Archive for the ‘Sapık Kültler’ Category

Sanıyorum bu ifade kullanılıyor son zamanlarda Fethullah’ın çetesinden hareketle. Cemaat kelimesi özellikle İslami cemaatler için kullanıldığı için kavramıı daha cihan-şümul tutmak için olsa gerek bu yeni ifade (sanıyorum Etyen Mahcupyan kullandı ilk)..Fark etmez kelime seçimi; kapalı yapılar, kültler, localar, cemaatler, çeteler, gizemli örgütler, esoterik yapılar..

Yakın zamana kadar bu tür yapılar konusunda oldukça nötral idim. “Case by case” bakılması (ayrı ayrı bakma, genelleştirmeme) düşüncesinde idim. Bardağın dolu tarafı ve boş tarafını da görüyordum. Ama artık boş tarafının kesinlikle ağır bastığı kanaatindeyim. Sebeplerimi sıralayacağım:

1.Ben söylemedim belki yüzyıllaraca vardır kültürümüzde “mürşid uçmaz, mürid uçurur” sözü. Çok yerinde. Lidere, imama, papaza, mürşide, kılavuza kusursuzluk, yanılmazlık izafe edilir ekseriyetinde. Masonlar gibi bazı cemaatlerde ise kurallar, ortak idealler liderden önemlidir.

2.Bireyi, hür iradeyi değersizleştirir, hatta yok eder. Bu tür yapılarda en değerli üye öğretiyi en iyi kavrayan, en kolay sürüleşendir.

3.Entellektüel olarak zayıf kalır üye veya müntesib. Zira karşılaştırma, kıyaslama yokur, liderin veya grubun dogmasıdır bütün bilginin, iyi güzel ve doğrunun kaynağı. Papağan olma işlevi görenler dışındaki nöronlar ölür. Yaratıcı veya inovatif fikir üretemezler, Bütün ballarını tek çiçekten alırlar, diğer çiçeklere dokunmayı kendi çiçeklerine ihanet addederler.

(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Kaverengiburunlubeyazeskikaptan ‘ın hayatı Noel kutlamasından ibaret. Ona artık kelime sarfetmeye hacet yok. Ama işi son günlerde “Noel’ime dokundurtmam” gayretkeşliğine dönüştüren (gavurlara, yeni müttefik “çağdaşlara” yaranma kapmanyası)  Fethullah ve “bu gün ne desem de cool olsam” diyerek klavye başına oturan kırmızı pantolonlu, Noel’in merkezi Nişantaşı’nın pek de kabul edilmeyen sakinine basit bir akıl izan dersi daha verme ihtiyacı hasıl oldu.

Fethullah’ın çocukları haberlere, köşe yazılarında bütün konuları bitirmişler şimdi de “Noel’a karşı çıkanlara savaşa” girmiş durumdalar. Zırvalarını tek tek alıntı yapmaya hacet yok. Ayn zırvann tekrarından ibaret.

Bir kaçına cevap:

Zırva 1 : “ben bu ülkede Noel’i kutlayan bir kişiye rastlamadım”. Adamların yaptığı yılbaşını kutlamak. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Rehine vatandaşlarımızın sağ salim ailelerine, vatanlarına kavuşmalarından dolayı Allah’a şükürler olsun! Allah bir daha yaşatmasın bu acıları.

Bu sonucun elde edilmesinde gayreti olan başta ülkemizi yönetenler olmak üzere herkesten Allah razı olsun!

Herhalde laik, dindar, milliyetçi, Kürt, Türk, Boşnak, Ermeni bu ülkenin her ferdi yukarıda ifade ettiğim duyguları paylaşıyordur değil mi? Malesef değil. Ben “bir kaç gün bekleyin, görün ne kulplar takacaklar, hangi tavizlerin verildiği, kimlerden yardım alındığı vb. şeytani komplo teorileri sökün edecek” diyecektim ki Fatoş-medya beni yalancı çıkardı. Bir kaç gün bekleyememişler içlerindeki zehiri kusmak için. Bir haber başlığı şu: “Şamil Tayyar: Rehinelerin bırakılması CIA’nin hamlesi”. Bakar mısınız şeytana? “Biz demiyoruz, kendi adamınız diyor. Aman Hükümet veya Tayyip’e kredi vermeye kalkmayın”. Oysa Ş. Tayyar’ın CIA’yi de dahil eden, fuzuli bulduğum twiti aslında bu sonucu sağlayanlara övgü niyetine yazılmış. Fatoş-çocukları ve benzer zihinliler sözkleri bağlamdan çıkarıp zıddı manada tevil etmişler mutad olduğu üzre.

Düşeceğim ikinci not ise “şimdi ABD ve Avrupalılar “hadi artık rehine bahanen de kalmadı, git biraz Müslüman öldür ve öl! Yoksa seni İŞİD’in destekçisi ilan ederim” diyecekleri idi. (daha&helliip;)

Read Full Post »

FatoşErdoğan’ın Fatoş hakkında “iade et veya deport et (ülkenden çıkar)” sözlerinden beri uyanık hizmet erleri Erdoğan ve bizim gibi diğer cühelaya yüksek perdeden Amerikan hukuku ve beynelmilel hukuk dersleri veriyor. Bununla kalmıyor ev sahibi edası ile “burası senin Türkiye’ne benzemez, burda gerçek hukuk var” demeye getirenler de yok değil. Çok yaygın Türkçe karşılığı olan “parlak” gibi kelimeler yerine “dırahşan” gibi kelimeler seçerek, Peygamber’e “insanlığın iftihar tablosu” diyerek, dedirterek “benim lisanım da biriciktir zira ben sizin gibi fanilerden değilimn” diyen Fatoş dahi son zamanlarda “bu realiteler karşısında…. yeni rantabıl alanlara yönelmek lazım” türü lisan ile “bak bu cahil Türk biz çağdaş, demokrat Amerikalılar’dan ne istiyor” mesajını veriyor.

“Biz demokrat, çağdaş Amerikalılar vs. İslamist Erdoğan” diyerek Amerikalılar’ı kandırdığını sanan vatandaşlık başvurusunu yıllar önce yapmış, karşılığında “hizmet” üretmesi beklenen adamın son “gönül sohbetlerinden” birinden şu sözleri beni gülümsetmiş idi: “Niyjürsi savcısı bunların gönderdiği kağıtları okuyunca gülmekten affedersiniz göbeği çatladı” (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ceket Resim
Yozgat Ana-Fen dershane öğrenciliğinden başlayıp dünyanın en yüksek tirajlı(!) gastesinde “tarihe not düşme” mevkiine yükselen dumanlı dumanlı oy bizim Yozgat-gencin Pultizer ödülünü hak eden, suskun Fatoş’u konuşturma başarısı takdire şayan idi lakin “sadece bir tane ceketi var, onun da cebinde Cevşen var, Türkiye’ye döneceği gün için saklıyor, şimdi çıplak dolaşıyor” deminde imaj operasyonu twitci gençlere alay malzemesi olması üzerine işin gene başa düştüğünü anladım ve Muhammed Taylan’ı annesinin kucağına bıraktığım gibi PR-İletişim teknikleri-felan-101 dersinde edindiğim “yılan yağı satıcısının imajını parlatma” uzmanlığımı kullanarak Fatoş’un imajını Paris Hilton’u dahi hasetten çatlatacak seviyeye çıkracak 10 öneri ürettim. “Can’t fail” listemi ne ananas, ne tespih ne rafineri ihalesi, ne de KPSS cevap anahtarı beklentisi içerisinde, hizmete himmet niyetine sunuyorum:

10. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi her üç büyük kulübün de şampiyonluğu için dua etmektedir (“Münzevi mürşid’in futbolla ne alkası olabilir” diyenler için not: son mülakatında bir tek Fener 4-2-4 oynasın demediği kalmış kıtmirin).

9. Muhterem Fethullah sadece Tel Aviv’deki Yahudi çocukların başlarına düşen bombalar (!?) için değil, San Francisco’da eşcinsel evlilikleri reddedilen Amerikalılar için de gözyaşı döküyor! Çünkü bizim şiarımız, demokrasi, insan hakları, hayat tarzına saygı, çoğulculuk, felan… (daha&helliip;)

Read Full Post »

Başbakan Erdoğan’ın Gülen ve Örgütü ile ilgili takip ettiği politika ve verdiği mesajlara bakıldığında bunun gereğinden fazla sert veya Cemaat tabanından hala gelebilecek oyları kaçırtıcı nitelikte olduğu söylenebilir. Nitekim Cemaat tavanı da tabana “hedefte siz abiler, ablalar, dünyaya sadece Allah rızası için hizmet götüren ihlaslı Hizmet erleri varsınız” propagandasını pompalıyor epeydir.

Peki neden Erdoğan seçim öncesinde oylarını maksimize etmek için yararlanabileceği muhtemel oy havuzlarından biri üzerinde olumsuz etkiler bırakacak mesajları vermeye devam ediyor? Bunun birinci cevabı Erdoğan’ın kişiliği olarak verilebilir. İnandığı doğruları hesapsız, müdanasızca söylemesi – ki bu siyasi doğrucluk lisanında “no no” dur. Bu siyasi stratejistlere sorsanız Erdoğan’ın “one minute” çıkışı da, Mısır’da Sisi Dabesi’ne karşı , Suriye’de Esed’e karşı tavizsiz duruşu da, seçim dönemlerinde içerde Türkiye’nin bildik siyasetçilerinin aksine “menfaatçi seçmene” dönük, gerçekçi olmayan vaadlerde bulunmaması, seçim ekonomisini benimsememesi de yanlış stratejilerdir. Ve bu stratejileri izleyenler içerde de dışarda da kaybederler. Gezi’de de Erdoğan’ın lisanının sertliğini eleştirenler doğru yaklaşım olarak Bülent Arınç ve CB Abdullah Gül’ün yumuşak lisanını gösterdiler.
Ama bu örneklerin hepsinde Erdoğan o “yanlış siyasi söylemlere” rağman değil onlar sayesinde kazandı. O siyaset bilenlerin alışıldık paradigmalarını toptan reddeden, ahlaki doğruculuğun halk nezdinde de makes bulacağını düşünen bir siyaset güdüyor Erdoğan. Monşerler, siyasi iletişimciler, statükonun ezberlettiği formüller ile çözümler sunanların anlamadığı da bu: doğruculuğun piyasa değeri de vardır bu toplumda.
İşte Erdoğan’ın “Cemaat politikasını” da bu çerçevede okuyorum ben. Söylediklerinin doğruluğuna inanıyor va “maşeri vicdana” güveniyor. Bir kısım insan yüz çevirse de bir o kadar, belki de daha fazla diğerinin bu ahlaki duruşunu takdir edip ona yaklaşacağını düşünüyor. Hani birkaç sene önce kullandığı “hiddet te bir siyasi ifade şeklidir” mealinde bir sözü vardı ya, o. Buradaki hiddetin bir rol değil, samimi olduğunun halk tarafından anlaşıldığını ve onları enerjize edici olduğunu da biliyor.

Cemaat’le ilgili tehditvari sözlerinin daha önemli bir nedeni daha var. O da “17 Aralık teşebbüsü” ile başlayan süreçte kendisinin ve Hükümeti’nin yalpalamadığı, gücünden bir şey kaybetmediği, tam tersine teşebbüs sahibi FG ve Cemaat’inin kaybeden olduğu mesajını pekiştirmek istiyor. Bu mesaj bilhassa içerde ve dışarda çekişmeyi bir maç seyreder gibi seyredip “kazanan ata” oynama temayülündekiler, örneğin bir kısım medya, İstanbul sermayesi, dışarda da Cemaat dezenformasyonu etkisinde kalmış güç odakları nezdinde önem arz ediyor. Onlara “yanlış ata oynamayın” demiş oluyor. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Darbeci paşalara, kendisine hakarette sınır tanımayan küfürbaz Çölaşan’a, Papa’ya mektuplarında ezilme, yüceltme, izzet, iltifatta sınır tanımayan Pennsylvania Göçmeni’nin Bediüzzaman Said Nursi’yi “tanımadığı, belki Tolstoy, Shakespeare gibi okumuş olabileceği bir yazar” dan başka şey olarak görmediğini kendi sitesinden öğrenmiş idik (Metin Karabaşoğlu gibi bir çok yazar aynı veya benzeri mealde bir çok ifadelerini sundu).

Son incisini Başbakan Erdoğan’ın seçim konuşmasında duydum: 1995’te Merhum Savaş Ay ile yaptığı röportajda “Farz-ı muhal Cebrail Parti kursa ona da oy vermem” diyesi imiş (siyasete ne kadar mesafeli olduğunu vurgulamak için). “Diyesi imiş” diyordum ama biraz önce TV’de kendi kulaklarımla duydum. Sözlerini tam ezberlemediğim için küçük hatalar mümkündür ama hatırladığım:

Cebrail (aleyhisselam dedi mi emin değilim, demiş olabilir) ile tanışmam.. (veya hiç karşılaşmadım da demiş olabilir). Bana gelip dese ki parti kurdum, ‘kusura bakma’ derim…..”

(abartma yok azaltma olabilir). Aynen bu tonda anlatıyor.. Meleklerle, peygamberlerle sık sık buluşup konuşan biri olduğunu hissettiriyor dinleyiciye. Hani siyasiler, ünlüler bir diğerini küçümseyici “felanca kişiyi tanımam, belki karşılaşmış olabiliriz, hatırlamyorum” türü ifadeler kullanır ya, tam o tonda ve tavırda, yüzünde bir kendini beğenmişlik tebessümü ile serd etti bu sözleri!

(bu da bizim 14 yaşındaki, yakın zamana kadar dershane öğrencisi, abla evleri müdavimi Semanur’un TV’de duyduğu sözlere tepkisi: “Diğer meleklerle sık sık düşüp kalkıyor olmalı..Azrail (as)’ı tanıyor mu imiş?” (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »