Archive for the ‘Edebiyat’ Category

Nasıl olsa ne ikbal hırsım var ne endişem. “Sivil diktatör” Başbakan’ın yarin kapıma polis göndermesi ihtimali de sütçü göndermesi ihtimalinden fazla değil. Hatta Fehmi Koru gibi bana da “sevsinler seni” diyeceğini de sanmıyorum, zira aldığım istihbarata göre buranın düzenli takipçiklerinden değilmiş Başbakan Erdoğan. Ah ne şok!

O zaman eğri oturup doğru konuşabilirim:

Hangi kanuna muhalefetten Başbakan savcıları “Muhteşem Yüzyıl” dizisi için göreve çağırıyor anlayamadım, ben dahi bir çokları gibi. Hukukçu değilim demeye gerek yoktu ama dedim gitti. Ama modern demokrasilerde hukuk, ifade hürriyeti ve alt kategorisi sanatsal özgürlük gibi kavramlara aklım erer, biraz. Yanlış, hatta zararlı, “iyi, doğru ve güzel” ‘e ait bir nosyonu olanlar için zerre kadar değeri olmayan fikirler serdetme hürriyeti olduğu gibi pornografi dahil zerre kadar değer içermeyen, insanlığın süfli zaaflarını tatminden başka işlevi olmayan, toplumu yozlaştıran, ahmaklaşıtıran, cehaletini derinleştiren “eserleri” üretme ve yayma hürriyeti de vardır..

Yanlış anlaşılmasın, hangi seviyede ve hangi katmanda konuştuğumuzu unutmayalım. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu…
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sukünette karıştıkca karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Biraz önce TV’yi zaplarken NTV’de Banu Güven’in “Artı” adlı programında “Asker iktidarı verir mi” sorusunu tartışıyor idiler İsmet Berkan ile.

Bir iki dakika kulak misafiri oldum; doğrusu 28 Şubatçı bir havadan ziyade “tarafsız gözlemci” konumunda ifadeler duydum. Günün kahvesinin kokusunun öteki mahalleye de ulaşmış olmasından memnuniyet duydum.

Tepemi attıran sorunun kendisi idi. Dünyanın Çetin’lerinin paşa keyfine mi kalmıştı iktidarı verip vermemek? Adetim olduğu üzere anlık tepkimi anında koydum bir kısa e-posta ile. O kadar hoşuma gitti ki (kendim diye söylemiyorum haa!) “bu deftere not düşmeye değer” dedim.
*****************************************
Hak verilmez, alınır” değil mi idi?

Süheyl Batum’un “kağıttan kapanı” nın “paşa keyfine” kalmadı iktidarın kimde olacağı artık. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Gavurlar “kıç-öpen”, “kahverengi-burun” vb diye tesmiye ederler dünyanın Behcet Kemal Çağlar’larını. Bizde yalaka, dalkavuk, rejim soytarısı, postal yalayıcı gibi kelimeler vardır kavramın muhtelif versyonları için. Hepsini içine alan kavramın öz-Türkçe’si de Özkök’tür (benim lisanımdaki kavherengiburunlubeyaz(eski)kaptan).

Orijinal Behcet Kemal’i burada bir kaç defa takdim etmiş idik. Mesela şurada.

Arama motorlarından buraya ulaşanların kullandıkları kelimeler arsındaki “Kabe Arabın olsun, Çankaya bize yeter” gibi edebiyat incileri de ona aittir yukardaki linkte görüleceği üzere. Gene o arama terimleri arasında “Atatürk Mevlidi” ni sıkça görür idim (tabii ki “mevludu”, “mevlüdü” “mevlutu” gibi versiyonları da).

Murat Bardakçi son yazsında Atatürk Mevlidi’ni , gerçek (Süleyman Çelebi) Mevlid’i ile yan yana koymuş. Bir daha buraya ulaşanlar da aradıklarını bulmuş olsunlar diye biz de ondan iktibas yaptık.
(daha&helliip;)

Read Full Post »