kime teslim edileceğine karar vericiler veya vermede kullanılan yöntemler üzerine de düşünmek,konuşmak gerek”.

Başbakan Davutoğlu da CB Erdoğan da muhtelif konuşmalarında “ehliyet, liyakat, emaneti ehline teslim etme” vurguları yaptılar. Bu liyakat sahibi olup, kuvvetli bağlantıları olmayan, şanslı aileler, çevreler, gruplar, fırkalar, kulüpler, kliklerden olmayanlar için bir cesaretlendirici olabilir.

“Liyakat bazlı” bir belirleme cari olduktan sonra, konu “peki hangi yöntemle belirlenir kimin liyakatli olduğu” sorusuna geliyor. Bu belirleme, ne kadar iyi niyeli olsalar da karar verici konumundaki sizin, benim gibi fanilerin subjektif yargılarına kalıyor mevcut sistemde. Eee, onlar da bu patrimonyal ilişkilerin hakim olduğu toplumda yetişmiş, ehliyetli olsalar dahi o ilişkiler yumağı içersinde temayüz etmiş bireyler olarak ne kadar objektif olabilirler veya ne kadar objektivite alanına sahipler? Ne kadar ekmek, o kadar köfte. Aklıma gelen bir medya polemiği şöyle idi. Bir İslami medya mensubu Nuray Mert’i eleştiriyor imiş. Bir diğer İslami medya mensubu da buna içerlemiş: “Senin o gazetede yazman Nuray Mert sayesindedir” (meal). Nuray Mert sayesinde İslami medyada yazmanın mümkün olduğu bir ortam! Daha önce de yazdım burada,Ali Babacan örneği üzerine. Muhtemelen AK Parti Hükümetleri’nin bu en başarılı bakanının dahi sadece “liyakati” ile oraya gelmesi zor. (daha&helliip;)

Read Full Post »