Archive for Aralık 2015

Kaverengiburunlubeyazeskikaptan ‘ın hayatı Noel kutlamasından ibaret. Ona artık kelime sarfetmeye hacet yok. Ama işi son günlerde “Noel’ime dokundurtmam” gayretkeşliğine dönüştüren (gavurlara, yeni müttefik “çağdaşlara” yaranma kapmanyası)  Fethullah ve “bu gün ne desem de cool olsam” diyerek klavye başına oturan kırmızı pantolonlu, Noel’in merkezi Nişantaşı’nın pek de kabul edilmeyen sakinine basit bir akıl izan dersi daha verme ihtiyacı hasıl oldu.

Fethullah’ın çocukları haberlere, köşe yazılarında bütün konuları bitirmişler şimdi de “Noel’a karşı çıkanlara savaşa” girmiş durumdalar. Zırvalarını tek tek alıntı yapmaya hacet yok. Ayn zırvann tekrarından ibaret.

Bir kaçına cevap:

Zırva 1 : “ben bu ülkede Noel’i kutlayan bir kişiye rastlamadım”. Adamların yaptığı yılbaşını kutlamak. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

RehaÇamuroğluDavutoğluÜniversite yıllarımda Erbakan ve arkadaşlarının, şimdi kimsenin üzerine alınmadığı “İslamcılar” ‘ın peşinde kendimi paraladığımı gören rahmetli annem “oğlum sen kendini yiyip tüketiyorsun, onlar barışırlar sen ortada kalırsın” derdi de isyan ederdim “anne benimkisi hesap kitap değil ki, haksızlığa isyan , mağdur, mazluma destek, bak Filistin, Moro, Sudan, İmam/hatipli’lere zulüm…” diyerek.

Tabii ki annem haklı çıktı; kimler kimlerle barışmadı ki!Mesela o günlerde destek olduğum İTÜ’ye sokulmayan, hatta öldürülen ülkücü kardeşler yakın zamanlarda o katilleri ile bize karşı iş birliği yaptılar.

O gün “İslamcılığı” bize öğretenler, beraber yürüdükleri kardeşlerine karşı “HDP dahil herkesle seçim işbiriliğie açıkız” noktasına geldiler. Ve “bu ihanetlerin mağduru” diye sarıldığımız bu günkü  “iktidar” kardeşler de “yolda bulduklarını” (pornocusundan, candaşına) medyalarına,  meclislerine yerleştirdiler, rantlar dağıttılar “temsil kaabiliyetinden” ötürü tabii.

Annem haklı çıktı ama ben başka türlü yapamazdım ki; hesapla, ikbal kaygısı ile hareket etmek tabiatımda yoktu.

Kabahat sizde anne: Problem genler.

Bu girizgahtan sonra sadede geleyim. Bu gün Zaman’da okudum Fatoş’un candaş yazarı eski Akepeli Reha Çamuroğlu yazısını.(herhalde  “temsil kaabiliyeti yüksek” olduğu için AKP’li yapılmış olmalı).  Başbakan Davutoğlu bir yerdeki konuşmasında şehitlik, Fatih’in ruhundan falan bahsetmiş. Bu çocuksever,  humanist yumuşak yürekli candaş da Davutoğlu’yu çocukları ölüme göndermekle suçluyor, Suriye, Irak, Şırnak’ta falan! Böylece Davutoğlu bu ülkenin çocuğunu ölümünü isteyen kendisi de onların yaşasın, “şeker de yiyebilsinler.. çocuklara kıymayın efendiler” diyen oluyor.  Türk Solu’nun sahteliklerine demagojisine şerbetlendim  en azından 40 yıldır ama bu kadar ucuz duygu sömürüsü karşısında dayanamadım gene. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Putinoil

Karikatür

Not: Bu yazıyı bir ay kadar önce Star-Açık Görüş için yazmıştım. Buraya kısmet imiş.

Rusya’nın Suriye’de Esed’ e nefes aldırma işlevi gören önce hava bombardımanı, şimdi de asker çıkarma planları ile devam eden  hareketlere   girişmesi gelişmesi, pek çok uzman tarafından Rusya’nın uzun dönem stratejik menfaatleri,  bölgedeki  güçler dengesi ve Rusya-Batı ilişkileri unsurları üzerinden bu sahife dahil bir çok  mecrada değerlendirildi.  Ama olayın konjunkturel de addedilebilecek ekonomi boyutundan yeterince bahsedilmedi.  Bu yazı o boyuta odaklanacak.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Çöküş Zamanı gastesindeki “haber” üzerine tepkim 140 karakteri geçtiğinden ötürü deftere not olmak zorunda kaldı.

Aslında olgu yeni değil: Fethullah’ın “esir” (madde) konusundaki teorinin sahibi olduğundan (STV’de dinledim) NFK’ya ait bildiğmiz “Utansın” şiirinin içine etmek sureti ile altına imzasını atmasına, Cebrail’i pek kaale almadığı bir melek işte ve Bediüzzaman’dan “okumuş olabileceği ama tanımadığı bir yazar” olmasına kadar megaloman cinnetinin örnekleri çok.

Bu da tükeniş sürecinin derecesini göstermesi açısından manidar. Neymiş. efendim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Facebookçu Mark Zuckerberg’in  “Müslümanlar’ı Amerika’ya sokmayalım” diyen Donald Trump’ı eleştriren (bu arada Yahudilik propagandası da yapsa da o kadar kusur kadı kızında da bulunur olmalı ki bizim İslamcılar’ın dahi dikkatini çekmemiş-geleceğim sonra) twitinden dolayı CB Erdoğan da teşekkür etme ihtiyacı hissetmiş! (bu senin fikrin mi idi İbahim (Kalın)?). Gelvelakin teşekkür ifadesi “Müslüman terörist terörist de Müslüman olmaz” Muhterem Fatoş Hocafendi Hazretleri’ninkinin tıpkısının aynısı imiş! Kazan çömlek patladı! Yola geldin mi Tayip?! diyorlar gariban Fatoş çocukları akıllarısıra.

Önce  oyunbaşını oynatma işini aradan çıkaralım.
Bakın Zamane gençleri ve ihtiyarları, bu ifade aynen veya çok küçük fark ile milyon defa kullanıldı en azından 11 Eylül 2001’den beri. İnanmayanın Google’ına kuvvet! Hababam sınıfında “Sessiz Gemi Hümeyra’ya aittir; Yahya Kemal Beyatlı diye şarkıcı yoktur hocam” diyen Tarık Akan misali Fatoş’un “Sıkılsın” şiirini yutturdunuz tabanınızdaki köle çocuklarınza, utanıp sıkılmadan. Oğlum siz herkesin Google’ı olduğunu da mı bilmiyorsunuz? Bir de gavurcasını da yazmışsınız; ya onu girip de “12800000 kayıt” bulurlarsa netcez düşüncesi aklınıza gelmedi mi?

Şimdi gelelim Cumhurbaşkanı’nın böyle bir “teşekkür” ‘ünden neden mutlu olmadığıma. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Önem sırasına göre:

1.Evet, sahiden “Çok Güzel Hareketler bunlar” (neresi?) programının aynı adlı şarkı müziğnin bir Texas (veya başka bir Güney eyaletinde) bir hillbilly (dağ köylüsü) halk dansı müziği olduğunu bir tek ben mi biliyorum yoksa herkes Yılmaz Erdoğan’dan mı korkuyor? Amerika-bilir tonla aydınımızı bi tarafa bırakalım, 5 tane kovboy filmi seyretmiş herkesin duymuş olması lazım, özellikle bar sahnelerinde. Her yanlışı düzeltmeyi Murat Bardakçı ile Engin Ardı’tan beklemeyin, elinizi taşın altına koyun biraz!

2. “Canım şimdi bundan önemli konular var” diyorsanız tamam ona gelelim. Evet, aynı beste nasıl hem “As Time Goes by (Kazablanka’da “play it again Sam” sahnesindeki şarkı) hem de Edith Piaf’ın sözleri ve bestesi kendisine ait denilen “Vie en rose” ‘u oluyor ve bir tane kaynak “yaw siz adamla dalga mı geçiyorsunuz, ikisi de aynı beste” demiyor? İngilizce şarkı 1932’de yazılmış, Edith Piaf’ınki 40larda. Hmm acaba kim kimden çaldı  gavuratapan Zelig- Ertuğrul?

Sahtekarlık çağı mı dediniz? Burada felsefe yapmıyoruz; suni gündem oluşturmayın!

3. Geçen bi köşe yazarı konuyu gündeme getirdi. Bir diğer “kardeş” “Şanzelize Düğün Salonu” diye kitap yazmış! Bu bacı da çok etkilenmiş bu kardeşin sosyokültürel  keşfinden! Oysa burayı okusaydı o “keşfe” dair yüzlerce refarans görürdü, 8-9 sene önce düştüğüm “Hereford Pide Fırını” (Sivas) notundan “Marjinal Kuaför” ler başta olmak üzere. Ama konu o değil. Dün gece “Yeteneksizsiniz” ‘i seyerdiyordum. Adana’nın bilmem ne kazasından bir genç “elektro-robotik(?) danke yapacağım” dedi. Acun da “danke” kısmını anlayamadı, “donkey” mi yoksa Almanca “danke” mi, nasıl yazılıyor diye sordu. (daha&helliip;)

Read Full Post »