Archive for the ‘Günün yazısı:’ Category

80 yıl sonra Kalpaklı Kubilaylar

İlkokul 2 veya 3’te ezberlediğim Atatürk’ün gençliğe Hitabesi ‘ni hala ezbere okuyabilirim ama bunun beni ne “Atatürk uzmanı” ne de “enn Atatürkperver” yapacağının farkındayım.

O zaman ne yapmalı bu bütün dünyanın mateme boğulduğu 10 Kasım’a kayıtsız kalmış olmamak için diye düşündüm taşındım, acı, acı kaşındım ve Atatürk uzmanlığı da Atatürkperverliği de tartışılmaz, tartışılması teklif edilemez, tartışılmasının tekif edilmesi düşünülemez iki duayene kalemi teslim etmenin pek de manidar bir jest olacağında karar kıldım.

Birinci Kemalist Cumhuriyet Gazetesi’nden Ali Sirmen tabiatı ile.

Yazılmış En Güzel Atatürk Yazısı
1881 Madeleine Meydanı’nda Bir Güz Öğlesi
Sağımda Madeleine Kilisesi, karşımda Cerruti Mağazası, önümde sıska bir akordeoncu, üstümüze eğilmiş güz çınarları. Boş bir kahve terasındayım. Sabahımsı duran, ıssız bir öğle saati. Üstü kapalı bir kamyondan, kamyon büyüklüğünde bir kristal ayna iniyor. Dört kişi taşıyor aynayı. Madeleine Kilisesi aynaya düşüyor, Cerruti Mağazası aynaya düşüyor, (devamını oku…)

Read Full Post »

Gülay Göktürk (Bugün Gazetesi)

Zamanı çoktan gelmişti aslında. Gelmişti de geçmişti bile…

Faşizmin yükseldiği o yıllarda (1932) bizim tek parti yöneticilerinin yolları İtalya’ya düşmeseydi ve stadyumlarda seyrettikleri o militarist gösterilere o kadar hayran kalmasalardı, bunca kuşak o eziyeti çekmeyecekti belki de…
Ama hayran kalmaları tesadüf değildi elbette, o günlerde yüreklerinin Hitler ve Mussolini ile birlikte çarptığını düşünürsek… Faşizme doğru doludizgin ilerleyen o ülkelerden her şeyi getirdikleri gibi, o gösterileri de getirip 19 Mayıs kutlamalarına yerleştirdiler. O gün bugündür de bir türlü değiştiremedik. Daha doğrusu değiştirememiştik.

Bu yıla kadar… Şükürler olsun ki Türkiye de artık benzeri sadece Kuzey Kore’de, Çin’de (kim bilir belki kenarda köşede birkaç yerde daha) kalan bu militer gösterilerden kurtuluyor.
Darısı Ankara’nın da başına!

Stadyumlar sabıkalıdır
(devamını oku…)

Read Full Post »

Duran Kömürcü (Vakit)

Toplumumuz laik düzenin emrine girdi. Onun mantığı bütün bir camiaya sirayet etti. Allah ve Resulü’nün emirlerine hürmetimiz kalmadı. Dindar olanımız da, olmayanımız da dini kendi şartlarına göre yorumlamaya başladı. Evlilikler harap, aileler perişan oldu.
Bir hanımefendi telefonda, “Kocama ‘Beni boşa’ diyorum boşamıyor? Ne yapılması lazım?” diye soruyor. Kendisine:
“Kocanın sana karşı ters bir tavrı mı oldu? Seni inciten, aşağılayan, Allah’ın emirlerine karşı bir zorlaması mı var? Onu sevmiyor musun?” sorularını sordum. Bana:
“Onaltı senelik evliyiz. Kötü bir sözü, incitici bir hareketi olmadı. Kocamı da seviyorum. Ama, aile yapımız evliliğin devamına müsaade etmiyor. Ben de ailemi karşıma alamıyorum. Kocama ‘Boşa’ diyorum o da boşamıyor. Şimdi ben ailemle, o ise evinde.”

“Hanımefendi, İslâm’da evlilik dini bir bağdır. Allah ve Resulü’nün huzurundaki bir akittir. Allah da:
‘Allah ve Resulü hüküm verdiği zaman inanmış bir erkek ve kadın için seçme hakkı yoktur, kim, Allah ve Resulü’ne baş kaldırırsa, o apaçık bir sapıklığa düşmüştür.’ (Ahzab 36) (devamını oku…)

Read Full Post »

Ahmet Altan

Çok sevdiğim, çok eski bir arkadaşımın hiç unutmadığım bir beğenme ve övme ölçüsü vardı, “utanmasını biliyor” derdi.

Utanmasını bilmek önemli bir şey.

Asker politikaya bulaşınca sadece disiplinini, saygısını, dürüstlüğünü değil anlaşılıyor ki utanma duygusunu da kaybediyor.

Yaklaşık on bir ay önce, ordunun kendi yerleştirdiği mayınla yedi askerimiz şehit oldu.

Ordu, bunun PKK’ya ait bir mayın olduğunu açıkladı.

Hemen operasyon başlattı, o operasyonda da bir başka askerimiz şehit düştü.

Bu çatışmalar sırasında siyasi ortam gerginleşti, “açılım” yaralandı.

Sonra, komutanların kendi aralarındaki telefon görüşmeleri düştü internete.

Anlaşıldı ki daha ilk dakikadan itibaren “gerçeği” zaten biliyorlardı. (devamını oku…)

Read Full Post »

Ali Bayramoğlu
alibayramoglu@tnn.net
07 Nisan 2010 Çarşamba

Genç siviller… Hayatımıza yaşadığımız keskin değişim sürecinde girdiler… “Genç subaylar rahatsız” manşetlerinin ertesi günü darbeci zihniyete “Genç siviller de rahatsız” yanıtı veren, son yılların kritik tüm gelişmelinde sivil ve talepkar yüzlerini gösteren gençler onlar…Kürt, Türk, başörtülü, başörtüsüz farklı gençlerden oluşuyorlar, bir arada yaşamanın, ortak değerler geliştirmenin ilk elden tanıklığını yapıyorlar.Buna bir tür demokratlık deneyimi de denebilir. 28 Şubat’ın küllerinden doğan bu gençler önemli ölçüde yaşadığımız çağın ruhunu temsil ediyorlar.Güçlü bir silahları var:Mizah…Türk siyasetini, Türk siyasetinde pek az bulan mizahla anlıyor ve anlatıyorlar.Mizahta, benzetmede, eleştiride “acımasızlar…”. Geçtiğimiz günlerde yine böyle bir eyleme imza attılar. (devamını oku…)

Read Full Post »

Yıldıray Oğur

Çankaya köşkünün türbansız, Şener Eruygur’un müstakbel devlet başkanı, Güniz Sokak’ın siyasetteki yeni arayışlar için hâlâ ilk adres olduğu yıllardı.

Her tepeye bir dev bayrak asılıyor, Hürriyet gazetesi en güzel bayrak direğini seçiyor, Rauf Denktaş Kurtlar Vadisi’nden ulusa sesleniyor, bir kanalda Nihat Genç ağlarken, öteki kanalda Yalçın Küçük kükrüyordu. Bestseller listelerinde Hitler’in Kavgam’ı, Soner Yalçın’ın Efendi’si ve Metal Fırtına kapışırken, Emin Çölaşan, Mustafa Balbay NTV’de program yapıyor, Genç Subaylar’ın rahatsızlığı ise bir türlü geçmiyordu.

Devamı TaraF’ta

Read Full Post »

MÜLAYİM
Etyen Mahçupyan

Herkes Kürt meselesinde ve Ermenistan ile ilişkilerde atılan adımların içeriğini konuşuyor ama asıl konu bu adımların öznesi ile ilgili. Soru şu: En azından orta vadede rakipsiz görünen, oyunda düşme eğilimi olsa da gelecek seçimlerde birinci parti çıkacağı neredeyse garanti olan, küresel krizden oldukça başarılı çıkan bir hükümet, kendisini riske sokacak adımları niye atar? Takiye yapmanın düpedüz aptallık anlamına geldiği bir gündem karşısında AKP’nin siyasi ısrarını nasıl açıklamalı? Laik kesimin kendisini ikna etmesi herhalde pek kolay olmayacak ama galiba AKP’nin asıl ‘doğası’ bu… Yani bu partiye asıl kimliğini veren şey dindarlığı değil, reformist oluşu. Şaşırtıcı gelen ise reformistliğin ancak dindarlar eliyle gerçekleşebildiği. Ama kemalizmin siyasi bir muhafazakârlık olarak yaşandığı ve bu muhafazakârlığın ürettiği imtiyazların ‘laiklik’ sayesinde korunduğu bir ülkede, dindarların siyaseten reformcu olmalarından daha doğal ne olabilir?

Devamı Taraf’ta

Read Full Post »

Salih Tuna
stuna@yenisafak.com.tr

“Neşet Ertaş dinler misin?” sorusuna, Nil Karaibrahimgil kızımız “Tanımıyorum!” cevabını vermiş!

Ne kadar açık sözlü değil mi?

Savuşturmak maksadıyla soruyu gargaraya getirmeye; “Dinlerim ama…” deyip de anında başka bir konuya zıplamaya kalkışmamış.

Demem o ki, cinlik yapmamış.

Neyse o:

“Tanımıyorum!..”

Gerçi bu gibi durumlarda cinlik yapmak her zaman fayda vermeyebilir. (devamını oku…)

Read Full Post »

Ahmet Altan
(Taraf)

Bu da bir yetenek.

Bir direğin üstündeki kıymığın, o direkten daha büyük ve daha önemli olduğunu söyleyebilmek ve taraftar bulmak öyle kolay bir iş değil.

Bunun için onları kutlamalıyız önce.

Şimdi ortada adına “Ergenekon” denilen kocaman bir direk var.

Bir de bu direğin üstündeki kıymıklar.

Türkan Saylan’ın görüntüsü bir kıymıktı.

İşin özü değil, görüntüsüydü insanın gözüne batan.
(devamını oku…)

Read Full Post »

Yasemin Çongar
Taraf Gazetesi

Orgeneral Başbuğ’un Harp Akademileri’nde yaptığı, ama dokuz kanaldan canlı yayınına izin vermekle bütün Türkiye’ye seslenmeyi hedeflediği iki saatlik konuşmasını, esas olarak “sivil-asker ilişkileri” konusundaki “akademik” tezi üzerinden eleştirmek istiyorum.

Bu eleştiriyi, aşağıda “Neden Huntington değil” başlıklı beşinci maddede bulacaksınız.

Ama önce nispeten yumuşak tonuna, içerdiği “demokrasi” kelimelerine ve geçmişteki konuşmalarına kıyasla “tehditkâr olmayan” bir üslup taşımasına rağmen, Başbuğ’un konuşmasını neden esas itibariyle olumsuz bulduğumu dört “siyasi” başlıkta kısaca anlatmaya çalışayım.

1) NEDEN “DEMOKRATİK” DEĞİL
(devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »