Archive for the ‘Dostlarımız’ Category

Resepsiyon’a katılan her köşe sahibi yazmış izlenimlerini. Tabii ki benim geri kalmam beklenemezdi ama azz sonra. Önce bir kaç farklı gözlemden oluşan şikayetnamemi aradan çıkarayım müsadenizle:

1. İstanbul büyüyemez küçülür.

Buraya ara sıra bakanlar bilir bunun ilk şikayetim olmadığını. Bu gün tekrar ısıtıp sofraya koymamdaki tahrik unsuru bu gün gene yaptığım bir gözlem.

Evden epeyce uzaktaki hastaneye mutad yolculuklarımdan biri için bir 2. çevre yolu bağlantı yolunda (sanıyorum Hadımköy Yolu adı) ilerliyorum kaplumbağa hızında. Duruşlardan birinde etrafıma baktım, önümde solumda, sağımda ve onun önündeki araçların hepsi ağır iş aracı, tırından, hafriyat kamyonuna. Tıkanmanın birinci nedeninin onlar olduğunu bilmek için fazla uzmanılığa hacet yok. Bildiğim kadarı ile onların trafik saatleri kısıtlamaları, sağ şeritleri kullanması zorunluluğu gibi kurallar konuldu ama kimse oralı değil;taksici gibi şerit değiştiriyorlar üstelik.

Tabii ki onlar sorunun kökeni değil sonucu. Köken İstanbul’un yıllardır tam bir şantiye alanına dönüşmüş olması – ki o da başka şeylerin sonucu ama Büyük Patlama’ya kadar gidemeyiz.

Sorun yeni değil tabii. Adını tekrarlayalım: İstanbul’un sınırlandırmasız büyümesi ve artık yeşil alanı ancak TVlerdeki “Residans” reklamlarında görebiliyor olmamız.Bayılırım bu kelimeye ama “lansman öncesi” kadar değil.
(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

20161012_153233

Çetemin nüfusu 12’ye kadar çıktığında Erenköy’deki apartmandan varoşlarda bir müstakil mekana taşınma fikri hasıl oldu. Ve sonunda bir diğer cemaatten olduğunu söyleyen bir derviş oğlu dolandırıcıyla yaşadığım nahoş olayla da olsa bir mekan sahibi olduk Beylikdüzü’de. Gel gör ki buraların halkı yani Ardahan’dan Tokat’a, Erzurum’dan , Hakkari’ye yurdum insanı Nişantaşılılar gibi gösteriş için hayvan duyarlılığı gibi yeni modalara da kaptılmıyor kendini. Araba yeni ama kullanım tarzı taksici dolmuşçudan öğrendikleri eski racon gereği “bastı mı gaza gezer mi gezer” deminde dar, mahalle yoluymuş, 40km’nin geçilmeyeceği yolmuş, dinlemez. Bildikleri kadarı ile Etiler’de yok böyle abuk subuk kurallar.

“Bu yolda hayvan ezmek için kasıt şart” dedi komşu. Bu kültüre aşinayım, çocukluğumda köpeğe kedi öldürtmek, olmadı ise işkenceyle öldürmek bir çocuk oyunu idi.

Bu konuda fazla ilave edecek şeyim yok. Gavuru Türk’ü erşref-i mahlukat insan toplulukları hakkındaki genel kanaatlerim malum olmalı burayı takip edenlere. Klişemi tekrarlayayım: Bunu ancak insan yapar.

CAM00948

Kısmet- 1-Numara

Kısmet ve evlatlığı 1-Numara (Takriben 9.5 ve 8.5 yaşlarında)

Bahçeme yanyana gömdüğüm üçüncü yavrum. Bir tane de kardeşimin bahçesine gömdüm. Diğerleri veterinerde, bilmediğm yerlere kayboldular, can verdiler, cesetleri ne oldu bilmiyorum.

Üzdüklerim varsa affola. Kayıt düşmesem olmazdı.

Bulut-Don Kişot-7-adj-new

Puppy-4

Hamiş: Son yavrum dediysem “benim” dediğim, evimde baktıklarımın sonuncusu, günü birlik misafirden sıkça ziyaret edene, karşıdaki yeşil alanı mesken edinene çocuk çok. İnsanlara rağmen onlar için hayat devam ediyor, Gazze’de de..

Read Full Post »

CAM00960CAM00963Kıyılır mı bu yavruya? Size ne yaptı yaşadığımız dünyaya güzellik, sadakat, masumiyet katmak dışında?

Biliyorum siz akıllısınız, başarılısınız, otomobiliniz var gider mi gider 30 km ile gidilecek dar mahalle yolunda 100e bana mısın demez. Bir de trinitronlu, gigabaytlı, XWQP 1276 akıllı telefonu kulağına dayayıp, gaza bastın mı fiyakana diyecek yoktur; it için frene basmaya hacet dahi yok, kocaa cipe, pikapa, bilmem ne marka demir gibi aracına ne zarar verebilir ki it? Boşuna dememiş atalar “taşlar bağlı, köpekler serbest” diye.

Tebrikler muhtemelen hayatında bu kelimeyi bir daha duymayacak eşref-i mahlukatın cool üyesi! Benim en iyi dostlarımdan birini aldın, durup bakmaya da tenezzül etmedin;işin gücün vardı eminim. Sizin itiniz benim yavrum! Bu kaçıncı?! Sana da türüne de başka sözüm yok.

Dünyam cennet idi ve birdenbire insan geldi! Neden acaba? Vardır bir hikmet mutalaka, benim aklım kalbim almasa da.

 

Read Full Post »

Alın size bilimsel tebliğ gibi başlık!

1960ların ikinci yarısında bir zaman olmalıydı. Sivas’ta ortaokul öğrencisiyim. Simaviler’in Hürriyeti’nde Breziyalı futbol yıldızı Pele’nin değeri üzerine çıkan yazıyı sokakta mahalle çocukları ile değerlendiriyoruz. Gazete fiyatın dudak uçuklatıcı olduğunu vurgulamak için “Bir Pele ile neler alınır” başlığı atmış ve altına neler alınacağını sıralamış resimli olarak. on onbeş farklı nesne koymuş listeye. İki tanesi aklımda “16 tane Şampiyon Fenerbahçe”, “260 tane Anadol” (yeni çıkan “ilk yerli araba” , Murat’tan önce).

Herkes bunların hepsinin toplamı alınır diyor. Yani 16 tane Şampiyon Fenerbahçe Takımı + 260 Tane Anadol + Şu kadar apartman dairesi + ….. Bense hayır listedekilerden her biri alınır tamamı değil de diretiyorum. Herkes aptal olduğuma karar veriyor. Biri bahse var mısına götürüyor işi. Ben de teredütle erkekliğe leke sürmemek için varım diyorum. Tereddütün sebebi yanılabalieceğimi düşünmem değil, onların doğruyu belirleyici hakeminin de onlarla aynı zihin ve duygu seviyesinde biri olacağı korkum. Ve korktuğum başıma geliyor! Gidip bu işleri bizden iyi bildiği kesin olan, Fener Gassaray, Metin, Can felan işleri ile haşır neşir olduğu varsayılan Burhan Abi (ilkokul mezunu değil, futbol oynar ama ayağının birini çocukken araba ezmiş, kahve ile Kanlı Bahçe (boş arazi-futbol sahası) arasında, sadece “Topal” lakabi ile bilinen abiyi bilirkişi tayin ettiklerinde kaybettiğmi anlamıştım. “Topal” (bizim için saygıdan Burhan Abi) gasteye şöyle bir iki saniye göz attıı ve kararını verdi: “Bunların hepsi”. Ve hemen benden 5 lirayı -ki büyük para idi- tahsil etmeye kalktı bir kaç kazanan ortak. Birini çok iyi hatırlıyorum Edip Kızıltoprak diye bir oğlan; baş parmağını emerdi ileri yaşlarda dahi.. Şimdilerde Sivas’ın en zengini imiş duyduğuma göre; bir kaç kere altın kaçakçılığı, kredi kartı üzerinden tefecilik vs sabıkası varmış. Beni şaşırtmadı; tam da “adam olacak çocuk” tipi idi; ortaokuldan terk.

Şimdi bir de neden hala haklı olduğum düşündüğümü isbat gerekiyor değil mi? Malesef, olsun; bu blogun okuru değilse de vasatın ne olduğunu biliyorum. Bir üniversiteden masterli olduğunu söyleyen bir hemşehri “abi İstanbul’un nüfusunun dörtte ikisi Sivaslı” dedi! Açıklama şöyle: O Hürriyet haberinde Pele’nin o zamanki fiyatı yazıyordu: 24 milyon TL. Fenerbahçe takımı tekmili birden  : 1.5 milyon TL. Bakın 16 x  1.5 = 24 mantığım mantıksız bulundu. Pele çook kıymetli idi ve ben onun kıymetini düşürüyordum. Böyle adam tabii ki haksızdır her zaman ve  9 köyde de. Ne vekil, ne bürokrat, ne “siyo”, ne de “hesap uzmanı” olmaya layıktır! (daha&helliip;)

Read Full Post »

CAM00973Resim-Araba-Serpil-4-1-2013 049Onu on yıl önce tanımış ve anında aşık olmuştum. Sokakta bulunmuş, yeni sütten kesilmiş, birileri evine almış ama bakamayacaklarına karar vermiş ve yavrum Danny’nin ölümü üzerine tekrar birkaç evlat edinmeye karar verdiğim günlerde bir internet ilanı sayesinde yolumuz kesişmişti.

Danny gönlümde yeri doldurulamayacak ilk prensim idi. Kısmet de on yıllık beraberliğimizde prensesim olmayı başarmış idi. Bu on yılda aileye çok eklenmeler oldu. Bir ara sayı bir düzineye kadar çıkmış ve beni Erenköy’deki apartman dairesinden daha geniş bir mekan aramaya sevk etmiş idi. Yavruların kimini bebekken evlatlık verdim, kimini araba ezdi, kimi faili meçhul/kayıp, 1-2 tanesini insanlar çaldı, bir ikisi kucağımda veya veterinerde ötanazi ile can verdi ve bir çoğu da köpekler tarafından öldürüldü.

Kısmet’in bir gözünü veteriner kör etmişti. Bir kere de komşunun saldırgan bir Dogo Argentino cinsi köpeğinin dişlerinden az yara ile kurtulmuştu.

Kısmet’in hayatı da sokakta baktığım köpekler tarafından parçalanılarak

Kısmet kısır olduğu için anneliği evlat edindiği 1-Numara'ya yaptı)

Kısmet kısır olduğu için anneliği evlat edindiği 1. Numraya yaptı)

son buldu. Benim yanımda köpekler-kedilerin hepsi biribiri ile iyi geçinirdi, dost olduklarını öğretebilmiştim ama aklımın bir yerinde de Allah’ın “evcil hayvan” yaratmadığı ve günün birinde vahşi tabiatın, öğretilmiş davranışlara galebe çalabileceği korkusu vardı.
1431951441821
Ve şimdi öğrendim ki katillerden biri de bir zaman önce sokakta yalnız bulduğum, tahminen yakındaki bir “köpek eğitim yeri” (köpek işkence merlezi daha uygun olur, eğitimci çapulcunun teki ve eğitim yeri de bir kulübe!) olan yerden kovulmuş veya kaçmış bir Sibirya Kurdu imiş. Parçalarını yerken görmüş, komşu okulun bekçisi. Komşu İbrahim’e takılıp gelmişti. Hep beraber bakıyorduk. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Önce parçaladıkları yaprak parçalarını taşırlar

Önce parçaladıkları yaprak parçalarını taşırlar

Bir kaç hafta önce, Çemberlitaş’tan Sultanahmed’e doğru yürürken kaldırımda bir cevizi kırmaya uğraşıp bir türlü beceremeyen kargayı farkettim. Kullandığı metod en yaygın olan ağzı ile yere vurmaktı. Belki sonunda başaracaktı ama dayanamayıp tabiata müdahele ettim ve cevizi ayağımla kırıp orada bıraktım; ağaçtan beni gözlüyordu. Eminim gelip tüketkmiştir, ben bekleyemedim. Bundan biraz daha gelişmiş olan bir çakıl, taş parçasını cevize fırlatma yönetemini de herkes görmüştür. Bu resmen alet kullanmadır ve uygun bir ağaç dalı, uygun bir zemin kullanarak kabuklu yemişleri kıran, bir bitki dalı vasıtası ile deliklerdeki termitleri avlayıp afiyetle yiyen primatlara kadar bir çok hayvanın benzeri alet kullanma hünerlerine insandan çok önce sahip oldukları artık bilimsel gerçeklerdir.

Bu girizgah niye? Şundan. Uzun zamandır insanın hayvandan belirleyici farkı olarak iki özellik olduğu öğretilir idi.Biri daha ilkel olan alet kullanma yetisi, diğeri de daha ileri zamanlarda geliştirdiği tarım yapma. Girizgah örneği gibi her iki kabiliyeti de bizden milyonlarca yıl önce geliştirmiş hayvanları göz ardı etmiş insan herhalde kitapları yazan bizler olduğumuzdan.

Enter yaprak-kesen ve tarım yapan karıncalar. En az on çeşit karıncanın muhtelif şekillerde tarım yapıp ürünleri ile geçindiğini biliyor mu idiniz? Havancılık yapıp , sütünü sağan, onunla geçinenler de var ama bu günki konum sadece ziraat. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Çöküş Zamanı gastesindeki “haber” üzerine tepkim 140 karakteri geçtiğinden ötürü deftere not olmak zorunda kaldı.

Aslında olgu yeni değil: Fethullah’ın “esir” (madde) konusundaki teorinin sahibi olduğundan (STV’de dinledim) NFK’ya ait bildiğmiz “Utansın” şiirinin içine etmek sureti ile altına imzasını atmasına, Cebrail’i pek kaale almadığı bir melek işte ve Bediüzzaman’dan “okumuş olabileceği ama tanımadığı bir yazar” olmasına kadar megaloman cinnetinin örnekleri çok.

Bu da tükeniş sürecinin derecesini göstermesi açısından manidar. Neymiş. efendim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Facebookçu Mark Zuckerberg’in  “Müslümanlar’ı Amerika’ya sokmayalım” diyen Donald Trump’ı eleştriren (bu arada Yahudilik propagandası da yapsa da o kadar kusur kadı kızında da bulunur olmalı ki bizim İslamcılar’ın dahi dikkatini çekmemiş-geleceğim sonra) twitinden dolayı CB Erdoğan da teşekkür etme ihtiyacı hissetmiş! (bu senin fikrin mi idi İbahim (Kalın)?). Gelvelakin teşekkür ifadesi “Müslüman terörist terörist de Müslüman olmaz” Muhterem Fatoş Hocafendi Hazretleri’ninkinin tıpkısının aynısı imiş! Kazan çömlek patladı! Yola geldin mi Tayip?! diyorlar gariban Fatoş çocukları akıllarısıra.

Önce  oyunbaşını oynatma işini aradan çıkaralım.
Bakın Zamane gençleri ve ihtiyarları, bu ifade aynen veya çok küçük fark ile milyon defa kullanıldı en azından 11 Eylül 2001’den beri. İnanmayanın Google’ına kuvvet! Hababam sınıfında “Sessiz Gemi Hümeyra’ya aittir; Yahya Kemal Beyatlı diye şarkıcı yoktur hocam” diyen Tarık Akan misali Fatoş’un “Sıkılsın” şiirini yutturdunuz tabanınızdaki köle çocuklarınza, utanıp sıkılmadan. Oğlum siz herkesin Google’ı olduğunu da mı bilmiyorsunuz? Bir de gavurcasını da yazmışsınız; ya onu girip de “12800000 kayıt” bulurlarsa netcez düşüncesi aklınıza gelmedi mi?

Şimdi gelelim Cumhurbaşkanı’nın böyle bir “teşekkür” ‘ünden neden mutlu olmadığıma. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »