Archive for the ‘Ekonomi’ Category


1. Amerika’yı Yahudiler yönetir. Onlar isterse düşman bildiklerinin üstüne atom bombası da attırırlar Conilere. Detaylara girmeyeceğim ; buradaki bir çok yazımda anlattım bir kısmını. Merak edenler Paul Findley’in “They dared to speak out” kitabı ile başlayabilir. (Hamiş: Türkçe’ye de çevrilmiş).

2. Hal böyle olunca İsrail hedef belirler, Washington vurur. Aklıma gelmişken Trump’ın neden hala gitmediğini merak ediyorsanız cevap Yahudiler’dir. ABD şimdilerde Netanyahu’nun kadım dostu-akrabası, azılı siyonist, Kushner Ailesi (Trump’ın kızını da Yahudi yapan Milli Damat Jared Kushner var ya işte o) tarafından yönetiliyor. ..ve Trump’ın koruması da onlar. Böyle aptal, hiç bir değeri olmayan megalomanı daha nerden bulacağız? Fırsat varken sonuna kadar kullanalım” diyor Tel Aviv.

3. Bunun Zarrab’la ne alakası var diyorsanız biraz cahil kalmışsınız; analitik düşünceniz de zayıf kalmış.
(devamını oku…)

Read Full Post »

a_b_buyuka2aeac4cBaştan söyleyeyim de ilgi duyanlar okumaya devam etsin. Konum gene “bizim medya” tenkidi (eleştirisi). Artık bu “bizim” kelimesini de utanarak kullandığımı not etmeliyim.

Bir provokatif soru ile başlayayım: Bir takım devlet mevkileri, medya, siyasi makinada görev verilenler söylemleri ile gayet “bizden” ama fikir, bilgi seviyeleri kifayetsiz olduğunda mı daha yararlı olurlar yoksa “yandaşlıkları” pek belirgin değil ama fikir, bilgi, analiz kapasiteleri daha yüksek olduğunda mı? Daha kısa olarak liyakatsiz ama tarafını her söyleminde belli eden mi, liyakatli ama olaylara yaklaşımda taraflığını öne çıkarmayan mı? Tabii ki soru provokatif olsa da retorik benim için.

Medyamızın en saygın üyelerinden iki tanesinin birer yazısı üzerinden bu savımı desteklemeye çalışacağım.

Birincisi Ayşe Böhürler; bizim medyanın en saygın kadın yazarlarından. Felsefeden, duygulara, kültüre, sanata, sosyolojiye, siyasete her konuda yazar hatta ses getiren programlar yapar kendisi. AK Parti’nin kurucuları arasında olmasına rağmen herhalde zaman zaman eleştirel pozisyonlar alması son seçimlerde adaylığını engelledi veya Meclis dışında daha faideli işler üretebileceği düşünüldü, bilemem içerdeki işleri. Ben yazdıklarıyla ilgileniyorum.

Şu satırlar “Kendi milletinden nefret ederken…” başlıklı son yazısından. (devamını oku…)

Read Full Post »

Putinoil

Karikatür

Not: Bu yazıyı bir ay kadar önce Star-Açık Görüş için yazmıştım. Buraya kısmet imiş.

Rusya’nın Suriye’de Esed’ e nefes aldırma işlevi gören önce hava bombardımanı, şimdi de asker çıkarma planları ile devam eden  hareketlere   girişmesi gelişmesi, pek çok uzman tarafından Rusya’nın uzun dönem stratejik menfaatleri,  bölgedeki  güçler dengesi ve Rusya-Batı ilişkileri unsurları üzerinden bu sahife dahil bir çok  mecrada değerlendirildi.  Ama olayın konjunkturel de addedilebilecek ekonomi boyutundan yeterince bahsedilmedi.  Bu yazı o boyuta odaklanacak.

(devamını oku…)

Read Full Post »

Bu konuda o kadar doluyum ki aslında gene sıkça kullandığım iki sözle başlamam lazım: Açtırma ağzımı zinhar/Derunumda neler var!” ve “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil”.

Daha önce de söyledim 17 Aralık sonrası “yolsuzluk” trenine atlamama sebebim: Yolsuzlukların en adicesi en büyüğü olan bir darbe teşebbüsünün meşrulaştırılmasına katkı sunma korkusu idi. Ama artık Başbakan’ın Başdanışmanı Etyen Mahcupyan’dan bizim mahallenin en saygın isimlerinden H. Karaman’ın hatta Bülent Arınç’ın dahi söylemine giren bir olguya “fikrin sorumluluğu” duygusu ile benim gibi “etkin ve yetkin dairelerin” dışındaki bir münzevinin kayıtsız kalmaya devam etmesi kraldan çok kralcılık olurdu en azından.

Aklıma geliş sırasına göre:

1. Yolsuz toplumuz. Neden böyle olduğumuzu anlamak için münhasıran bizim toplum sosyolojisini, sosyopsikolojisini araştırmanıza hacet yok; evrensel bir olgudur yolsuzluk ve insanlığın başlangıcından beri var olan bir ahlaki zaafiyetir.

2. Transparency International (Milletlerarası Şeffaflık Örgütü- Aaa bakın bunlar da örgütmüş!) yolsuzluk algısı indeksine baktım. Zenginlik ile yolsuzluk (algısı denilmiş çünkü gerçekte tanmlamak da ölçmek de çok zor) ters orantılı büyük ölçüde. Ülke fakirleştikçe yolsuzluk artıyor. Sadece iki istisnai denebilecek ülke: Uruguay ve Barbedos. İkisi de küçük ve fazla zengin olmamalarına rağmen yolsuzluk az imiş. Özel nedenler, ölçüm metodu vs faktörleri araştırmadım. Fakirlik-yolsuzluk bağlantısını bozmayacak istisna. Herhalde bu ilişkiyi anlamak zor değildir. (devamını oku…)

Read Full Post »

“Gerçek” dediğime bakmayın; ben de flaş flaş medyacılık yaptım mezkur gasteler gibi. Karalioğlu, Ocaktan, Cömert ve arkadaşlarının Star-Akşam’dan gidişinin sebebi tahminim: Tam da Ethem Sancak’ın dediği gibi “felsefe ayrılığı” olduğunu düşünüyorum.

Sex felsefesi hoşunuza gitmiyorsa “arz-talep” diyin.

Bu arkadaşlar diyor ki biz Sabah olmayalım, İslami kimliğimiz, itibarımz var,fazla frikikçi, magazinci takılırsak inanılırlığımız kalmaz tabanda. Sancak da diyor ki: İyi de gençler, ben bu gastelere miyonları hayır, himmet olsun diye yatırmadım.. Halkımız ne Şükrü Hanioğlu’nu bilir ne de Taha Özhan’ı tıklar. Ayşe Özyılmazel diye IQ’su 65, SHQ'(Sexual Hormone Quotient-uydurdum) 265 olan kızımızın felsefesini takip etmeyi yeğler.Bu kredileri kim ödeyecek? Tamam bir adet Nihat Hatipoğlu veya H. Karaman da biz buluruz ille de “İslami” olacaksak” ama hem Doğan’la yarışıp hem de “temiz medyacılık” yapmayı keşfeden varsa onlar alsın. Hem”ahlak” dediğinizde cinsellikten ibaret değil ve dahi “İslami olmanın” da piyasa değeri malumunuz..

Hasılı tahminim, sebep Sabah Grubu için yazdıklarımın aynısı: Felsefe.

Son noktayı koyduğuma göre artık konu kapanır eminim.

Read Full Post »

İstanbul-betonlaşma“Değil mi” demem şehircilik, yapı vb. uzmanı olmadığım sadece mantıki “sağlama” yaptığım için “bilmediğim parametreler olabilir” düşüncesi ile bıraktığım tereddüt payı.

Son asansör faciasının gündeme tekrar getirdiği konulardan biri de “yatay vs. dikey büyüme”. Erdoğan gibi Davutoğlu da “yatay büyümeyi” (az katlı yapılar) tercih ettiğini ifade etti konu ile alakalı tartışmalarda. Erdoğan bunu dediğinde de aynı soru vardı kafamda: Ama bu nasıl olacak? Yatay büyüme demek daha fazla alanın yapılaşması demek olduğuna göre ve İstanbul hal-i hazırda dolu olduğuna göre bu nasıl olacak ve ne zamana kadar sürdürülebilir?
(devamını oku…)

Read Full Post »

Seçimlerde Güneydoğu’nun bir çok ilinde Büyük Türkiye Partisi (BTP) Ana Muhalefet, Yavru Muhalefet, Saadet’ten çok oy almış habere göre! Ben habere fazla şaşırmadım aslında. Biliyordum eninde sonunda Van, Hakkari, Mardin, Diyarbakır’ın ekonomi teorisine vakıf halkının Prof.Dr. Haydar Baş’ı, Nobel Ekonomi Ödülü’ne aday yapan (benim uydurmam değil, Haydar Baş’tan duydum) “Milli Ekonomi Modeli” nden başka çözüm olmadığını kavrayacağını.

Ama her zamanki gibi, yetişemediği üzüme “koruk” diyen birileri bu zaferi takdir etmek yerine, abuk subuk maazeretler üretip gündem değiştirmeyi tercih etmişler. Neymiş? BTP o bölgede miting yapmadığı halde nasıl böyle bir zafere ulaşırmış? Kaç kere diyeceğiz cevap “Milli Ekonomi Modeli”! (ne olduğunu biliyorum ama söylemem).

Mitinge ne gerek var model orda durur iken? Bir tek “elektrikler kesildi” demedikleri kalmış bu “sore loser” ların! Hem nedir bu miting fetişizmi anlayamadım. Gandi-Mürid-Bozkurt-Kemal Konya’da, Sivas’ta mitng yaptı da ne oldu? Erzurum’da miting bile yapmadan yüzlerce oyu nasıl kaptı?

Şimdi komplo teorilerini okuyun da gülün!
*********************************************
Yerel seçimlerde Doğu ve Güneydoğu’da açık hava toplantıları dahil hiçbir miting çalışması yapmayan Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) birçok yerde CHP, MHP, Hak-Par ve SP’yi geride bıraktı.
Haydar Baş

DHA
BDP, seçmenin ‘BDP’ yerine yanlışlıkla ‘BTP’ye oy verdiğini belirtirken, BTP ise, “Her seçim aynı bahane söyleniyor. Parti logoları çok farklı. Bizim tabanımız var o oyları biz alıyoruz” açıklaması yaptı.

“YANLIŞLIK MI, YOKSA BTP’NİN BAŞARISI MI? (devamını oku…)

Read Full Post »

Allah kısmet ederse bu gece açıklanacak 2020 Olimpiyad’ının hangi şehirde olacağı. Bu defa ilk olarak İstanbul’un finalist üç şehirden biri olması başlı başına bir başarıdır. İstanbul’un şansı Tokyo ile eşit ve Madrid’in birazcık önünde gözüküyor. Ama her sonuç mümkün. Herhalde kıl payı ile kazanacak veya kaybedeceğiz. İstanbul’a vermezlerse haksızlık yapmış olacaklar Türkiye’ye, İslam Dünyası’na. Tokyo 1964 Olimpiyad’ını yaptı. Barselona, İspanya sanıyorum 1992 Olimpiyad’ını. Bizim sıramız olduğu kesin ama IOC (Uluslarası Olimpik Komitesi) ‘nin de Batı kontrolündeki bir kurulu düzen siyasi-ticari kuruluşu olduğu da kesin. Çok az farkla kaybedersek, buna ben Gezi farkı diyeceğim. Nitekim yabancı medyada Gezi terörü “Istanbul’un eksisi” olarak sunuldu. İnşallah kaybetmeyiz de Gezi kahramanları bir taraflarına kına yakmazlar. Hayırlısı..

Neden İstanbul 2020 önemli?
“Futbol sadece fotbol değildir” derler haklı olarak. Bu cümledeki futbolun yerine spor koyarsanız cihanşümul bir ifade olur. Başta Sovyet Rusya, Çin ve diğer dünün Demir Perde ülkeleri için spor çok önemli bir idelojik-siyasi araç idi, komunizmin Batı kapitalizminden üstün insan yetiştirdiğini gösteriyordu. Bu gün artık SSCB yok ama onun birleşeni ülkeler gene komunizm günlerinden kalma alt yapı ve devlet-güdümlü spor kültürü sayesinde gene başarılı. Batı’nın başarısını anlamak da kolay: Hayat standardı, bireyciliği önceleyen ve piyasa değeri yüksek olan ürün haline gelmiş olan spor başarısı. (devamını oku…)

Read Full Post »

ABD’nin ‘bütçe uçurumu’ veya ilacın hastayı öldürmesi paradoksu

BEKİR L. YILDIRIM / Yazar

Adına mali uçurum densin veya denmesin, bu tartışmanın bir faydası devletin uzun zamandır borçlanarak refah dağıttığı ve trilyonluk fetihlere gittiği gerçeği ile yüzleşmek oldu.

Hayır Ayşe, Washington’dan Tallahasse’ye Amerikalı dostlarımız PKK’yı da konuşmuyor, Muhteşem Yüzyıl’ı da; şükürler olsun. Coniler ve Meriler yatıp kalkıp mali uçurum’dan bahsediyorlar; bilen de bilmeyen de.
ABD politikacıları da olaylar üzerine abartılı ifadeler kullanmayı sever ama bu defa Obama’dan muhtemelen Amerikalı bile olmayan taksiciye kadar hemen herkes “bütçe uçurumu” ile yatıp kalkıyor. 2008 krizinden beri halsiz ekonomiyi canlandırıcı olarak verilen vergi kesintilerinin sona ermesinden, yani Coniler’in yeni yılda daha fazla vergi yükü ile girmesi yetmiyormuş gibi aynı anda ABD devletinin bütçesinin daha önce çıkarılan kanunlar gereği büyük ölçüde küçültülmesinden bahsediyorlar.

ABD ayağını yorganına göre..

Hıı, yani şimdi nihayet doğru adımları atıp, ayağımızı yorganımıza göre uzatmak bizi öldürür mü diyorlar? Evet, tam da bunu diyorlar. Ama neden? Şundan:

Devamı Star Açık Görüş’te

Read Full Post »

Geçenlerde Toyota-Türkiye’nin işçileri çağdaşlık=Gayri-İslamilik testine tâbî tuttuğu haberini okuduğumda, “bu Fransız’dan çağdaş, Türk laikçi zibidilerin işidir; Toyota merkezin işi olamaz” demiş idim. Toyota Merkez yönetiminin tepkisi bu tahminimi doğruladı.

Başörtülü Kızılay gönüllüsüne dahi tahammül edemeyen, despot-zorba-yobaz mağaza yönetcisi olayında durumun birazcık farklı olabileceğini düşündüm. Zira Türk-ortak her nekadar laikçilik-sahte çağdaşlık uygulamaasında TÜSİAD’cı (SA) olsa da gavur ortak Anglo-Sakson veya Japon çok-uluslu şirket değil, bir Fransız: CarreforSA. Sosyalisti ile en LePenn’inin İslamofobi, ırkçılık skalasında fazla farklı olmadığı, bizim laikçilerin laikçiliklerini pazarlamada, “baksana Batı’da da var böyle laiklik” demelerine imkan veren Sarkozy’nin ülkesinden bir şirket.

Gene de bu müptezel, yobazlıkta bizim bir kahverengiburunlunun Fransızlaşma gayretinin Fransız patronların DNA’sındaki İslamofobiden daha güçlü rol oynadığı kanaatindeyim. Neden derseniz, tecrübe: Bilmezmiyim adamımı? (devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »