Archive for the ‘Direkt Demokrasi’ Category

elifcakirtahaakyolBelki gerek yok ama Erdoğan’ı, AK-Parti’yi yerden yere vuran tonla tweeti, yazısı olan bu yazar, son 2-3 seçimdir sandığa da gitmiyor, yani AK Partili’yi bırakın AKP’li dahi değil.

Gerisi Karar’daki CHP-partizanı arkadaşlara, ağabeylere yazdığım e-posta’dan:
*************************************************************
Bekir L. Yildirim
To:
Yıldıray Oğur ecakir@karar.com yzcomert@karar.com mocaktan@karar.com ikahveci@karar.com
and 5 more…

Siyasetin pis iş olduğunu bilirdim ama zeki ve ilkeli bildiğim İbrahim, Yıldıray, Hakan siz de mi? Kendi inanılır güvenilirliğinizin tahrip edilmesi umurunuzda değil mi? Akyol Akyolluk yapıyor; ya siz?

Ya hu nereden biliyorsunuz İmamoğlu’nun kazandığını?

“Islak imzalı” sonuçları size İmamoğlu mu verdi Kaftancıoğlu mu? “ille de ıslak imza” diyor Akyol, İmamoğlu ve Kaftancıoğlu.
(devamını oku…)

Read Full Post »

3din“Bu da nereden çıktı  şimdi, bunca meselemiz varken ve hepimizi bitap düşüren konu nihayet gündemden düşmüşken” sorunuz varsa bana değil TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sorun. Konuları ben belirlemiyorum. Benim ilham perilerim de Aziz Nesin’in zebanileri gibidir; daha önce ifade ettim.

Biz, uzun bir İslami aktivizm, siyaset geçmişi olan, bilge adam intibaı  uyandıran Başkan Kahraman’ın sonradan “şahsi görüşüm” dediği “Anayasa’dan laiklik kalksın” mealindeki çıkışını, boş bulunma mı, akıllı strateji mi olduğu konusunda tahmin yürütebiliriz ancak. Ama niyet okumadan geçinen bunca köşe, ekran kadısı varken ne gereği var!

O zaman kavramın kendisi üzerine bir kaç düşünce

Laiklik kelimesini dünyada en fazla kullanan ülke olduğumuza bahse girerim. Kelime  Laicite Fransızca olsa da (herhalde Latince köken-düzeltme, eski Yunanca) modern zamanlarda biz devraldık. Kavram kargaşasının bir nedeni de bu zoraki modernleştirme ithallerinden olması (Bkz. Post-Modern Secularism: The Turkish Version )

Laikliiğin tanımı şu mu olmalı bu mu üzerindeki tartışmaları lüzumsuz buluyorum. Soruya aynı  kesimdeki aydınların dahi çok farklı cevaplar vermesi de yanlış soru ile işe başlandığının kanıtlarındandır.

Laiklik değil demokrasi

Temel soru laiklik tanımı değil yönetim biçimi tanımıdır. Zira laiklik olsun mu, hangi türü olsun vb seçimler bu tabiri caizse anayasaya, veya temel kanuna göre belirlenir.  (devamını oku…)

Read Full Post »

Buradaki bin kusür notu, düzenli veya düzensiz takip edenler anlamış olmalılar ahlaki felsefemi. İndandığım doğruları temsil edenleri destekler, onlara muhalif davrananlara muhalefet ederim. Bu bir strateji değil, konjunkturel duruş değil, siyaset de değil benim için. DNA’mda, veya halk tabiri ile mayamda olanın dikte ettiği şeyleri yaparım. Bunların başında:

-Hakkaniyet (her hangi bir durumda, tarafların kimliğine bakılmaz, haklılığa bakılır)
-Mağdur mazlumun yanında olma, güçten uzak durma, göstermeye çalışmadan “iyi, doğru ve güzel” ‘e hizmet etme güdüsü gelir.”Allah yolunda çalışma” demeyeyim, bu ifade o kadar yoruldu ki müteahhitler, adaylar, vurguncuların ağzında!

Siyasetle alakam bir hobi değil, babadan, aileden kalma değil, herhangi bir kişisel veya grupsal aidiyet menfaati ile alakalı değil. Hayatım boyunca kimse siyasi aidiyet, partizanlık, patrimonyal ilişkilerle edinilmiş bir kuruş veya makam mevki gösteremez. Olan varsa buyursun. Ondan dolayı Allah’tan başka kimsenin görmediği yerlerde hesapsız, müdanasız tek kişilik marşlar, isyanlarla doludur hayatım. Gazze’li, Somali’li çocuk ve sokaktaki yaralı kedi köpek yavruları yüreğimin ayn noktasını sızlatır. Davam bundan ibaret.

1974-75’te “Milli Görüş” ‘e intisab etmem de bundan idi. Lise sonuna kadar sempati duyduğum Ecevit ve şiirsel-romantik-solun sahte olduğuna karar vermiş idim üniversiteye başladığımda. En kuvvetli kaabiliyetim sahtelikleri deşifre etmek maske indirmekti- ki bu da reddedilmemin -daha sonra spesifik olarak açacağım- baş nedenleri arasındadır.

Hayata devam edebilmek için bazı şeylerin, bazı kimselerin “iyi, doğru ve güzeli” temsil ettiklerine inanmak şart. Onlarla birlikte güzel şeylerin mümkün olduğuna inanmak zorundasınız. “Herşey kötü, herkes aynı” noktası intihar noktasına yakın bir yerdir zira. Bu not defterinin sloganı yıllardır “rüyalarınız öldüğünde ölürsünüz” idi zira (Şimdi kendi sözüm “Nihai tahlilde ahlaki doğruculuk siyasi doğruculuktur”).

Türkiye’deki siyasi arenada da “iyi, doğru ve güzel” için metaforum idi MSP_MTTB-Akıncılar-Refah_Fazilet-AK Parti-İslami entiteler son 40 yıldır! Onların propagandasını “teşkilatlara” değil, Erdoğan’a değil, abilere değil, etraflaındaki adı anılmaya değmez parazitlere, Nietzsche ‘nin “panayır sineklerine”, kıç yalayıcılara, medyada, devlette, “Müslüman Mason Locası” ‘nın üstadlarına yapmadım ama şunlara yaptım: (devamını oku…)

Read Full Post »

Ahh öyle kararsızım ki! Bir tarafta Hakk öbür tarafta Şeytan. Nerden baksan zor tercih. Bir tarafta şeytanla yatakta olanlar, öbür tarafta Tayyip Bey’in deyimi ile sadece “halk ve Hakk” ile ittifak yapanlar. İkisi de cazip farklı nedenlerle olsa da.

Marmaray, metro, köprüler, havaalanları, temiz Haliç, su sıkıntısının tarihe karışması, benim gibiler için yiyecek makarna ve bulgur, yakacak kömür, karnımı kaşıyacak sıcak bir yuva, boyu uzun şarapçı Cüneyt Özdemir, Cem Boyner, Mine Kırıkkanat, kedi öldürme videolarını Face’e koyan Eskişher Üniversitesi’ndeki “proud to be white” entel ve diğer çapulcuların boylarını uzatmaları için havyar, balık ve şarap, selfieleri için I-pad, arabaları için yol yapılması, daha önceleri statü sembolü olan uçağa binme tecrübesini bu gün çocuk bakıcılarının dahi yaşıyor olması…. güzel ama öbür yanda da CHP-Çoban Sülü’nün asr-ı saadeti nostaljisi var. Boşuna dememişler “geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer”. Film şeridi gibi canlanıyor hatıralar:

70lerin ortalarında 250 gram sana yağı istihkakını almak için Taksim’den Beşiktaş Belediye Tanzim Satış Mağazası’na gitmek, 1.5 saat kuyrukta bekledikten sonra, kağıda sarılmadan (poşet de ne?) yüzüme fırlatılan margarinin eve gelmeden eriyip damlamaya başlaması, Taksim Tekel’de Samsun sigarası kuyruğuna girmek için zamanın geç olduğunu fark edip “yarin erken kalkmalı” diyişler, çöp dağları, Haliç’in bir kaç km uzaktan burnunuza gelen o romantik lağım kokusu…Polisten ehliyet almak için açıktan verdiğimiz standart rüşvet! “Bu ne için” diyenlerin yediği dayaklar…Cebimizde yanlış gazete ile yanlış mahalleye gitmemeyi bilecek kadar akıllı olduğumuz günler..Kilometrelerce benzin kuyrukları.. Hastane’de 1 dakikalık vizite için 4 saat bekleyip sıra gelmeden eve döndüğümüz, Pangaltı’dan Beyazit’e 2.5 saatte, balık istifi otobüslerde vardığımız günler, Sülü’nün yeğenlerinin sahte mobilya ihracatı ile devletten milyarlarca dolar götürdüğünü okuduğumuz “bazı gazeteler” ve onu savunan Nazlı Ilıcak ve kocasının Tercuman’ı(devamını oku…)

Read Full Post »

Boşuna dememiş Konfuçiyus “karanlığı lanetlemek yerine bir mum yak” diye.

Erdoğan, Türkiye ve biraz da İran’a karşı yürütülmekte olan kirli Yahudi-Neocon operasyonuna karşı sizin de benim gibi yapabileceği şeyler vardır. “onları ceplerinden vur” derler. Mavi Marmara’ya tepkisi Netanyahu’nunkinin aynısı olan “gönüllü beşinci kol efendi hazretleri” bırakın Müslüman’ı, ahlak, insanlık, vicdan, hakkaniyet nosyonları ile tanışık kimsenin bir kuruşunu hak etmiyor! Ordan elde edilen kar, Peygamber (sas)’e çok ağır hakaretler eden, Müslümanlar’ın Frankenstein gördükleri Siyonistler’e ödül vermekte kullanılıyor.

Vicdanlı, hakkaniyet gözeten, Ülkesini seven insanların yapması gereken ortada. Yahudi propagandistleri ile ticaret yapmayın. Günahtır, yazıktır helal kazanılmnış paranıza. Bank Asya hesabınızı kapatın. Ve iflas ettirmeye çalıştıkları milli bankamız Halkbank’ta hesap açın.

Şamar gibi cevap olsun Yahudinin de darbecinin de bilumum güçlü İslamofobun kıç mevkinin tadını çok iyi bilen muhterem kişiye! (devamını oku…)

Read Full Post »

Koç Grubu’nun başı Mustafa Koç Gezi hakkında gazetecilerle “samimi” sohbetinde Geziciler için “onlar da sizin, benim gibi insanlar” ifadesini kullanmış. Deniz Baykal’ın “TSK da bir STK’dır” (yok, aynı harfleri içermesi değil kasıt) dediğinden beri bu kadar veciz söz duyduğumu hatırlamıyorum. Budur not düşmenin esbab-ı mucibesi.

Sizin, benim gibi insanlar.

Di mi ama?

Hangimiz Türk ekonomisinin yüzde onunu kontrol etmiyoruz ve bununla ülkenin bize değil bizim ülkeye ne kadar hizmet ettiğimizi hatırlatmıyoruz sıkça?

Sizin benim gibi insanlar?

Kaç tanemizin çoluk, çocukları arada bir polise molotof, bilye, havai fişek, bulamazsa taş atarak, araba, dükkan, galeri felan yakarak geçirmiyor hafta sonunu?

Kaç tanemiz bu y-kuşağının ilaç, banyo, sandviç, prezervatif vs ihtiyaçlarını 5 yıldızlı otellerimizden, zincir mağazalarımızdan karşılamıyoruz? (devamını oku…)

Read Full Post »

Seçme yaşı da!

Fazla mı sınırlayıcı oldu? Olsun. Ak Parti de sanki tüm demokrasi sorunlarını halletmişiz gibi seçilme yaşını da “esas zor olan seçilmek değil seçmektir; seçebilen seçilmeli de” (Hüseyin Çelik) gibi garip bir gerekçe ile, 18’e indirme tekifini, bu kadar problemle boğuşur iken gündeme getirmese idi!

Nerden icap etti, anlayan beri gelsin. 18-25 yaş arası siyasert dahilerimizin dehalarından antidemokratik yaş sınırlamasından dolayı yararlanamıyoruz; yazık değil mi” diye feryad-u figan eden halk kitleleri mi zorladı Erdoğan’ı bu adıma? Sanmıyorum, ama Taha Akyol’a sorarsanız işin içersinde populizm var. Yani 2014 CB Seçimi için gerekli populizm! Yazısını okumadım sadece başlığı aklımda kaldı. Eminim bir mantıki bağlantı kurmuştur ama “seçilme yaşını 18’e indirdi, böylece ben de belkim milletvekili olurum” diye Erdoğan’a oy verecek kaç milyon tivitır-fesbok entellektüeli genç var ki bundan Erdoğan populizm kazancı sağlasın?
(devamını oku…)

Read Full Post »

Evet, yanlış duymadınız. Gayet ciddiyim. Bu Hükümet derhal istifa etmelidir! Daha spesifik olayım. Erdoğan 24 saat içersinde istifa dilekçesini CB’nın masasına koymalıdır!

Şimdi bu bloga “yandaş” diyen iç ve dış mihraklara seseleniyorum! Şiştiniz mi tarafsızlığım karşısında? Gerektiğinde bu Hükümet’e de muhalif olabileceğimi bu göstermiyorsa ne gösteriyor? “düşünmek Taraf olmaktır” ama ben “1 beyni olanlardan” değilim ki. Neyle düşünicem? Bidonla mı? Hadi bakalım bayılın özür mesajlarınızı! (ne sandınız? Selahattin Demirtaş Başbakan’dan “kepenk kapattırma” hususunda özür dileme bekler iken ben hakkımdaki bu iftira karşısında talepkar olmaya mı idim? iyi walla!)

Peki, niye istifa etmeli bu Hükümet?

Bir kere, (devamını oku…)

Read Full Post »

Biraz önce TV’yi zaplarken NTV’de Banu Güven’in “Artı” adlı programında “Asker iktidarı verir mi” sorusunu tartışıyor idiler İsmet Berkan ile.

Bir iki dakika kulak misafiri oldum; doğrusu 28 Şubatçı bir havadan ziyade “tarafsız gözlemci” konumunda ifadeler duydum. Günün kahvesinin kokusunun öteki mahalleye de ulaşmış olmasından memnuniyet duydum.

Tepemi attıran sorunun kendisi idi. Dünyanın Çetin’lerinin paşa keyfine mi kalmıştı iktidarı verip vermemek? Adetim olduğu üzere anlık tepkimi anında koydum bir kısa e-posta ile. O kadar hoşuma gitti ki (kendim diye söylemiyorum haa!) “bu deftere not düşmeye değer” dedim.
*****************************************
Hak verilmez, alınır” değil mi idi?

Süheyl Batum’un “kağıttan kapanı” nın “paşa keyfine” kalmadı iktidarın kimde olacağı artık. (devamını oku…)

Read Full Post »

Konular birikti. Bizim onlarca yıldır söylediklerimizi söyleyenler hızla artıyor. ABD bile Mübarek’e sahip çıkmadı! İsrail’in gücü yetmedi (bir zamanlar böyle bir cümleyi duyabilir miydiniz? Şükürler olsun Allah’ıma bu günleri de gördük!). Şeytan her cephede irtifa kaybediyor. İki gün önce İstanbul 10. Ceza Mahkemesi 160 küsur Balyozcu için tutuklama kararı verdi (bir zamanlar kimsenin ağzından böyle bir cümle çıkabilir miydi?. Şükürler olsun sana ya Rabbim! Galiba bu ülkede hakimler var!). Bizim İsrail muhibbi-darbeder medyacılar dahi “firavun gitti” diyorlar; Balyozcuların Ergenekon’un avukatlığından ılımlı yandaşlığına geçiyorlar sürüler halinde. Yakında “ben zaten tüm suçlular yargılansın dedim; darbelere karşı durdum” diyecekler, şüpheniz olmasın. Her bir olayı ince analizlere tabi tutmak içimden gelmiyor böyle zamanlarda. Aslına bakarsanız ben farklı “olaylar” görmüyorum. Yıllardır tekrarladığım “paradigma çatırdıyor”, “cambaz ipinin sonuna geliyor”, “hak galebe çalıyor… iyiler kazanır”, “nihai tahlilde ahalaki doğrular aynı zamanda siyasi doğrulardır” gibi sözlerle ifade ettiğim tesbitlerin tezahürü olarak görüyorum manzarayı. Daha felsefi, daha nihai tahlilci ve daha duygusal oluyorum böyle zamanlarda. “Zulüm ile abad olunmaz”, “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” gibi veciz sözler ve

“Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.”
Âl-i İmrân-54 )

Hani kafirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.(Enfâl-30)

gibi ayetler geliyor aklıma. Bir de illa Üstad NFK’in Nakarat’ı: (devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »