Archive for the ‘Asker’ Category

-28 Şubat diye bir şeyler duyuyorum; neyin nesidir sahi?medya-basortusuavi
-Ne kadar zamanın var?
-Fazla diil, daha Trabzon-Gassaray maçında hakeme kırmızı kartın arkasındaki komployu ve Survivor’daki oğlanın gerçek yaşını araştırıcam.

-O zaman Büyük Patlama’ya kadar gidemeyiz. MS 15. yüzyıldan başlıyorum; senin gibi zamane gençleri kıyağımı unutmasın.

İslam hayatı düzenleyen din olması gereği hayata bir çok sınırlama koyar. Hristiyanlıkta da öyle idi ama bu sınırlamayı koyma gücü olan bir ruhban sınıfı (Kilise) vardı. Kendi hükümranlığına hizmet eder idi. Batı-Hristiyan dünyası Rönesans ve onun yolunu açtığı Reformlar ile bu hem Kilise’nin hem İncil’den gelen 10 emir gibi bariyerleri yıktı. Materyalizm din oldu. Maddeyi (fiziki dünyayı) kontrol etme, yani fiziki bilimlerde ilerlemenin önü açıldı. Endüstri devrimi bundan neşet etti. İslam dünyasında bilimde ilerlemek için tek motif “yaradılanı, yaratılıştaki hikmeti anlama” olabilirdi. Hatta bu merakı dahi Allah’ın işine karışma, vahyin ötesinde hakikat arama addederek karşı çıkanlar oldu. Dolayısı ile kanaatkar olmayı, ahireti dünyaya öncelemeyi şiar edinen İslam kültürü, artık maddeye tapmayı din haline getirmiş olan Batı ile bilimde, fende yarışacak motivasyonu yoktu.(bkz. Büyük Patlama’dan ‘Kıyamet”e “geri kalmışlık, ileri gitmişlik“(Star -Açık Görüş). Unutmayalım ki maddeyi kontrol etme arayışıdır pozitif bilimin işlevi. Yarışa girmedi dahi Müslümanlar Batı ile böylesi bir yarışta olmayı dahi zül sayan ve gerek Araplar gerek Osmanılar sayesinde kendisini medeniyetin daha ileri bir evresinde gören Ümmet. Ancak 18. yüzyılın sonlarından itibaren Batı’ya karşı devamlı kaybeden Osmanlı’da aşağılık kompleksi emareleri görülmeye başladı. (ki bunu Lale Devri’ne kadar götürmek de mümkün). (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

RehaÇamuroğluDavutoğluÜniversite yıllarımda Erbakan ve arkadaşlarının, şimdi kimsenin üzerine alınmadığı “İslamcılar” ‘ın peşinde kendimi paraladığımı gören rahmetli annem “oğlum sen kendini yiyip tüketiyorsun, onlar barışırlar sen ortada kalırsın” derdi de isyan ederdim “anne benimkisi hesap kitap değil ki, haksızlığa isyan , mağdur, mazluma destek, bak Filistin, Moro, Sudan, İmam/hatipli’lere zulüm…” diyerek.

Tabii ki annem haklı çıktı; kimler kimlerle barışmadı ki!Mesela o günlerde destek olduğum İTÜ’ye sokulmayan, hatta öldürülen ülkücü kardeşler yakın zamanlarda o katilleri ile bize karşı iş birliği yaptılar.

O gün “İslamcılığı” bize öğretenler, beraber yürüdükleri kardeşlerine karşı “HDP dahil herkesle seçim işbiriliğie açıkız” noktasına geldiler. Ve “bu ihanetlerin mağduru” diye sarıldığımız bu günkü  “iktidar” kardeşler de “yolda bulduklarını” (pornocusundan, candaşına) medyalarına,  meclislerine yerleştirdiler, rantlar dağıttılar “temsil kaabiliyetinden” ötürü tabii.

Annem haklı çıktı ama ben başka türlü yapamazdım ki; hesapla, ikbal kaygısı ile hareket etmek tabiatımda yoktu.

Kabahat sizde anne: Problem genler.

Bu girizgahtan sonra sadede geleyim. Bu gün Zaman’da okudum Fatoş’un candaş yazarı eski Akepeli Reha Çamuroğlu yazısını.(herhalde  “temsil kaabiliyeti yüksek” olduğu için AKP’li yapılmış olmalı).  Başbakan Davutoğlu bir yerdeki konuşmasında şehitlik, Fatih’in ruhundan falan bahsetmiş. Bu çocuksever,  humanist yumuşak yürekli candaş da Davutoğlu’yu çocukları ölüme göndermekle suçluyor, Suriye, Irak, Şırnak’ta falan! Böylece Davutoğlu bu ülkenin çocuğunu ölümünü isteyen kendisi de onların yaşasın, “şeker de yiyebilsinler.. çocuklara kıymayın efendiler” diyen oluyor.  Türk Solu’nun sahteliklerine demagojisine şerbetlendim  en azından 40 yıldır ama bu kadar ucuz duygu sömürüsü karşısında dayanamadım gene. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Eski dosyalarım arasında bir şeyler arar iken rastladım Mümtazer’in bu yazısına. Paylaşayım dedim, her ne kadar adamın karakteri yeteri kadar efkar-ı umumi malumatı olsa da, belki birilerinin hafızaları tazlenir, sıkça kullandığım “entellektüel fahişe” ifadesine örnek teşkil eder.

Bir not daha: Evet, beni adaylık için reddedip-hatta CV’me dahi bakmayan, 2 dakikalık sözde mülakat dışında zerre kadar ilgi göstermeyen parti-Mümtazer’in de Nazlı’nın da zevcelerini, ve daha nicelerinin mahdumları, refikleri refikalarını,damatları, sülalelerinden olanları, iş ortaklarını… vekil, AH Coşkun’u, diğer Kanal-7 rantçı-kifayetsizlerini süper-star, milyoner yapmış, Tuğçe Kazzaz adlı mankenle en üst seviyede görüşmüş, ama bana ilçe teşkilatından dahi randevu vermemiş olan, “liyakat-erdem” derken bilerek yalan söylemiş olan, ama gene de oyumu vereceğim, başarısı için hala elimden geleni yaptığım, dua ettiğim “Partim” ‘e (ahh şu alternatifsizlikkk!!!) ithaf olunur.
************************************************
Türk Baasçılığının yeni sentez arayışları

MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
11 Temmuz 2007, Çarşamba-Zaman

Sonuçta iş gelip bir azınlığın yönetme hakkını meşrulaştırmaya, ona gerekçeler ve bahaneler bulmaya dayanıyorsa çok çaba harcamak gerekir.

Çirkin, itici, hatta iğrenç bir şeyin sağını solunu yaldızlayıp millete pazarlayacaksınız. İnsanlar önce katlanacaklar, sonra kanıksayıp, görünürde başka çare olmadığı için alışacaklar. Sonra o meş’um azınlık, pazarlamacılarını alkışlayacak. Onun yeteneğine, dehasına övgüler düzecek. Sadece gücün, kaba kuvvetin hakimiyetini ideolojilerin aldatıcı mantığının içine saklamayı başardığı için saygıdeğer olacak.

İş gerçekten büyük: Halkın karşısına geçip azınlığın yönetmesinin tartışılmaz bir hak olduğunu, hakkında fikir sahibi olduğu her fikri ve ideolojiyi seferber ederek savunmak. Aklınızın erdiği ve yettiği her şey… İtalyan faşizmi ile Alman nasyonel sosyalizminden bir sentez oluşturmak; Sorel’den habersiz olsa da sosyalizm ile faşizmin kesişme alanına yerleşmek; oradan Stalin’i bayraklaştırarak onun kanlı diktatörlüğüne alkış tutmak; sonra İnönü dönemi Kemalizminin en jakoben yorumlarını yapmak; Arap Baasçılığının ilkel ve kompleksli milliyetçiliğini, 27 Mayıs’ın ve sonraki cuntacıların ilham kaynağı olduğu için yüceltmek ve bayraklaştırmak; Pol-Pot yönetimin vahşeti ile korku salmak. Bütün bunları, kaba bir oligarşinin, fütursuz bir jakobenizmin savunması adına yaparsanız ne olur? En çok ihtiyaç duydukları şeyi yapmış olursunuz. Ortada bir tutarsızlık yok. Sonuç olarak ne şekilde olursa olsun bir azınlık diktasını savunuyorsanız, sıraladığım ideolojik renkliliği tek bir ortak paydada birleştirebilirsiniz: Yönetme hakkı azınlığa aittir. Evet bütün bu ideolojileri tek tek, bazen birlikte savunursanız ne olur? Demokrasiye yani halka iflah olmaz bir düşmanlığı olan, kibrinden yanına yaklaşılmayan yönetici seçkinlerin, yani o malûm azınlığın sözcüsü olursunuz. Sadece azınlığın değil, cuntaların, darbelerin, özgürlük düşmanlarının yazdığı o kirli tarihin fani bir bedende tecessüm etmiş hali olusunuz. İlhan Selçuk işte budur. Önemlidir; çünkü seçkin azınlığın sözcüsüdür. (daha&helliip;)

Read Full Post »

canakkale-resized2.jpg

Çanakkale Zaferi’mizden beri, onun için yazılan söylenenlerin, en güzeli Akif’in şiiridir benim için. Tabii bir de cephede savaşan kahramanlarımızın mektupları, hatıratları ve okur yazarlığı olmayan Mehmetçikler’in, eşleri, çocuklarının, meçhul askerlerin ifade edilme şansı bulmamış duyguları. Onlarla empati kurduğumu söylesem dahi haddimi aşmış olurum. Sadece kulun görmediği, duymadığını gören, Alîm, Basîr, Rahman ve Rahim Olan’a onlar için dua edip bir kere daha Akif’in, çocukluğumdan beri çoğu ezberimde olan o eşsiz dizelerini okurum. Buyurun şehitlerimizin ruhlarını şad ederek bearaber okuyalım:

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ergenekon Mahkeme kararlarının çıkması bir insan hakları, meşruiyet, adalet, ahlaki düzen, demokrasi savunucusu olarak beni ziyadesi ile memnun etti. Fazla sebep saymaya gerek yok. Darbecilik en alçakça suçlardandır. Bir milletin insan haklarını topluca, kendi süfli emellerini tatmin için gasp etmek, millet üzerinde ahlaksızca, hak edilmemiş, denetlenemeyen, hesap sorulamayan ve şimdiye kadar yargılanamayan bir egemenlik kurmaktır. Onun içindir ki dünyanın hiç bir yerinde darbecilere “insaflı” davranılmıyor; 95 yaşındakiler, ağır hastalar sedye ile getirilip yargılanıyor. Onlara “insaf” tüm topluma, insanlığa insafsızlıktır.

Şimdiye kadar dokunulamazdı darbeci haydutlara; bu bakımdan bir kilometre taşıdır Ergenekon Kararları. Bir devrin sonu evrimsel olarak geliyordu zaten; bu elzem adım daha ileriye götürmüştür süreci.

İroniye bakın ki 1980 darbecileri Kenan Evren ve diğerlerinin müdafası “Biz başarılı darbe yaptık, ancak başarsız darbeciler yargılanır” iken Ergenekon-Balyozcuların son müdafası da “bizimkisi sübuta ermedi, öyleyse darbe sayılmaz, bizi yargılayamazsınız”. İkisinin toplamı: Darbeciler yargılanamaz. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ertuğrul Günay’da biraz “Türk solculuğu” var, mazur görülebilir, lakin Başbakan, muhtelif Ak Parti mensupları ve Hükümet’e ne oluyor ya hu! Balyozcular-Ergenekoncular’ın mahkemede savurdukları “bir gece ansızın gelebiliriz…hesap döner, sap döner..” tehditlerinden mi tırstı herkes yoksa bilmediğmiz şeyler mi dönüyor? AYM Başkanı’nın demeç vermesi nereden icap etti?

“Henüz Yargıtay karar vermedi, umarız haklı kararlar çıkar” ne demek? Yargıtay’ın Mahkeme Kararı’nı geri çevirmesi arızi bir durumdur, normal olan ise ortadaki meşru karardır. Size hukuk analizi yapmanız sorulmadı ki. Darbecilerin nihayet mahkum edilmesi hususunda hissiyatınızı ikirciksiz lisan ve gür sesle haykıracaksınız!

Benim tepkim Yahudiler’in Nuremberg Mahkemesi kararlarına verdiği cinsten. Zira ahlaki omurgalı bir insanın böylesi bir gaddarlık, zorbalık, gayrimeşruiyete verebileceği tek tepkinin bu olabileceğini düşünüyorum. Ben de Yahudiler gibi haykırıyorum: BİR DAHA ASLA!

21 Eylül Adalet ve Demokrasi Bayramınız kutlu olsun! Abudulkadir Selvi açıklamış, ben imzamı atmışım atmamışım.
**********************
21 Eylül demokrasi bayramı

‘Balyoz’u demokrasinin tepesine indirmek isteyenlere inat, demokrasinin ‘Balyoz’u darbecilerin kafasına indi.

21 Eylül o açıdan tarihi bir dönüm noktası. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Skorsky’li turistik gezi

Helikopter bulunmadığı için Silvan’da yaralı Mehmetçik hastaneye götürülemeyerek şehit düşerken, Kırklareli Jandarma Alay Komutanlığı’nda albay H.B.K’nın arkadaşlarına Skorsky helikopterle şehir turu attırdığı ortaya çıktı.

ANKARA
TSK’nın Doğu ve Güneydoğu’da oldukça zor şartlar altında terör örgütü ile mücadele eden askerlerimizin operasyon için kullandığı Skorsky helikopterler, Vize Jandarma Alay Komutanılığı’nda çok farklı bir amaçla kullanılıyor. Kırklareli’nin Vize İlçesi’ndeki Jandarma Alay Komutanlığı’nda bulunan Skorsky Mİ-17 tipi helikopterlerin sık sık burada görev yapan Albay H.B.K’nın kentin ileri gelen esnafları ve misafirlerinin şehri kuş bakışı izlemesi için kullanıldığı öne sürüldü. Bir saat havalanması 3 bin dolara mal olan Skorsky’le şehir turu atan konukların bu gezi sırasında fotoğraf çektirdikleri de ortaya çıktı. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »