Archive for the ‘Felsefe’ Category

Burayı takip edenler fark etmişlerdir felsefe ile aşk nefret ilişkimi. Evde yapma felsefeyi sevdiğimi müteaddit defalar söyledim zira düşünen herkesin bir hayat felsefesi vardır. Descartes’ın “düşünüyorum öyleyse varım” demesinden de bunu anlarım. Hayatı manalandırmak, ve yaşamanın irade-i cüzi sahasındaki kısmı için bir master-planı olmak insan tanımına girmenin asgari koşuludur.

İtirazım: Öyle ise feylesoflar ne iş yapar? Sahi düşünen insan beyninin kendi tahlilleri ile üretebileceği manalandırma, hakikat tespitleri (!) veya o yöndeki arayışlarından daha fazla ne sunabilir feylesoflar? (daha&helliip;)

Read Full Post »

“Şeytan gri alanda yaşar”, aforizmama bir de aşağı yukarı aynı mealde “gri alan omurgasızın sığınağıdır” ı da eklemiş olayım. Ama bu demek değildir ki vicdan sahibi insan için ikilemler veya çoklemler (bu da benim TDK’ya hedayem- onların kelimelerinden çoğundan iyi) yoktur hayatta. Tam tersine zaman zaman doğru arayışının bir ehven-i şer arayışından ibaret olduğunu da düşündüğüm oldu. Kafanızı karıştırdığımın farkındayım zira kafam karışık.

Şöyle yaklaşayım beni bu notları düşmeye iten konuya:
Kasap et derdinde koyun can. Hangisini feda edersiniz? National Geographic veya Discovery Channel’da tabiat dokümanterleri izledi iseniz ve yüreğiniz benimki kadar yufka ise siz de yaşadınız bu tür vicdani ikilemleri sıklıkla. Dünya güzeli, zarafet, çeviklik, bağımsızlık katıksız güzelliğin timsali bir çita ve bir o kadar güzel, masumiyet timsali ceylan yavrusu. Biri avcı biri av. Çita kazanırsa yavru ölecek sizin ve beklide yakından seyreden çaresiz annesinin gözleriniz önünde -ama fazla acı çekmeden. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Üç gündür bu, fakir gibi artık insanlıktan ümidini kesmiş olanların dahi tahayyülde zorlandığı vakıa karşısında konuşmak ve susmak arasında gel-gitler yaşadım. Aklıma gelen kelimelerin çoğu söylendi, “sözün bittiği yer” klişesi dahil.

Geçimlerini bol keseden ahkam kesmekle kazananlar tabii ki “doğru teşhis koyduğumdan eminmiyim? Ya da yanılıyorsam? Ya da ağzımdan çıkan kelimeler hiçbir hayıra vesile olmayacaksa” gibi fuzuli kaygıların kendilerini frenlemesine müsaade etmediler. Niye etsinler ki? Hem yazdığınız, zikrettiğiniz her kelime için birileri size para veriyor, hem elinizde sevmediğiniz kişiler, taraflara gol atma fırsatınız var hem de kestiğiniz her ahkam ile artık memleketin duayen köşe kadısı, kanaat önderi, saygın kişisi vs olma hayalinize bir adım daha yaklaşıyorsunuz. Fikrin sorumluluğu dediğin 0 kilometreden 100 kilometreye kaç saniyede çıkar? (daha&helliip;)

Read Full Post »

polat_11 Galatasaray Başkanı Adnan Polat’tan tabu yıkan sözler: Çanakkale’deki anlamsız savaşın ardından dostluk tohumları atıldı, Avustralyalılar da şehitti. Florya’daki Türkiye ve Avustralyalı ressamlara ödül töreninde konuşan Polat’tan radikal bir Çanakkale Savaşı analizi geldi. Polat: Avustralyalılar, Galatasaray Liselilerle beraber şehit düştü. Bu anlamsız savaşın neticesinde oluşan dostluk Kewell ve Arda’yı aynı takımda buluşturdu

Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat, genel merkezi Avustralya Sidney’de bulunan Gallipoli Memorial Club ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi tarafından düzenlenen 2009 Çanakkale Resim Yarışması’nın basın toplantısında Çanakkale Savaşı için “anlamsız” ifadeleri kullanırken, Avustralyalı askerlere de “şehit” dedi. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Önemli seçim (ABD’de), önemsiz seçim (Türkiye’de) ve Obama ziyareti tamamlandığına göre bir durum muhasebesi yapıp kazananlar ve kaybedenleri ilan edebiliriz.

Kazanan: Demokrasi (Türkiye’de ve Dünya’da).
Kaybeden: Faşizm, bilumum otoritarianizm, (Türkiye’de ve Dünya’da).

Kaybeden: Ergenekon ve ondan beslenen herkes.

Kazanan: Meşruiyet, siyasal ve sosyal ahlak.
Kaybeden: Demirel, Cindoruk et al.

Kaybeden: CHP, MHP, PKK (siyasi ve askeri kanadı). Zira kendileri olarak kalarak yola devam etmeleri artık imkansız. Vedat Bilgin’e sorarsanız MHP zaten değişti ama Bahçeli’ye sorarsanız değişti diyen halt etmiş! Kendisi bilir.

DTP’lilerin zafer naralarına kulak asmayın. Onların da akil adamları mevzuyu açıklayacaklar. Kendileri olrak kalarak devam etmeleri imkansız. Tabiata karşı durulmaz.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Mevzunun cılkını çıkarmak gibi olmazsa “niye ben böyle yazmadım? Niye olacak herhalde kalemim onunki kadar kuvvetli değil de ondan” dedirten bir yazıyı da paylaşayım dedim. Buyurun:

Davos marka turnusol kâğıdı; hem ekonomik, hem pratik…

Nihal B. Karaca
n.bengisu@zaman.com.tr

Davos racon gördü.

Başbakan Erdoğan iktidara geldi geleli pek çok önemli olaya, icraata imza atmış olabilir. Ama her dem fonda duran ve ne işe yaradığını hemen hiç anlamadığım Kasımpaşalılık vurgusunun ilk kez yerini bulduğunu, cukkk oturduğunu, sahnenin ortasındaki masanın üstünde öylece duran ve hikâyedeki sırası bir türlü gelmeyen o silahın, sonunda ve doğru karede patladığını söyleyebiliriz. Yazılsa bu kadar iyi olurdu; buradan da anlayabiliriz ki, yazılmamıştı. Silahın patladığı sahnede, silah bile kendini unutmuştu. Patladı ve hatırladık. Uluslararası ilişkiler, diplomasi ve siyasetin çok uzun zaman önce insandan koptuğunu. Asıl şok verici olan da bu hatırlamaydı. Milletlerin insandan, insan tekinden, insan topluluklarından, insana özgü duyarlılıklardan kopmuş politikalarla, oyunlarla, körler sağırlar birbirini ağırlar yüzsüzlüğü ile temsil edilmekte olduğu gerçeğinin kabak gibi ortaya çıkması… Kelime oyunu yapmaya hevesli olanlar için, “Ne yani dış politika insaniliği unutmuştu da işler hayvanilik üzerinden mi yürüyordu?” diye buyuran lafü güzaf gurmelerine de hatırlatalım; insaniliğin zıddı hayvanilik değildir; caniliktir. Bu noktada denilebilir ki, Erdoğan, diplomasiye ve siyasete yitirdikleri bir değeri iade etmiştir. Yine denilebilir ki, Türkiye bu çıkışıyla Arap-İsrail savaşına müdahil olmuş değildir, insanlık ve canilik çatışmasında taraf olmuştur. İnsanlık adına konuşmuştur. Bu kadar açıktır mevzu, en başından beri. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Aşağıdaki yazı bir toplu e-mailde geldi. Barındırdığı, “hakikat benim arka cebimdedir” kibiri yerine, süfli olandan uzaklaşıp ulvi olanları koyma arayışı yansıtan, ahlaki “iyi doğru ve güzel” arayışındaki kimsenin itiraz etmeyeceğini düşündüğüm Şeriati sözlerini paylaşmaya değer buldum. Buyurun:

Senin İsmail’in kimdir?

Veya nedir?
Makamın mı? Onurun mu?
Mevkiin mi? Statün mü? Mesleğin mi?
Paran mı? Evin mi?Bağın mı? Otomobilin mi?
Ma’şukun mu? Ailen mi?
İlmin mi? Rütben mi? Sanat ve maharetin mi?
Ruhaniyetin mi? Alimliğin mi? Elbisen mi?
Adın mı? Namın mı? Şöhretin mi?
Canın mı? Ruhun mu?
Gençliğin mi? Güzelliğin mi?
Ben nereden bileyim?
Bunu sen kendin bilirsin.
Her ne ve kim ise onu sen kendin Mina’ya getirmeli ve Kurban için seçmelisin.
Ben sadece onun alametlerini sana söyleyebilirim. (daha&helliip;)

Read Full Post »

« Newer Posts