Archive for the ‘Ergenekon’ Category

Herkes onu parmağını sallayıp herkesi “akıllı olmaya ve doğru yerde durmaya davet” eden, topraktan fışkıran zırh-deler silahlara boru, “İrtica Eylem Planı” belgelerine kağıt parçası diyen yaman general olarak hatırlar. Beni en dehşete düşüren vukuatı ise Bülent Arınç’ın evini gözetleyen üniformalılar için “bizim elemanımız, kimseyi ırgalamaz” diyerek darbeci subaylara “moral verdiği” konuşması idi (herhalde internete düşmesinden veya elde ediliş tarzından dolayı öne çıkmamış olmalı veya benim hafızam fazla kuvvetli).

Bu günlerde ise bazı tatlı su demokratları, iki mescit arasında bi-namazlar, endişeliler, “ya geri gelirlerse bizi kötü benzetirler; bari ılımlı takılayım” psikolojisine müsait karkterdekiler, kısacası ilkesiz veya omurgasız “iyiler” in, özelde Başbuğ ve genelde tüm darbeciler için sergiledikleri tavizkarlık (pardon “hakkaniyet”) beni tedirgin ediyor. Eminim, yarinki darbeciler başarılı olduğunda bu kadirşinaslık unutulmaz ve gelecekteki başbakanlar asılmadan önce “prostat muayenesi” yapılmaz.

Sanıyorum Başbakan’ın bu günkü “tutuksuz yargılanmasını arzu ettiğini” ifade etme gereği duymasında da bu “hakkaniyetli” arkadaşların yarattığı psikolojik ortamın etkisi olmuştur. Her halukarda Başbakan’ın çıkışının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bu kanaatime destek veren bir delil Başbakan’ın sözlerinde: “Hukuki süreçler hakkında konuşmam doğru olmaz AMA”. (devamını oku…)

Read Full Post »

Diğer toplumlar gibi bu toplumu da karakterize eden bir takım karakter zaafları var. Toplumsal zaaflarımızı tasnif edecek olsak herhalde çoğu Orta Asyalı ve ön Asyalı toplumlarla ortak zaaflar kümesine girer (“ilkel toplumlar” demeye dilim varmıyor, “göçebe toplumlar” daha rasyonel olabilir ama o da açıklamıyor yeterince). Onların bir çoğundan farklı olarak Garp ile etkileşim ve yarattığı kişilik problemleri bazı bize ait zaafların kökenidir.

Son 100 küsur yılımızda bunun yansıması da Batlılığa özenen yalnız ne zaman bu zor olsa anlık menfaatimize dokunsa gene o Orta Asyalı göçebe kurnazlıklarına baş vuran bir şizofrenik karakter olarak tezahür ediyor. Bunun pek çok göstergesi mevcut. Geçen gazetede okuduğum CHP’liler arasında yapılan ankette ezici çoğunluğun demokrasiden yana olduğu ama “gerektiğinde” darbelere de Okey dediği kifayet eder.
Sporda ve daha özel olarak “sadece futbol olmayan” futbolda şike konusunu da tabii ki bu genel toplumsal ahlaki zaaflar çerçevesinde bakmak gerek eğer, mantıki bir açıklama gibi bir derdimiz varsa.

Şikeci toplum

Amerikalı bir siyasetçi bir ahlaksız bürokrat için “evet o bir o.ç., fakat bizim O.Ç.” demiş idi. Bu toplumun futbol cumhuriyetleri vatandaşlarının tepkileri de böyle. İnanmıyorum ben o “vicdan kabarmasına”. O vicdanlar öbür takımın adamları asılsın” diye kabarıyor çoğunlukla. (devamını oku…)

Read Full Post »

Kaç kere anlatacağım? Naapıyım anlama özürlü isen veya “anlanılmayacaaaaaak, anlama!” emrinin yürürlükten kalktığına dair sağır sultana ulaşan memo sana ulaşmadı ise?

kaderin senin anlamamak
ve yücelerde bir kale gibi aşılmamak
kim bilir daha kaç kuşak*

Evet, bizim Sivaslılar’ın tabiri ile rahatlık birilerinin bir tarafına batmış olmalı. Epeydir haber başlıklarından düşen “son noktayı” koymadığı, “şamar gibi cevap” vermediği, meşru alanına çekilme temayülleri sergilediği için içerden ve dışardan demokrasi yanlısı herkesten olumlu notlar almaya başlayan Genel Kurmay bu durumdan rahatsız imiş meğer. Hani vardır ya “bir yıldır sigara içmiyor maşallah! Artık kesin bıraktı çok şükür” dediğiniz bir yakınınız bir gün bakmışsınız gene tüttürüyor zincirleme? İşte öylesi bir soğuk duş hali olmalı “askeri vesayet son buldu çok şükür” diyenlerin halet-i ruhiyesi.

163 muvazzaf ve emekli Balyozcu askerin tutukluluk hali konusundaki mahkeme kararını anlamakta zorluk çekilmekte imiş. (devamını oku…)

Read Full Post »

Bilumum Ergenekoncu Voltaireler’in mal bulmuş Magribi hesabı, üzerine atladıkları “yazılmamış olduğuna göre yakılmamış” Kitap üzerine demokratik cephede de bir çokları kontrepiyede kaldı. “Bu kadarına da karşı çıkmaz isek inanılırlığımız kalmaz; bizi Ergenekon davası adına yapılan her şeyi mubah gören, ‘gayeler vasıtaları caiz kılar’ cı veya daha kötüsü ‘Cemaat’e dokunan yanıyor’ korkusu ile ilkelerden taviz veren yandaşlar olarak resmederler” demiş olmalılar. Bu duruş bana bir çok insan hakları savunucusunun Hükümet’e Sudan’ın El Beşir’i konusunda sergiledikleri duruşu hatırlattı. Ne Cancevitler’i bilirlerdi ne Sudan Kurtuluş Ordusu’nun ne de “demokratik direnişçilerin” ABD İsrail bağlantısını bilirlerdi. Dünya Beşir’e karşı omuz omuza idi biz de katılmalı idik. Bu “omuz omuza dünya” nın başını İsrail ve Batı’daki imparatorluğunun çekmiş olması ancak tesadüf olabilirdi. Bundan bir çıkarım yapmak ta komplo teorisyenliği. O kadar.

“Bu ‘iyi çocuklar’ Ahmet Şık ve Nedim Şener karakterleri hakkında tutuklama kararı çıkaran savcı, hakimler U-Tube’lara düşen ses kayıtlarında “bozma mı istersin, onay mı” , “PKK’yı işin içine sokmazsak olmaz” diyen Yargıtay ve AYM’deki militanlar olmadığına göre ya bizim vakıf olmadığımız suç unsurları var ya da terör bağlantısını tanımlayan yasalar sorunlu” gibi kanaatimce daha mantıki bir yerde durmayı yeterli görmeyen demokrat, liberal, Müslüman demokrat veya bilumum “yandaş” medya mensuplarına bir çift sözüm olacak. (devamını oku…)

Read Full Post »

Son tsunamili İklim’den sonra artık Mesih’i beklemekten başka çaresi kalmayan malum taifeye “yiyin biribirinizi” den başka sözüm yok. Benim sözüm şu “Ahmet’i de Nedim’i de tanırım, iyi çocuklardır” diyen liberal (şimdiki kullanım), demokrat, hatta dindar kesim medyasından arkadaşlara.

Bana “baksana bir takım liberaller bile iyi çocuk diyorlar” mealinde hatırlatma yapan bir yorumcuya da dediğim gibi bunun Şemdinli’deki maşalara “tanırım iyi çocuktur” diyen Yaşar Büyükanıt’ınkinden ilkesel olrak ne farkı var? “Onlar adam öldürdü, bunlar öldürmedi” mi diyorsunuz? Ama bunlar da cinayetten yargılanmıyor ki.

Bu mantığa göre artık sadece Ergenekon-Balyoz değil, bütün ceza davalarında, hukuki süreç başlamadan önce savcılar gazetecilere sorsun. Onlar okey verirse davalar açılsın. Hani 301’den dava açılırken Adalet Bakanı onayı şartı getirildi ya? İşte onun gibi. (devamını oku…)

Read Full Post »

Bu ülkede Emniyet Teşkilatı’nın itibarı Ordu’dan çok aşağıda idi bir zamanlar; mesela 70lerde. O zamanlar rüşvet açıktan alınır, hatta ehliyet alırken vs. zorla haraç ta alınır idi. Polis kaba, eğitimsiz idi ve mücadele ettiği kesime epeyce benzeşen bir ahlak sergiler idi. Profesyonel etik, insan hakları, emniyet-yargı ayırımı gibi kavramlarla tanıştırılmamış idi. Bir de POL-DER (solcu polis), Pol-Bir (milliyetçi polis) derneklerine kadar bölünmüş idi. Düzgün polis parmakla gösterilecek kadar az idi. Cumaları kıldığımız Teşvikiye Camii’nde zaman zaman rastladığım komiser (veya amir, neyse) “babaların korkulu rüyası” Sadettin Tantan (sonradan İçişleri Bakanlığı’na kadar yükselmiş) bunlardan biri idi (II. Şube’den idi o zamanlar sanıyorum).

İşte bu yozlaşmış, her türlü suç işleyeni bir rüşvet karşılığı idare eden, organize işlerden kar payı alan, işkence yapan, vatadaşa “lan” diye hitab eden polis, zamanla temizlenmeye başladı. (devamını oku…)

Read Full Post »

Gülay Göktürk
(Bugün)

Biliyorum, sen bir zamanlar sık sık rahatsızlık çeken o eski genç subay değilsin.

Onların bir kısmı çoktan emekli oldu, torunlarıyla oynuyor. Bir kısmı, bir zamanlar boyuna depreşip duran rahatsızlığının tehlikeli bir “çocukluk hastalığı” olduğunu anlamış durumda muhtemelen. Bir kısmı ise ordunun en tepelerine kadar çıkmış ve eskisinden daha da rahatsız…

Şimdi yeni bir “genç subaylar” kuşağı var orada ve ben merak ediyorum:

Sen, genç subay kardeşim;

Harbiye’den çıktığından bu yana kışlada geçirdiğin her gün başarısız kalmış bir darbe haberleriyle yüzleşmek zorunda kalan sen; birlikte savaştığın komutanlarının akılalmaz provokasyon planlarının altında imzasını gören; bazı hainlerin kaos uğruna kendi jetimizi düşürmeyi bile planladığını okuyan, yeraltından ordu malı silahların fışkırdığına, ordu malı bombaların orada burada patladığına tanık olan sen…

Heron İhanet kayıtlarını okuyan sen…

Rahat mısın?
(devamını oku…)

Read Full Post »

İsrail’in Washington’un en mutena muhitlerinde de Filistin’deki gibi yerleşim birimleri var, ama bu onun gücünün sonsuzluğu manasına gelmez.

Bekir L. Yıldırım

Bir zamanlar ancak “komplo teorisyeni” veya “antisemit” yaftası ile yapılan entellektüel şantajı umursamayacak kadar marjinalleştirilmiş olanların seslendirebildiği İsrail-Ergenekon bağlantısı Mavi Marmara sonrası ciddi olarak tartışılır oldu. Ama İsrail’in bu Türkiye’de iş başında olan hükümet hakkındaki yargısı da Ergenekoncularınki gibi, 2002’den beri fazla değişmedi. Bunda şaşılacak bir şey yok. İsrail bölgedeki hâkim pozisyonunu zayıflatabilecek herhangi bir güce tavır almayı bir varoluşsal ihtiyaç addetmiştir. Bunun muhataplarının Arap veya İslami unsurlar olması Haçlı zihniyetindeki gibi bir tarihi husumetten çok etrafındaki ülkelerin Müslüman olmasındandır. Yahudi (pardon İsrailli) için Müslümanlar ile diğer “goyim” ın farkı yoktur aslında. Mavi Marmara’ya yapılan muamele, 1965’te dost ve hami ABD’nin Suriye açıklarında seyreden USS Liberty gemisine yapılandan kötü değildi. Mavi Marmara’nın Furkan’ına da Gazze’de IDF’in yıkmakta olduğu evlerden biri ile beraber buldozerlenen Rachel Corrie tarifesi uygulandı

Devamı Star’da

Read Full Post »

Türkan Saylan üzerine hissiyatımı ifade ettiğimde bir kaç protesto almış idim. Sütten ağzım yandığı için bu defa kirli işi taşeronum, yoğurt yiyişini sevdiğim yiğit Engin Ardıç’a ihalesiz verdim gitti. Buyurun:
**************
Yaşıyor muydu?

Engin Ardıç (Sabah)

Bu soruyu, öldüğü günün ertesi Metin Toker için sormuştum.

Çünkü Metin Toker 2002 yılında ölmüştü ama aslında “İsmet İnönü öldüğü gün” ölmüştü…
Çünkü “İsmet Paşa’nın damadı” olmaktan öte bir “fonksiyonu” yoktu. Gazeteciydi, yazardı, kitapları falan da vardı, tamam olmasına tamam. Esas olarak kayınpederini anlattığı güzel kitapları vardır, keyifle okuduk, ellili yıllarda çocuk olduğumuz için onlardan çok şey de öğrendik sonradan…
(devamını oku…)

Read Full Post »

Hayır, bunu Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı, Dr. Osman Can’dan duymadım. Onun da benden duyduğu ihtimali “aklın yolu birdir” ihtimalinden zayıf. Osman Can, “Hükümet, Meclis AYM’nin esas üzerine vereceği bir olumsuz kararı kaale almamalı” diyor mealen. Ben ise onlar ve biz “esastan görüşüp vereceği herhangi bir kararın yok hükmünde olduğunu ilan etmeliyiz şimdiden” diyorum. Bu ilkesel olarak daha tutarlı bir duruştur zira “ancak aleyhimize karar verirse ” demek yerine “böyle bir yetkisi yoktur” demiş oluyorsunuz.

Burada son 2-3 yıl içersinde tam da bu manada bir kaç yazı yazdım.
Bkz örneğin:
AYM Üyelerinin Süpermen kompleksi

AYM Gerekçesi: Minareye kılıf veya zırvanın tevili

Ananı belleyen Anayasa Mahkemesi ise..

HSYK icraatı: Hükümsüzdür!

AYM Konuştu: Status quo ante

367 kere Maşallah! Laikliğe aykırı değilse tabii

Anlayacağınız, Şamil Tayyar’ın mealen , “İlk olarak Osman Can bunu söyledi” demesinden burayı iyi takip etmediği anlaşılıyor. Ah ne şok! Senin kaybın Şamil. (devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »