Archive for the ‘Seçimler’ Category

clinton-trump2Özetin özeti. Tahminim ABD yarin ilk kadın ve ilk karı-koca başkanını seçmiş olacak.

Önce hatırlamakta yarar var: ABD otomatikte çalışır. Bu otomasyonun veya establishment denilen kurulu düzenin dümeninde Yahudi var. Başkanın adı Nixon, Kennedy, Burak Hüseyin veya Hillary olsun rengi siyah beyaz veya mavi, cinsiyetierkek veya kadın olsun, bu kuralı unutrmayın: Paradigmayı değiştiremezsiniz.

Ondandır Donald Trump gibi bir cinsel sapık, soytarının o seviyelere gelmesi mümkün. Zira o yönetmeyecek ki ülkeyi. Ülke otomatik pilotta.

Ama hiç mi fark etmez kimin oraya oturacağı. Eder, bir miktar, düzeni belirleyen temel politikalar, zihniyet sabit kalır ama bazı tavırlar, öncelikler değişebilir. “Amerika hapşurduduğunda biz grip oluruz” dan mütevellit, gerek biz gerek dünyanın geri kalanı için Clinton veya Trump seçeneklerinin bazı muhtemel sonuçları:

Clinton seçilirse

1. Sözlükte statükonun karşısında onun resmi var. Düzenin ağababalarının onu tercih etme nedeni de bu: Sürpriz olmaz, söz dinler, insiyatif almaya kalkmaz. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

GazetelerTahlil : Analiz, gençler. Hazır kelime varsa kullanırım, yok gavurca kullanmak zorunda isem doğrusunu kullanırım, tavsiye ederim.
Aklıma gelmişken medya: ortamlar, çoğul kelimedir (tekil: medyum), medyalar olmaz.

Bu gün gazete tirajlarına baktım. Şöyle bir tasnif yaptım siyasi konum bazında (internet tıklamalarnı hesaba katmadan) :

– “Yandaş” medya : 1,085,000.

-Fethullah medyası (direkt veya dolaylı ayırımı yapılmamıştır. Taraf, Yeni Asya, Millet dahil edilmiştir. Zaman’ın gerçek tirajı, zorunlu tirajı ayırmı yapılmamıştır): 930,000.

-Diğer muhalif medya (sağ-sol, dindar-laikçi, Türkçü-Kürtçü, vatansever-sevmez vb ayırım yapılmamıştır): 1,381,000.

Muhalif toplamı: 2,311,000.

Otada /Demirören’in Milliyet, Vatan’ı +Ciner’in Habertürk’ü: 436,000

Siyasete karışan medya toplamı: 3,396,000.

Muhalefet yandaşı: %68.
İktidar yandaşı: %32 (daha&helliip;)

Read Full Post »

Çocukluk yıllarımdan beri siyaseti heyecanla ilgilendim. Taa radyo yıllarında seçim sonuçlarını gece 1:00’e kadar radyodan dinlerdim. Dolayısıile seçim sonuçlarını, tahminleri,hesapları izlemek benim için hiç bir milli maçın veremeyeceği dercede heyecan verici bir “etkinliktir”. Önceden hazırlarım kuru yemişleri, patates cipsleri, hatta kolaları (son ikisini ancak böyle özel günlerde tüketirim çocuklar, bunu evde denemeyin ha!).

Bu seçimlerin farklı olacağını ümit etmiştim, birazcık da olsa. “Milli maçı” tribünden seyretmek yerine sahada olma ümidi.. Partim’in erdemli ve dahi akil insanlarına gittim bakın şöyle şöyle liyakatim var, bi bakın en azından, ondan sonra oynatmayın hocam, dedim. Hocam oralı bile olmadı. “Paranı ve oyunu ver kes sesini” dediler. Ben de tepinerek de olsa öyle yaptım. (saat 5:00’i geçti, sandıklar kapandı; zaten ilk değil benim için bunları demek, orucu çoktan bozmuştum).

Dün Davutoğlu’dan bir mektup aldım “seçimlerin yoğunluğundan dolayı benimle görüşememiş ama talafi edecekmiş” hülasa olarak. Ama dur, bu da ne? İsim misim yok bunda; bir “mass marketing” mektubu, kim bilir kaç bin kişiye gitti aynı “değerli kardeşim” mektubu. Bir de telefonda konuştuk. O da “recording” idi; o konuştu ben dinledim; en azından ilk 20 saniyesini. Bir kaç gün önce de “Mustafa Şentop ile kahvaltı” şerefine nail olacaktım, karnım tokdu.”Hele bir oyunu ver de” temasları bunlar. Buna gerek yoktu ki Ahmet Hoca, ve Av. Mustafa! Bloguma göz atsaydın senden daha Akepeli olduğumu görürdün. Zekama hakaret etme bari! Ayıp oluyor!

Neyse, benim için bu gece de kural bozulmayacak. Heyecanlanmak için sebep bulurum her halukarda. Hayatımda “tarafsız” olmadım. “Şeytan gri alanda yaşar” ve “gri alan omurgasızın sığınağıdır” aforizmalarının sahibi olarak bu gece de heyecanlanacağım, tuttuğum takımın başarısına sevinip kayıplarına üzüleceğim.

Evet, buruk bir sevinç olacak; kendimi kullanılmış hissedeceğim, “inner sanctumdakiler”, “iç dairelerdekiler”, “Müslüman locasındakiler” ‘in benim gibilere, “enayi, kendini dairelerimize girecek sandı” mealinde sözler söylediklerini de bilerek, milli takımın başarısı için dua etmeye devam edeceğim; şike yapsa da, torpille sahaya oyuncu sürse de, yönetimde yolsuzlar, rantçılar, mafya karakterlerinden de barındırsa da, ne yaparsın, milli takım İsrail’e karşı oynadığında?! (daha&helliip;)

Read Full Post »

Eski dosyalarım arasında bir şeyler arar iken rastladım Mümtazer’in bu yazısına. Paylaşayım dedim, her ne kadar adamın karakteri yeteri kadar efkar-ı umumi malumatı olsa da, belki birilerinin hafızaları tazlenir, sıkça kullandığım “entellektüel fahişe” ifadesine örnek teşkil eder.

Bir not daha: Evet, beni adaylık için reddedip-hatta CV’me dahi bakmayan, 2 dakikalık sözde mülakat dışında zerre kadar ilgi göstermeyen parti-Mümtazer’in de Nazlı’nın da zevcelerini, ve daha nicelerinin mahdumları, refikleri refikalarını,damatları, sülalelerinden olanları, iş ortaklarını… vekil, AH Coşkun’u, diğer Kanal-7 rantçı-kifayetsizlerini süper-star, milyoner yapmış, Tuğçe Kazzaz adlı mankenle en üst seviyede görüşmüş, ama bana ilçe teşkilatından dahi randevu vermemiş olan, “liyakat-erdem” derken bilerek yalan söylemiş olan, ama gene de oyumu vereceğim, başarısı için hala elimden geleni yaptığım, dua ettiğim “Partim” ‘e (ahh şu alternatifsizlikkk!!!) ithaf olunur.
************************************************
Türk Baasçılığının yeni sentez arayışları

MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
11 Temmuz 2007, Çarşamba-Zaman

Sonuçta iş gelip bir azınlığın yönetme hakkını meşrulaştırmaya, ona gerekçeler ve bahaneler bulmaya dayanıyorsa çok çaba harcamak gerekir.

Çirkin, itici, hatta iğrenç bir şeyin sağını solunu yaldızlayıp millete pazarlayacaksınız. İnsanlar önce katlanacaklar, sonra kanıksayıp, görünürde başka çare olmadığı için alışacaklar. Sonra o meş’um azınlık, pazarlamacılarını alkışlayacak. Onun yeteneğine, dehasına övgüler düzecek. Sadece gücün, kaba kuvvetin hakimiyetini ideolojilerin aldatıcı mantığının içine saklamayı başardığı için saygıdeğer olacak.

İş gerçekten büyük: Halkın karşısına geçip azınlığın yönetmesinin tartışılmaz bir hak olduğunu, hakkında fikir sahibi olduğu her fikri ve ideolojiyi seferber ederek savunmak. Aklınızın erdiği ve yettiği her şey… İtalyan faşizmi ile Alman nasyonel sosyalizminden bir sentez oluşturmak; Sorel’den habersiz olsa da sosyalizm ile faşizmin kesişme alanına yerleşmek; oradan Stalin’i bayraklaştırarak onun kanlı diktatörlüğüne alkış tutmak; sonra İnönü dönemi Kemalizminin en jakoben yorumlarını yapmak; Arap Baasçılığının ilkel ve kompleksli milliyetçiliğini, 27 Mayıs’ın ve sonraki cuntacıların ilham kaynağı olduğu için yüceltmek ve bayraklaştırmak; Pol-Pot yönetimin vahşeti ile korku salmak. Bütün bunları, kaba bir oligarşinin, fütursuz bir jakobenizmin savunması adına yaparsanız ne olur? En çok ihtiyaç duydukları şeyi yapmış olursunuz. Ortada bir tutarsızlık yok. Sonuç olarak ne şekilde olursa olsun bir azınlık diktasını savunuyorsanız, sıraladığım ideolojik renkliliği tek bir ortak paydada birleştirebilirsiniz: Yönetme hakkı azınlığa aittir. Evet bütün bu ideolojileri tek tek, bazen birlikte savunursanız ne olur? Demokrasiye yani halka iflah olmaz bir düşmanlığı olan, kibrinden yanına yaklaşılmayan yönetici seçkinlerin, yani o malûm azınlığın sözcüsü olursunuz. Sadece azınlığın değil, cuntaların, darbelerin, özgürlük düşmanlarının yazdığı o kirli tarihin fani bir bedende tecessüm etmiş hali olusunuz. İlhan Selçuk işte budur. Önemlidir; çünkü seçkin azınlığın sözcüsüdür. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kısa cevabı baştan vereyim: Alternatifi yok. Onun düşmanları Türkiye’nin de düşmanları, hakikatin kendisinin de. Kısacası ona taş atacak evsafta değil hiç biri.

Artık AK Parti benim için “iyi, doğru ve güzel” in temsilcisi değil. Onların artık ne mevcut paradigmayı sarsma gibi bir kaabiliyetinin, hatta niyetinin olduğunu düşünüyorum ne de “yeni medeniyet” inşası gibi bir işi becerebileceklerine inancım kaldı. Zira daha önce de anlattığım gibi benimsedikleri ahlak, davranış kalıpları, alışkanlıkları çoğunlukla eski Türkiye’ye ait. Yeni medeniyet inşası mevcut olanın, evet “halkın değerlerinin” bir çoğu dahil – reddini gerekli kılıyor, köklü bir kültür-zihniyet reformu gerekiyor.

Eee o zaman ne farkı var diğerlerinden?

Günde 24 saat suyun akması ile 6-7 saat akması arasındaki fark demek kifayet eder. Listeyi siz uzatın isterseniz Haliç’te lağım koklamak ile koklamamak arasındaki farktan, İstanbul’dan Sivas’a dumanaltı olmuş vaziyette 15 saatte gitmekle, Batı’dakilerden hiç eksiği olmayan uçaklarda gayet de ekonomik olarak1.25 saatte gitme farkına kadar… Dediğim gibi “yeni paradigma” gibi bir derdiniz yoksa, tüm derdiniz daha müreffeh, daha güvenli bir hayatsa , no brainer: Tabii ki AK Parti.

Ama benimki gibi kaygılarınız varsa.., o zaman alternatifsizlik.

Keşke alternatif olsa idi de şu “Müslüman Mason Locası” ‘na da, ötekilerden tek farkı kazanan takıma oynamış olmaları olanların da, davayı gayet rantlı bir kariyere dönüştüren, 90 yıllık mücadelenin kazanımlarının tabii sahibi olduğunu düşünen, kişisel grupsal menfaatlerini “dava” diye satan sahtekarların da suratlarına bir Osmanlı şamarı yapıştırsaydık!

Belki mevcut alternatiflere rağmen gene de bunlara bir şamar vurma şehvetine kapılabilirdim. Bu defa da imdada Şeytan’ın katıksız hali yetişti Pensilvanya’dan. Seçimi Şeytan ve Şeytan’ın düşmanı seçimi yaptı fakir için. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Gerek seçime giden partiler, gerek çok satmak, tıklanmak, reklam almak isteyen gazeteler, gerek başarılı olmak isteyen devlet kurumları, gerek kar etmek isteyen şirketler, iş adamları her hangi bir sistem veya ünite başarıyı yakalamak için eleman seçerken veya politika belirlerken hangi yöntemleri kullanmalı?
Cevap için gene bir takım ön kabuller yapmak zorundasınız. Carl Sagan’ın sıkça tekrarladığım sözü: Sıfırdan başlayıp elma turtası yapmayı anlatacaksanız işe Büyük Patlama’dan başlayacaksınız. Önce hakikatlerinizi tesbit edeceksiniz, bir felsefeniz, “iyi, doğru ve güzel” tanımınz olacak; ordan değerleriniz, neşet edecek. Bunlar tabiatın kanunları kadar sağlam temel ilkeler olacak. Sonra bu kanunların yorumundan hareket stratejileriniz, çözüm formülleriniz, subroutineleriniz, taktikleriniz, konjunkturel uygulamalarınız çıkacak.

Bu flow-chart’ı günümüz olguları ve olaylarına uygulamaya çalışalım. Diyelim ki manevi değerleri güçlü, hikmete uygun davranan, geçmişi ile barışık, “kimiz,nereden geldik, nereye gidiyoruz” şuuru olan, üretken, insanlar ve tabiatın geleceği sorumluluğu gelişmiş, eşref-i mahlukat olmanın gereklerine vakıf olarak hareket eden bireylerden oluşan bir toplum idealimiz varsa, bu hedeflere bizi yaklaştırcak hareket stratejisi ne olmalıdır? (daha&helliip;)

Read Full Post »

http://odatv.com/n.php?n=erbakanla-sahte-isimlerle-bir-araya-geldik-1504151200

Not: ODa-Tv yazısındaki “ANAPLAŞMA Değil çürüme” ifadesi de diğer başlıklar da editöre ait. ANAPlaşma = Çürüme

Read Full Post »

Older Posts »