Archive for the ‘Darbeler’ Category

Alman filozofu Frederich Nietzsche’nin Zerdüşt Böyle Dedi kitabında “Tanrı öldü” dediğini okuyalı 40 yıla yaklaştı. Üniversite’ye yeni başlayan bir öğrenci olarak bundan diğer fikirleri konteksti içerisinde çıkarımım insanlığın yaşadığı ahlak buhranına yergi idi.

Son yıllarda, özellikle internet ortamında bir çok yerde çeşitli fikirlere mensup kimselerin bunu yorumlayışlarına bakınca “bu benim okuduğum Nietzsche değildi” dedim. Özellikle bir çok ateistin bunu ateizmin propagandası için malzeme yapmalarını çok sığ buldum. Oysa Nietzsche “Tanrı öldü” ifadesinin arkasından “onu biz öldürdük” demesi dahi herhalde insanların maneviyattan, Allah’ın tüm yüce dinler vasıtası ile insanların yaşamasını istediği ahlaki normalardan uzaklaşmalarının kritiği olduğunu anlamak zor değildi. Sonradan sağda solda yapılan yorumlarda onun aynı zamanda içinde yaşadığı Avrupa’daki Hristiyan Tanrısı’ndan spesifik olarak bahsettiği ve bu şekilde zamanın Hristiyan Avrupası’ndaki din adamlarının “Tanrısı” ile problemlerini anlatıyor. Kısacası ifadeyi ben hala ilahiyattan çok insanlığın hal-i pür melali ile alakalı olarak okurum. Nietzsche’nin diğer yazıları gibi.

Düşünen, dünyasında olanlara duyarlı, hakikat arayışındaki her nodern insan herhalde kendi yaşadığı zamanlar için benzeri ümitsizlik psikolojisine girmiştir; benim bir süredir yaşadığım gibi. Biliyorum “dünya imtihan dünyası” ama hayatınızın tamamında ve sizden önce de dünyayı yönetenlerin şeytanın çocukları olduğu ve yönetilenlerin da derin ahlaki zaaflardan muzdarip olduğu görüntüsü karşısında sınav ister istemez zorlaşıyor, bazılarımız için, ben mesela. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bir kaç yıl önce, İsrail Gazze’deki son büyük katliamı devem ederken.. Zaman Gazetesi’nde bir yazı çıkmıştı Ahmet Selim imzalı. Gazze’den demir atolyesinde yapma roketlerden İsrail’e atan gençleri, Hamas’ı sigaya çekiyordu “savaş böyle olmaz, nizami ordular arasında olur, ne hakkın var İslam dünyasını savaşa sokmaya” falan diyerek. Gavurlar dahi böyle diyenlere “blaming the victim: Kurbanı suçlamak) diyordu. Ona cevaben yazdığım yazıda aynen şöyle demişim:

Bak Ahmet Efendi,
Ahirette komşu olarak senin ilim ve irfanından mahrum kalmış, Şeyh Ahmet Yasin’i de, Rantissi’yi de, Yusuf El Karadavi’yi de Filistinli şehit bebeleri, gençleri kadınları da, intihar bombacılarını da, yanlış yaptığını senden öğrendiğimiz Hasan Tahsin’i de Sütçü İmam, Kara Fatma ve diğer Kurtuluş Savaşı teröristlerimizi de sana tercih ederim.

Sanıyorum aynı yazıda “Gazze’de Siyonist Katil’in buldozerinin altından çocukları çıkarmaya çalışırken ezilen Rachel Corrie ile komşu olmayı sana yeğlerim” de demiştim.

Buradan ne anlaşıiıyor? Sıkça hatırlatrım fetva mercii olmadığımı, malümün ilamı olsa da. Ama yüreğimi, beynimi ben kontrol ederim; kiralık değil. Benim vücudumdaki her hücre ait olduğum milletin “kötülük gördüğünde eli ile, dili ile düzeltenler” milleti olduğunu haykırıyor din hanesinde ne yazdığına bakmaksızın. Daha önceki yazımda bahsettim, bir kaç örnekle destekleyeyim neden “Müslüman” tanımlamasının benim için fazla bir referans değerinin kalmadığını.

Bizim darbecilerin aksine Sisi pek de “laik” değilmiş. Laiklik şöyle dursun eşi peçeli imiş! Aman y-generasyonu duymasın! Sosyolojileri bozulur! (daha&helliip;)

Read Full Post »

Erdoğan Ağlarkenr4bia_selaminin_bilinmeyen_34_anlami13769851300_h1064260Esma
Derin stratejik düşünürlerden oldum olası hazzetmediğmi, zira bunun aslında ahlaki omurgasızlığı saklmak için bir kılıf olrak kullanılmaya müsait olduğunu kendi hayat tecrübelerimden hareketle bahsetmiştim. (Bkz: https://bekirlyildirim.wordpress.com/2010/06/09/derin-stratecist-abiler-ablalar-uzerine-iki-cift-soz/).

Gerek Gezi gerek Mısır ve Suriye meseleleri aynı savları test etmek için bir laboratuar işlevi gördü fakir için. Erdoğan ve fakiri de içine alan kümedekiler “ahlaki doğruculuk siyasi doğruculuktur” derken ve şeytanın çoocukları “oh oldu, dinciler, Muslolara!” derken bir üçüncü gruptakiler de “evet biz de üzülüyoruz ama reelpolitik, Türkiye’nin gücü, yalnız kalıyoruz… dünyayı sen mi değiştireceksin, Arapların kendileri bizim kadar umursamazken…. bölgenin jeopolitik, jeostratejik, jeolojik, jeofizik…..zzzzzzzz felan diyorlar.
Dedim ya bu kadar stratejik düşünce benim içibn fazla. Ben duygusal adamın tekiyim, Tayyip Bey gibi. Yukrdaki resimler de benim politikamı anlatıyor.
****************************************
Bu da Şehide Esma’nın babası Muhammed El-Biltaci’nin kızına mektubu:
Sevgili kızım ve değerli öğretmenim…

Sana elveda demiyorum bilakis yarın görüşmek üzere. Başı dik tuğyana isyan ederek yaşadın. Tüm engelleri redderek hürriyete sınırsızca aşık oldun. Bu ümmet, uygarlıkta hak ettiği yeri alabilsin diye onu yeniden diriltmek ve inşa etmek için sessizce yeni ufuklar arıyordun. Akranlarının uğraştığı işlerle meşgul olmadın. Her zaman derslerinde birinci olmana rağmen öğrenmeye olan açlığın dinmedi.

Bu kısa hayatta sohbetine doyamadım. Vaktim mutlu olacak ve eğlenecek kadar geniş değildi. Rabiatul Adeviyye’de son kez bir araya geldiğimizde, “Sen bizimle olduğunda bile bizden ayrısın” diyerek bana olan sitemini dile getirmiştin. Ben de sana, “Bu hayat birbirimize doyacak kadar geniş değil. Birbirimize doyalım diye Allah’tan cennetinde bize bu sohbeti vernesini temenni ediyorum” demiştim.

Sen şehit olmadan iki gün önce seni rüyamda gelinlikler içinde gördüm. Bu dünyada eşi benzeri olmayan bir güzellikteydin. Yanıma sessizce oturduğunda sana, “Bu gece senin düğün gecen mi” diye sordum. Sen de “Düğünüm akşam vakitlerinde değil öğlen olacak” demiştin. Çarşamba günü öğlen vakti şehit olduğun haberi bana ulaştığında, senin rüyamda bana ne demek istediğini anlamış oldum. Allah’tan seni şehit olarak kabul etmesini niyaz ettim. Ve şehadetin, bizim haklı olduğumuzu ve düşmnımızın batılın ta kendisi olduğu inancımızı pekiştirdi.

Son vedanda yanında olamamam, son bir kez seni görememem, alnına son bir öpücük konduramamam ve senin cemaze namazını kıldırma şerefine nail olamamam beni derinden üzdü. Beni bunları yapmaktan alıkoyan, ölümden veya karanlık hücerelerden korku değil, uğruna canını verdiğin davayı (devrimin hedeflerine ulaşması) sürdürebilmekti.

Zalimlere karşı başın dik (göğsünü gere gere) direnirken gaddar kurşunlar göğsüne saplandı ve ruhun yüceldi. Ne kadar güzel bir azimin ve terbiye edilmiş bir nefsin vardı. İnanıyorum ki, sen Allah’a verdiğin söze sadakat gösterdin, Allah da sana verdiği söze… Öyle ki, şehadet şerefini bize değil de sana bahşetti.

Son olarak, Sevgili kızım ve değerli öğretmenim…

Sana elveda demiyorum bilakis görüşmek üzere.. Buluşmamız, yakında peygamber ve ashabıyla birlikte Havz-ı Kevser’de olacak. Sonsuz kudret ve hükümranlık sahibi Allah’a yakın, O’nun nezdinde değerli ve şerefli bir konumda. Ayrılmamak üzere, birbirimize doyma temennilerimizin gerçekleşeceği bir buluşma…

Read Full Post »

Ergenekon Mahkeme kararlarının çıkması bir insan hakları, meşruiyet, adalet, ahlaki düzen, demokrasi savunucusu olarak beni ziyadesi ile memnun etti. Fazla sebep saymaya gerek yok. Darbecilik en alçakça suçlardandır. Bir milletin insan haklarını topluca, kendi süfli emellerini tatmin için gasp etmek, millet üzerinde ahlaksızca, hak edilmemiş, denetlenemeyen, hesap sorulamayan ve şimdiye kadar yargılanamayan bir egemenlik kurmaktır. Onun içindir ki dünyanın hiç bir yerinde darbecilere “insaflı” davranılmıyor; 95 yaşındakiler, ağır hastalar sedye ile getirilip yargılanıyor. Onlara “insaf” tüm topluma, insanlığa insafsızlıktır.

Şimdiye kadar dokunulamazdı darbeci haydutlara; bu bakımdan bir kilometre taşıdır Ergenekon Kararları. Bir devrin sonu evrimsel olarak geliyordu zaten; bu elzem adım daha ileriye götürmüştür süreci.

İroniye bakın ki 1980 darbecileri Kenan Evren ve diğerlerinin müdafası “Biz başarılı darbe yaptık, ancak başarsız darbeciler yargılanır” iken Ergenekon-Balyozcuların son müdafası da “bizimkisi sübuta ermedi, öyleyse darbe sayılmaz, bizi yargılayamazsınız”. İkisinin toplamı: Darbeciler yargılanamaz. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Önce yeni jargondaki liberalin basit tanımı (Atilla Yayla gibi gerçek liberallerden özür dileyerek):

Geçmişte demokrat veya darbe karşıtı olduğunu şu veya bu darzda beyan etmiş, dindar olmayan okumuş.

Bildiğiniz üzre şimdi bu “liberaller”in çoğu demokrasi, adalet, ahlak turnusollarından çaktılar. Çoğu Gezi’ci bu liberaller artık sandık dışı yollarla Erdoğan’ın yönetimden uzaklaştırılmasını meşrulaştırcı söylemler içersindeler. Bahsedeceğim liberalin adı Namık Çınar.

Peki Namın Çınar’ın farkı ne diğerlerinden? O da Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırmak istiyor. O da Erdoğan’a karşı hakarete varan, hatta vicdansız diyebileceğim eleştriler yapıyor. (bkz. : Erdoğan darbeyi hak ediyor) . Ona göre de “demokrasi sandıktan ibaret değil”.

Şu satırlar onun: (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bir kaç saat oldu Mısır’da Asker çiçeği burnundaki demokrasiye karşı darbe yapalı. Ah ne şok!

Her ne kadar “Mısır Türkiye, Türkiye de Mısır değildir” ise de temel unsurların benzerliği yadsınamaz. Orada da “sayısal değil siyasal üstünlük” (Deniz Baykal) darbe yaptı. Ben olayları BBC; CNN, El Cezire’den izledim. Orada da bizim Nişantaşılı tipi karılar çıkardılar “özgürlük” isteyen. Orada da “İslamist” Mursi seküler muhalefeti ötekileştirmiş! (yönetimi paylaşmamış). Orada da “sokakların sosyolojisi” üzerine konuşuldu bolca. Bu noktaya gelene kadar asker-seküler milyarderler kontrolünde ekonomi çökertildi, hükümet işleyemez hale getirildi, Mursi’nin elinden yetkiler aklındı yönetime geldiği ilk günden itibaren. Erbakan’a uygulaNAN 28 şUBAT, Erdoğan’a son olarak Gezi adı altında uygulanan tarife uygulandı. Erbakan Hoca 11 ay dayanabilmişti, Mursi 12 ay.

Peki Erdoğan’a karşı niye başarılı olamadı? Sevgili “liberaller” (gülmeyin, ayıp oluyor!) kusura bakmasınlar, “sosyloloji”, “gençleri dinlemek”,”demokrasi sandıktan ibaret değil” , “ötekilelştirme”, “generation Y’ın mizahı” vb güzellemeler, yaratıcılıklar, esoterik analizlerini takdir etmiyor değilim. Siz gayret ettiniz ama bir daha görüldü ki: Ne kadar yaratıcı olursanız olun, Tel Aviv’den Berlin’e, oradan Washington’a , Porno yıldızlarından, Madonna’ya, Elif Şafak’tan Tarık Akan’a, TÜSİAD’dan İhsan Eliaçık’a ne kadar sivil kuvveti mobilize ederseniz edin: ASKER OLMADAN DARBE OLMAZ! (daha&helliip;)

Read Full Post »

Son günlerde Kahverengiburunlubeyazeskikaptan ile Murat Belge arasındaki “barbe olur mu olmaz mı” tartışması dikkatimi çekti, herhalde polemikperverliğimden; başka neden olabilir ki?

Meğer Murat Belge “darbeler dönemi bitmedi” diyesi immiş, bizim Kahverengi de “müsterih ol Murat bey; olmaz çünkü teşebbüs eden karşısında beni bulur” diyerekten Belge’nin gönlünü rahatlatmış. Hasan Cemal’ ise bilirsiniz “şeriati getirme niyetleri olduğunu bilsem darbeyi gene okeylerim ama bunların bu niyeti olduğunu sanmıyorum” çizgisinde.

Belge’nin darbeyi ne kadar istediği istemediği, Kahverengiburun’un tankın üzerine çıkmaya ne kadar istekli olduğu konusu aşağıdaki yazıda pek de mizahi işlenmiş. Ben sadece darbe olur mu olmaz mı konusunda fikrimi beyan edeyim: Olur olmasına da Talat Aydemir’den haber alanınız var mı?

Şimdi the yazı:

********************************************************

Murat Belge: Ertuğrul Özkök ve ‘darbe’ konusu

Vatan gazetesinden, daha önce tanıdığım Mine Şenocaklı bir mülâkat talebinde bulunmuş, ben de kabul etmiştim. Yayımlanan mülâkatın bir bölümü Ertuğrul Özkök’ün (daha&helliip;)

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »