Archive for the ‘Bilim ve Teknoloji’ Category


Sizin gibi
Ölümü düşündüğüm çok olur
Hattâ düşlerimde öldüğüm bile
Bütün yürekler taş kesilmiş
Kendim ağlarım öldüğüme.

(Geçketir Öldüğüm-Baki Süha EDİBOĞLU)

Şair ve muhtemelen bir çoklarınız gibi ben de ölümü çok düşünegeldim çocukluk yıllarımdan beri. Ama bu düşünc tek düze bir duygu değil. Ölüm düşüncelerim de yaşlandı benimle. Duygusal, felsefi edebi boyutlar değil bugünkü maruzatım. Fiziki, biyolojik yani fenni boyut.

Olayın biyolojik boyutunu tanıdığım bir kaç doktora da sordum; tatminkar bir cevap alamadım. Nedir ölmek sahi? Ne olur o “canlı” durumundan “ölü” durumuna geçiş anında? Ne fark oluşur o son salisede? Ben hala karanlıktayım.

Sözlükteki en kısa tarif: “Hayati işlevlerin kalıcı olarak sonlanması” diyor. Benim soruma cevap değil. Nedir o önceki salise ve sonraki salise arasındaki fark. Neden? (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

a_b_buyuka2aeac4cBaştan söyleyeyim de ilgi duyanlar okumaya devam etsin. Konum gene “bizim medya” tenkidi (eleştirisi). Artık bu “bizim” kelimesini de utanarak kullandığımı not etmeliyim.

Bir provokatif soru ile başlayayım: Bir takım devlet mevkileri, medya, siyasi makinada görev verilenler söylemleri ile gayet “bizden” ama fikir, bilgi seviyeleri kifayetsiz olduğunda mı daha yararlı olurlar yoksa “yandaşlıkları” pek belirgin değil ama fikir, bilgi, analiz kapasiteleri daha yüksek olduğunda mı? Daha kısa olarak liyakatsiz ama tarafını her söyleminde belli eden mi, liyakatli ama olaylara yaklaşımda taraflığını öne çıkarmayan mı? Tabii ki soru provokatif olsa da retorik benim için.

Medyamızın en saygın üyelerinden iki tanesinin birer yazısı üzerinden bu savımı desteklemeye çalışacağım.

Birincisi Ayşe Böhürler; bizim medyanın en saygın kadın yazarlarından. Felsefeden, duygulara, kültüre, sanata, sosyolojiye, siyasete her konuda yazar hatta ses getiren programlar yapar kendisi. AK Parti’nin kurucuları arasında olmasına rağmen herhalde zaman zaman eleştirel pozisyonlar alması son seçimlerde adaylığını engelledi veya Meclis dışında daha faideli işler üretebileceği düşünüldü, bilemem içerdeki işleri. Ben yazdıklarıyla ilgileniyorum.

Şu satırlar “Kendi milletinden nefret ederken…” başlıklı son yazısından. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Önce parçaladıkları yaprak parçalarını taşırlar

Önce parçaladıkları yaprak parçalarını taşırlar

Bir kaç hafta önce, Çemberlitaş’tan Sultanahmed’e doğru yürürken kaldırımda bir cevizi kırmaya uğraşıp bir türlü beceremeyen kargayı farkettim. Kullandığı metod en yaygın olan ağzı ile yere vurmaktı. Belki sonunda başaracaktı ama dayanamayıp tabiata müdahele ettim ve cevizi ayağımla kırıp orada bıraktım; ağaçtan beni gözlüyordu. Eminim gelip tüketkmiştir, ben bekleyemedim. Bundan biraz daha gelişmiş olan bir çakıl, taş parçasını cevize fırlatma yönetemini de herkes görmüştür. Bu resmen alet kullanmadır ve uygun bir ağaç dalı, uygun bir zemin kullanarak kabuklu yemişleri kıran, bir bitki dalı vasıtası ile deliklerdeki termitleri avlayıp afiyetle yiyen primatlara kadar bir çok hayvanın benzeri alet kullanma hünerlerine insandan çok önce sahip oldukları artık bilimsel gerçeklerdir.

Bu girizgah niye? Şundan. Uzun zamandır insanın hayvandan belirleyici farkı olarak iki özellik olduğu öğretilir idi.Biri daha ilkel olan alet kullanma yetisi, diğeri de daha ileri zamanlarda geliştirdiği tarım yapma. Girizgah örneği gibi her iki kabiliyeti de bizden milyonlarca yıl önce geliştirmiş hayvanları göz ardı etmiş insan herhalde kitapları yazan bizler olduğumuzdan.

Enter yaprak-kesen ve tarım yapan karıncalar. En az on çeşit karıncanın muhtelif şekillerde tarım yapıp ürünleri ile geçindiğini biliyor mu idiniz? Havancılık yapıp , sütünü sağan, onunla geçinenler de var ama bu günki konum sadece ziraat. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Boğaziçi Üniversitesi “dünyanın en saygın okulları arasında yer alan” imiş.
– Kime göre?
Habere göre. Hem de kocaman resmi var iddiaya delil sunarcasına:

-Neye göre? Kaç tane çığır açan, hatta açmayan ama peer-reviewed bilimsel dergide makale yayınlanmış, kaç tane patenti var?
-No comment.

Ama önemli değil bunlar. Bi kere çok çağdaş bir üniversite olduğu su götürmez. O kadar çağdaş ki bir kaç yıl önce okuldaki bir “folk-fest”‘te (halk oyunları şenliği biz cahil Türkler için) ekiplerin birinin başlarındaki yazmalar çıkarılmış (mı idi men mi edilmişlerdi?).

İlaveten bu “dünyanın en saygın okuları arasındaki” nin öğrencileri otobüslerde yolcu olarak binip birden koro halinde “On the Jerricho Road” gibi Hıristiyan ilahilerini söyleyerek Hristiyan olduklarını mı, çağdaş olduklarını mı yoksa okudukları kelimelerin manasını bilmediklerini mi ispatlamışlardı?

Bir de kişisel gözlemlerim var. Bir süre önce, küçük bir Ingilizce-Türkçe tercüme işine talip olmuştum da “bu işler genellikle Boğaziçi mezunlarına verilir” denilmek sureti ile kırk yıla yakın Ingilizce okumuş, yazmış konuşmuşluğumuzun bir b…a yaramadığı da ortaya çıkmış idi. Bir de sıkça alışveriş yaptığım eczacının kızına hangi daldan mezun okuduğunu sormuştum da Boğaziçi cevabını vermişti. Dal kelimesini tekrar edince haa, dal mı, psikoloji demişti. Ordan da bilirim “en saygın okul” muhabbetini.

Ama biz isimsiz muhabirin pişmiş aşına soğuk su katmayalım. Objektif ölçütlerle sıralama yaptığını iddia edip, böylesi bir çağdaş üniversiteyi ilk 500 arasına almayan pis Çinliler, Avrupalılar, Amerikalılar mı iyi bilecek, bizim Cihangir, Bağdat Caddesi, Nişantaşı cafe, bar müdavimleri mi? Hem bilimde, patent, tebliğ sayısına niye bakıuyorsunuz, orası kadar “cool, in, hip” giyinen bir üniversite camiası gösterin de ondan sonra konuşun. (daha&helliip;)

Read Full Post »

2-3 hafta önce Akdeniz Üniversitesi’nde yüz nakli ile beraber ve aynı ekip tarafından (!) iki kol ve bir bacak nakli ameliyatı yapıldı. Biraz garip gelmiş idi senkronizasyon ve “aynı ekip” meselesi ama “muhakkak bilmediğm şeyler vardır” dedim.

Tesadüf bu ya, iki hafta geçmeden yüz nakli sırası Hacettepe Üniversitesi’ne gelmiş (sanıyorum Sağlık Bakanlığı izni ile oluyormuş bu deney aşamasındaki tıbbi prosedürler). Onu da anladım.

Ama nasıl oluyor da yüz nakli ile eşzamanlı olarak bu defa da aynı hastaya tüm ekstremitelerin (Akdeniz Ünibersitesi’nden bir bacak fazla) nakli denk geliyor? Belki bir açıklaması vardır.

Şu anda kafamdaki sorular:

1. Bu kararlar sadeece hasta sağlığı gözetilerek veya en azından hasta sağlığına birinci öncelik verilerek mi alınıyor? (daha&helliip;)

Read Full Post »

Dün hayata veda eden Steven Jobs ile aramızda epeyce gerilere giden, kapsamlı bir ilişki vardı.

Bir kere ben Steven Jobs’un öldüğü yaştayım. Severdik biribirimizi. O beni severdi, çünkü giga değil, mega da değil, kilobyte devrinde, ilk MacIntosh’una o zamanın parası ile 1700 dolar gibi bir meblağ bayılarak onu mutlu etmiştim (o da özel bir büyük tenzilattan yararlanarak). Benim onu sevmemin nedenleri biraz daha karmaşık: Bence o Batı’nın (kendi
terimleri çeçevesinde) güzel olan tarafını temsil eden, diğer yüzde 99’luk sürüye, o özgüveni veren yüzde 1’lik gruptan idi. Maddonnalar, Michael Jacksonlar hatta Donald Trump’lar Batı’nın parazitleri, konu mankenleri, en fazla yan ürünleridir (şu örneğe de bakın tezatı görmek için). Steven Jobs ve Bill Gates gibiler o enerjiyi üretenler. Hani geçen bir yazımda demiştim ya “bu gün Nişantaşılı I-padi, fino köpeği, botoksu ve yeni sevgilisi ile, daha bir “özgüvenle”, daha yükseklerden uçuyorsa onu kanatlandıran rüzgar ne Atatürk’ten ne Bedri Baykam ne de Nur Serter’den, ama İmam Hatipli Tayyip tarafından tedarik edilmiştir diye? İşte Steve de Batı’nın bu günkü “üstünlüğünü” sağlayan rüzgarı yapan mini minnacık bir grup adamdan biri idi. Geriye kalan Hanslar, Maryler’in bizim Hassolar, Memolar, Tubalar’dan fazla söyleyecek sözü yok.

Bu dahilerin dehası sıradan insanlara, hatta sıradanın altındakine de “müreffeh” bir hayat imkanını sağlamış olmaları. Batılılardan “Biz şunu şunu yaptık” mealinde böbürlenmeler duyduğumda (ki çoğunlukla indirekttir), “sen mi yaptın Einstein” derdim. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Son senelerde her gün bir yenisi arz-ı endam eden bitkisel mucizeler sunan, kimisi pop şarkıcısı kılığında, kimisi badem bıyıklı,  sözüm ona “doktorlar” furyası midemi bulandırıyor idi.  Tabii ki en fazla midemi bulandıran da kanalların (İslami olanlar dahil) güya “sağlık programı” yapıyor da bu “uzmanları” da konuk olarak çağırıyor sahtekarlığına tevessül etmeleri. Bilmeyenler varsa (!) size bir kötü haberim var: Bunların hepsi TV’lerden zaman ve sahte mülakatçı kiralayan şarlatanlardır! Hatta çoğunda o mülakat yapan aktörler de TV’lerin personeli değil dışardan kiralanmış figuranlardır. Soracakları “peki hocam bu bitkisel mucizenin hiç bir yan etkisivar mı” (olur mu hiç? Çünkü “bitkisel, doğada tabii olrak bulunur”  arsenik de doğada tabii olrak bulunur ama tavsiye etmem)  gibi nüfuz edici sorular da bu dolandırcılar tarafından yazılıp kızcaazın eline verilmiştir. Bunlara Batı’da “infommercial” (Information – bilgi ve Commercial- reklam,  kelimelerinin bileşiminden türetilmiş uydurukça) denilir. Ve altına da “kanalın bununla alakası yoktur” , “reklam programıdır” , “doktorunuza danışın”  vb notlar düşülür. Ciddi kanallar bunlara hiç müsade etmez. Şimdi alın bu “dindar kanallara” notunuzu verin (öbürleri muhtabım değil).

Bunlardan badem bıyıklı kırmızı gömlekli, gözlüklü, aynı anda 5-6 kanalda birden “uzman konuk” olan bir adet “hocam” dün “bunun gibi 165 tane farklı formülümüz var” (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »