Archive for Mart 2015

between_dream_and_reality_by_inpluvia-d5p86yrFethullah sayesinde artık, hepimizin diline pelesenk olan “algı operasyonu” üzerinde düşünmeye değer bir ifade. Basitçe, bir eylemin aslında ifade edilen gayeye hizmet etmek için değil, sırf insanların algıları üzerinde etki oluşturmak için yapılıyor” manasında bir ifade – ki kendisi de bir algı operasyonu aracı olabilir. Birazcık tüme varım yaparsak, halkla ilişkiler (Piyar, PR- public relations), imaj oluşturma (image making), iletişim stratejisi-“bilimi”(!) gibi hızla matah hale gelen kavramlar da “algı operasyonu” ‘nun türevleridirler.

“Olduğun gibi görün, yoksa göründüğün gibi olmaya mecbur kalırsın” diyen Mevlana’nın hilafına bu günün hakim kültürü “ne olduğun önemli değil, nasıl göründüğündür önemli olan” diye bağırıyor kulaklarımızı yırtarcasına. Aksi takdirde, örneğin neden “image maker” ‘a ihtiyaç duysun ki insan, eğer “imajı” ile problemli değilse? Neden plastik cerraha ihtiyaç duyarsa ondan. Olduğundan farklı, daha pozitif görünme ihtiyacı değilse nedir neden? Bu bir sahtekarlık değil midir peki? Belki duymuşsunuzdur haberlerde, Çin’de bir adam doğan çocuğunun yüzünü görünce araştırmış, karısının evlenmeden önce bir kaç estetik ameliya geçirdiğni keşfetmiş ve aile mahkemesinin yolunu tutmuş!

Yale kilitleri ve Singer dikiş makineleri

Her ikisi de en az 200 senelik geçmişi olan şirketler. Çocukluğumda Yale demek kilidin en iyisi demekti; Singer de dikiş makinesinin.Rahmetli annemin bir Singer sahibi olduğunda yaşadığı ender mutlluluk anlarından biri hala gözümün önündedir. Ama ne Yale ne Singer’in reklamını bir yerde gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Doğrusu bu günkü durumlarını da bilmiyorum ama 200 kusür yıllık “kalıcı güven sembolü” olmalarını reklama değil malın kalitesine borçlu olduklarını biliyorum.

Bu tespit için çok söz vardır “iyi mal kendi reklamını yapar” vb.

“Sırf reklam iletişim, imaj, PR” vb sayesinde kalıcı bir başarı yakalamış mal da yoktur, şirket de ve insan da. Tabii ki “başarı” tanımını değiştirirseniz, “salla beni salla” eserinin müellifi başarılı bir müzisyen de diyebilirsiniz, Gerorge W. Bush hatta Kılıçdaroğlu da başarılı devlet adamları olabilir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

nevruzBir tespit ile başlayayım. PKK ve bağlı kuruluşları (HDP vs.), muhatabı olan Devlet’in kendisine uygulamak zorunda olduğu Türkiye’nin menfaatini ilgilendiren sınırlardan azade konumu ile konjunkturel siyasi manevra işini iyi öğrendi ve uyguluyor da. Bunu liberal-sol’un Prens Selahaddin’i olarak seçimlere girme durumunun hesapları, orta ve uzun dönem hedefleri, Öcalan’ın maslahatı gibi bir çok parametreleri dengeleyen, her verilen sözde, varılan mutabakatta, çamura yatma ihtiyacı hissettiğinde kullanabileceği açıklıklar bırakan tavrından gözlemleyebiliyoruz.

İmralı’nın mesajında da bu kurnazca bırakılmış açıklıklar, aslında pozitif bir mesaj ve söz verilir iken araya stratejik olarak sıkıştırılmış, bu gün önemsiz görünen ama yarin, geri adım atmayı meşrulaşturmada kullanlabilecek kelimelere rastlıyoruz. Genel olarak Öcalan’ın Nevruz mesajı için “dağ fare doğurdu” demek bardağın boş tarafına bakmak olur ama herhalde Hükümet tarafı için de “beklentinin altında idi” demek fazla yanlış olmaz.

Neden beklentinin altında?

“TC Devleti’ne karşı kırk yıldır verilen silahlı mücadele boşa gitmedi ama sürdürülemez bir safhaya ulaştı” (hafızamdan meal) cümlesi en “olumlu” ana mesaj olarak alındı.Bu güzel ama borsa tabiri ile “piyasa bunu zaten satın almıştı”. Veya Mesut Yılmaz ifadesi ile “no sürpriz”. Benim ve tahmin ediyorum kamunun beklediği şu tarihe kadar Türkiye’de silahlı PKK öğesi kalmayacak; sadece siyaset arenasında çalışacağız” mesajı idi (ki bu da lütuf değil, daha önceki mutabakatın, uyulmayan kısmı).

İmralı bu pozitif mesajı da yukarıda mezkur bir kaç kelime ile şarta bağladı. Şöyle ki : (daha&helliip;)

Read Full Post »

DewletttGandi_kemal Selahattin Bayılırım şu TürkSolu’na! Bir kere romantiktir; masal okuyarak büyümüştür.Ondan dolayı kendisini kötü kalpli cadılardan kurtaracak beyaz atlı prenslere dönüşecek kurbağaları öpmekle geçmiştir gençlikleri. Marx’tan umudu kesince Lenin’i, Stalin’i, Mao’yu, Troçki’den, Enver Hoca’ya bilumum demokratik lideri, onlardan umudu kesince Che’yi, Fransız üniversite öğrencilerini ve biraz milli olma ihtiyacını keşfedince Deniz’den, Harun’a, İbrahim’e, Sinan’a nice fidanları hatta Umudumuz Ecevit’i ve hatta Eklemeddin’i dahi öpecek kadar “müsait” bir makus talihi ve de tarihi vardır Türksolu dediğimiz, dünyada eşi menendi olmayan güzel kalpli güzel kızın.

Şimdilede ise Prens Selahaddin’dir gönlünün prensi! “Öncekilerin hepsi kurbağaymış Prens Selahaddin; seni öptüğümde, beni RTE cadısından kurtaracaksın ve beraber yüz yıllık yaln.. pardon rüyayı yaşayacağız” diye sayıklıyor kızcaaz. “Gerekirse senin için Kürtçe dahi öğrenirim. Bak başladım bile Je t’aime , ah pardon Jê te hezdıkım Selo! Son öptüğüm Gandi bi türlü prense dönmüyor. Hadi kurtar beni bu cadıdan!” diyerek bir deri bir kemik kaldı yavrucak!

Doğrusu bu defa Türksolu kızımızın duyguları ile empati kurabiliyorum. Seçenekleriniz yukardakiler olursa siz ne yapardınız romantik bir genç kız olsaydınız?

Read Full Post »

canakkale-resized2.jpg

Çanakkale Zaferi’mizden beri, onun için yazılan söylenenlerin, en güzeli Akif’in şiiridir benim için. Tabii bir de cephede savaşan kahramanlarımızın mektupları, hatıratları ve okur yazarlığı olmayan Mehmetçikler’in, eşleri, çocuklarının, meçhul askerlerin ifade edilme şansı bulmamış duyguları. Onlarla empati kurduğumu söylesem dahi haddimi aşmış olurum. Sadece kulun görmediği, duymadığını gören, Alîm, Basîr, Rahman ve Rahim Olan’a onlar için dua edip bir kere daha Akif’in, çocukluğumdan beri çoğu ezberimde olan o eşsiz dizelerini okurum. Buyurun şehitlerimizin ruhlarını şad ederek bearaber okuyalım:

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya (daha&helliip;)

Read Full Post »

Abdurrahman Dilipak

abdurrahmandilipak@yaniakit.com.tr

Aday adayı olanlar için bu yazı çok can sıkıcı olacak.. İsterlerse okumayabilirler.

AK Parti’de 6000’den fazla aday var.. Sadece 550 aday listeye girecek.. Bunun üçte birinin de kazanma şansı yok. 5700 kişi mülakata giriyor. Bana kalırsa birileri şimdiden çekilebilir.. Eskiden, partiler aday bulamazdı. Şimdi de aday bulamayanlar var. Tamam siz de varsınız da, aday adayları belli olunca, siz durumu görüp, kararınızı gözden geçiremez misiniz? Hani adaylık bu anlamda biraz da boğaz köprüsündeki yarışa dönmedi mi..

Fidan, Erdoğan’ın hatırını kıramadığı için çekildi. Bugün gazetesinin sahibi İpek, Gülen’in tek tebessümü için bütün servetini vermeye hazır. Kadirov ise Putin için ölebilir.. Aklı ve iradesi ile, düşünerek, Hakk’ın hatırı için, “ben çalışacağım ama, ben bu yarışta yokum, bu listede bu işte benden daha iyiler var” diye çekilecek tek bir erdem sahibi insan yok mu?

Benim oğlum aday olsa, “bunu seçin” demezdim. Eğer o işe daha ehil biri varsa onu işaret ederdim.. Karar vericilere de “Allah’tan korkun, adil şahitler olun, işi ehline verin” derdim.. “Birine olan kırgınlığınız sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin” derdim.. Her iyi insan, o iş için en uygun, en ehil insan olmayabilir.. Bu işte dürüstlük tek başına yeterli değil. Bilgi de gerek, cesaret gerek..

İnsan kendisinin, ailesinin bile sorumluluğunu taşımak konusunda bile acz içinde iken, nasıl olur da başkalarının vebalini taşımak konusunda bu kadar istekli olabilir.. Adil Ömer, kendi hilafet dönemi için “eğer sevabım vebalime denk gelirse bahtiyar olacağım” der.. Unutmayın, sadece yaptıklarınızdan ve söylediklerinizden değil, yapmanız gerekirken yapmadıklarınızdan, söylemeniz gerekirken söylemediklerinizden de hesaba çekileceksiniz.

Ben kendi nefsinin ve ehlinin vebalini taşımak noktasında kendimi aciz görürken, başkalarının vebalini üstlenmekte bu kadar cesur davrananları anlamakta zorlandığımı itiraf etmeliyim..

Diyanet camiasından bir kardeşim sms atmış, diyor ki, “Bu sorumluluğa aday olanlar, neyi kabul ettiklerinin farkındalar mı. Kitapta, ‘bilmediğiniz şeyin peşine düşmeyin’ der, neye talip olduklarını biliyorlar mı? Dini ve dünyevi anlamda ve uhrevi sorumluluk olarak hangi mesuliyet altına girdiklerinin farkındalar mı? Bu iş ‘ateşten bir gömlek’. Eğer hakkı verilmezse ‘dua ile istenen bela’ya dönüşür. Elbette bu işi içimizden birileri yapacak, ama..”

Evet, buradaki “ama” önemli..

Adaylardan bakalım sonuçlar açıklanmadan çekilecek olan olacak mı? Pek sanmıyorum.. Adayların bir kısmı yarın aday olmadıklarını ögrendiklerinde ne yapacak aceba.. Dava için araziye çıkacaklar mı, yoksa, herkes evine mi gidecek. Birileri “kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor” olabilir. İhale isteyebilir, ya da terfi talep edebilir. Bu işler böyledir.

Aday olmayan partililer, istedikleri adayı öne çıkartamayabilirler, ama olmaması gereken birinin öne çıkmasını engelleyebilirsiniz.. Dün görmediğiniz, bugün gözünüze sokulan cömertliklerine kanmayın sakın birilerinin. Yerel oligarklara, kabile, tarikat, sermaye grublarının oluşturmaya çalıştıkları vesayat rejimlerine karşı dikkatli olmak gerek.. Bu memlekette sadece toprak ağaları yok, mahkemeyi kadıya mülk sanan siyaset ağaları da var. Keşke seçiciler kurulu, sadece mülakatla yetinmeseler, illere, ilçelere birtakım yakalarında parti rozeti olmadan birtakım kişileri müfettiş olarak gönderseler. İnterneti bir iyi tarasalar..

Devamı Yeni Akit’te

Read Full Post »

interview2Bu da geride kaldı. “pasta dilimi gibi” (gavurların “çok kolaydı” manasına kullandıkları “it was a piece of cake” ‘in tercümesi, mizah niyetine yiyin işte; afiyet olsun!). Ne? Siyasetçi dediğin ciddi mi olur? Devlet Bahçeli gibi mi, Kılıçdaroğlu gibi mi? Bence mizahtan kimse ölmemiş. Ölmüşse kalan sağlar bizimdir. Ben buyum.

Mülakatın kendisinden çok bekleme salonunda bir kaç gözlem yapabildim. Bir eski bakan (ANAP), şimdi aday adayı “vekillerin ufacık bir aldatma vb vakası olsa haber oluyor; oysa İstanbul sermayesinin özel hayatları vekillerden çok kirli…Güler Sabancı bilmem ne bilmem kimin karısı Erol Simavi’ye kaçtı…” felan gibi magazin bilgileri paylaştı, “sayın bakanım” diye kendisine izzet iltifat eden aday adayları ile. Siyasette İstanbul sermayesi , ben bakanken.. hakkımda kirli çamaşır bulmak için taa 84’e gittiler..”vs. uzunca bir bilgilendirme yaptı bizlere.

Bir diğer vatandaşa “sen de mi adaysın” diye sordu. Arkadaş “yok sayın bakanım, ben Başakşehir İlçe Başkan Yardımcısı’yım; Davut Bey için geldik” dedi, ortak tanıdık bazı diğer aday adaylarından falan konuştular. Aynı masa etrafında olduğumuz için kulak misafiri olmamak namümkün idi.

Bir kaç gündür “aynı heyet 1165 kişi ile nasıl görüşecek?  Her birine 5 dakika verseler gene zaman yetmez” diyordum.Yeni Şafak’tan “her bir adayla 10-25 dakika harcanacak” (meal) olduğunu okuyunca daha da derin endişeye gark oldum aritmetik ve heyetin sağlığı açısından. Zira her gün 24 saat mülakat yapsalar gene bir ayı bulurdu bu hesaba göre. Herhalde dedim komisyonun tamamı değil de üyelerin her biri ayrı mülakat yapıyorsa ancak 10 günde tamamlanabilir.

Hepsi de yanlış imiş. Mülakatlar normalde 3 dakika imiş. Benimkisi o kadar da sürmedi. Sadece nerde oturduğum, ne iş yaptığım falan teyid edildi. Hüseyin Çelik Bey “gazeteci imişsiniz” dedi. Ben de kendisine benim böyle bir beyanda bulunmadığımı söyledim. Temayül yoklaması listesinde de meslek olarak “gazeteci yazar” yazıyordu; bir söyleşi yaptığım “Kudüs Tv” de aynı titreyi kullanmış idi. Buradan herkese bir kere daha ilan ediyorum; Gazeteci değilim, sadece bazı gazete, dergiler, internet yayınlarında yazılarımın yayınlandığını yazdım. Bir kaç şiirim var İngilizce ve Türkçe. Burada da binin üzerinde yazım var. Bir adet de kitap yazıyorum, yayıncı bulursam yayınlarım. Herhalde “yazar” demeye yeterli olsa gerek bunlar. Ama “gazeteci” olmak için bir gazetede kadrolu çalışmak veya çalışmış olmak gerekir, “opinion” veya “açık görüş” yorum yazıları kesmez. (daha&helliip;)

Read Full Post »

1999 yılı sonlarından itibaren bir süre medyanın ilgisini -akrabalık durumundan- cezb etmiş, ama onlardan uzak durmak için de elimden geleni yapmış idim. İslam düşmanlıkları gözlerini bürümüş Özkökgiller medyasının ve hatta onlardan iktibas yapan zamanın “dindar” medyası” ‘nın dahi kendim, ailem hakkında bin bir iftiralar, yakıştırmalar, işkembe-i kübradan  sallamalarına da başkasını yüceltmek adına beni feda etme manasındaki davranışlarına da  maruz kalmış lakin cevap verme teşebbüsünde dahi bulunmamıştım zira o zamanlar ,”varlığım başkalarının varlığına armağan olsun” demiş idik ve başkaları da bunu tepe tepe ve nankörce kullanıp…..idi.

Dalmışım, ama şu gerçeği de keşf etmiş idim müteakip süreçte: “Çamur at izi kalsın” diye boşuna denmemiş. Kendi aile fertlerimden dahi “siz Kazablanka’ya bal ayına gitmediniz mi? Ama gazete öyle diyor” türü sorulara muhatap olmuş idim. “İslami kesimden” de patavatsız, saygısız, hoyratça hatta edepsizce sorulara, tepkilere muhatap olmuşluğum ve fakat daha büyük gayeye zarar verme korkusu ile sineye çekmişliğim vardır ki o da konum değil bu gün.

Şimdi aday adayıyım ve adımı arama motoruna girdiğimde çıkan “bilgilerden” (!) etkilenecek insanlar olmasını umursamayacak kadar “kuvvetli ilişkilerim” yok. Bundan dolayı:

1. “Sivaslı iş adamı” olduğum yüzde elli doğru. Sivaslıyım ama hayatımda ne iş adamı oldum ne de kendi adıma herhangi bir ticaret ile iştigal ettim.

2. Kimseye aldığım yüzüğün fiyatı hakkında bilgi vermedim; bu manaya gelecek bir ifade de kullanmadım.

3. Sünni’yim, Hanefi”yim.

4. Florida’da 3-4 günlük bir ziyaret dışında yaşamadım.

5. Bir kaç yıl önce bir ev yaptırmak istedim oturmak için. Bir eski (İTÜ’den) arkadaşın oğlu “ben yapı emlak vs. işleri ile uğraşıyorum” dedi, durumları da iyi değildi. “Bir kaç kuruş kazansın hem de dürüsttür babası da ihvan” diyerek ona verdim yapma işini. Oğlan dolandırıcı çıktı ama konu o değil. Kendisi de “yapı işleri” ile falan uğraşmadığı ve kanuna göre kendi evini yaptırmak için dahi “müteahhid” olmak, ticaret odasına kayıt yaptırmak gerektiği için adım “müteahhid” olarak ITO kayıtlarına gir (miş, kendi evimi yaptırdığım için)! Oradan bilgileri alan siteler ve onlardan kopyalayan daha niceleri fakiri “Beylikdüzü inşaat malzemeleri satıcısı firma”, “inşaat ve taahüd işleri”, “yapı firmaları” gibi bir sürü listeye koymuş, hem de ev adresimi vererek!

Hasılı, kimse yarin kapımı çalıp, telefon edip on torba çimento, yarım ton demir sipariş etmesin! Siparişiniz gecikebilir.

Bunları temizlemek için bir şeyler yapılabilirmiş ama şu anda uğraşacak durumda değilim. Hangi bir yalan yanlışı düzeltyim?

Neyse, belki birileri için bu tekzip işe yarar dedim.

Read Full Post »

Older Posts »