Archive for the ‘Türban’ Category

Bakar mısınız Şeytan’ın İslam düşmanı, münafık, müzmin Batılı-wannabe, çakma liberal, feminist, ne olduğuna karar verememiş vs tekmili birden çocuklarına?

-Bizim video prodüksiyonda 70-80 tane yarı çıplak (sayıyı 800’e çıkaran da var, renkli Türkçe sinemaskop prodüksiyonun etki gücünü arttırmak için- söylenen sayının altında saldırgan varsa olay olmamış demek) adam gözükmüyor, öyleyse hepsi yalan, öyleyse Zehra Develioğlu da ona inanan, haber yapan herkes de yargılansın, Tayyip dahil;

-Bizim video prodüksiyonumuzda Z.D. ‘nin (bayılırım şu mağdurun kimliğini korumak için Z.D. deme sahtekarlığına) etrafında bir kalabalık oluşuyor, bir şeyler oluyor ama en fazla 30 saniye (ki ben onu dahi seçemedim gördüğüm 1-2 dakikalık kısımda), öyleyse hepsi yalan, Z.D. de yargılansın, haberleştiren de Tayyip de, ha bi de Akepe düşsün;

-Walla ben de Z.D. ile röportaj yaptım ama umursadığımdan değil, sansasyon yapıp kendimden bahsettireyim, Ayşe Arman’ın önüne geçeyim diyeydi o; şimdi benim şanıma şöhretime zarar vermemek için Z:D. derhal çıksın, açıklama yapsın, “yalan söyledim” desin, Balçiçek Hanım çok yahşidir, Gezici kalabalığın günahına girdim, boynum kıldan incedir desin, hayat bayram olsun; (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Şafak Pavey’in baş örtülü vekillere “kicking and screaming” müsade alicenaplığını ifade eden konuşması, hem aynı çaptaki Çarkçı’yı mutlu etmiş, hem de laikçi medyaya “teselli mükafatı” olmuş gözüküyor. Dünyanın kahverengi burunlu eski kaptanlarının mevkutelerinin “Şafak Pavey öyle bir konuştu ki” reklam başlıkları ile tam metin ve de video ile verdikleri konuşma bana Abidin Aydoğdu’yu hatırlattı. Milli takımın her maçta Avrupalı rakiplerden yarım düzine gol yediği zamanlarda maç anlatırken “İngilizler’in bu atağını da golle savuşturduk” vecizesinin müellifidir Abidin Aydoğdu, bilmeyenler için. Kendi jest, mimikleri ile kendinden geçmiş Şafak fark edemedi ama attığı gol kendi kalesine idi.

Pavey’in, her tarafından laikçi, kıskanç, ötekileiştirici ruh damlayan “Tarihi konuşma” ‘sında Meclis’e baş örtüsü ile giren vekillere çaresizlikten müsade etmelerini lütuf gibi sunan, bunun karşılığında diyet olarak onlardan beklentileri listesini deklere eden, sanki bilinmiyormuş gibi “bir bacağını bir erkek yüzünden kaybetmesinin” günahını da Ak Parti’ye yükleyen (rivayete göre kocası kendisini terk etmiş , onun için intihara kalkışmış.(?). vs. ama kör alaka!) konuşmasından tek bir cümlede, Hanım’ın ve temsil ettiği CHP ruhunun psikoanalizini yapmak mümkün.

O cümle:

“Çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonuyla Çamlıca parkının kuytularında sevgilisiyle öpüşen genç kız özgürlüğünü Mustafa Kemal’e borçludur”

Bu da psikoanaliz: (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ak Parti’li bir kaç hanım vekilin Hac dönüşü aldıkları kararla TBMM’ne baş örtülü olarak gelmelerine CHP’nin vereceği tepki tartışılıyor.

Benim bu müptezel zorbalık karşısındaki psikolojim bu gün Türkiye’de bilinçli olarak başını örten milyonlarca kadınınkinden fazla farklı değil sanıyorum.

1999’da Washington’da çalıştığım ofiste okuduğum Washington Post Gazetesi’nden almıştım bir vekilin Meclis’e baş örtülü girmesi haberini ilk olarak sanıyorum. 2 Mayıs 1999’da o olayın gerçekleşmesi ve verilen tepkiler haberini de sanıyorum NPR (National Public Radio) haberinden almıştım.

O gün ve takip eden utanç verici zamanlar hafızasında taze olan biri olarak CHP’nin vereceğini ilan ettiği “Ecevit’inkinin seviyesinin altında kalmayacak” tepki tehdidi (o seviyenin altında kalmak mümkünmüş sanki!) bana dejavu duygusu yaşatmadı. Çünkü bu ülkenin “bir daha asla” dediğine yıllar önce kanaat getirmiş idim. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Geçenlerde Toyota-Türkiye’nin işçileri çağdaşlık=Gayri-İslamilik testine tâbî tuttuğu haberini okuduğumda, “bu Fransız’dan çağdaş, Türk laikçi zibidilerin işidir; Toyota merkezin işi olamaz” demiş idim. Toyota Merkez yönetiminin tepkisi bu tahminimi doğruladı.

Başörtülü Kızılay gönüllüsüne dahi tahammül edemeyen, despot-zorba-yobaz mağaza yönetcisi olayında durumun birazcık farklı olabileceğini düşündüm. Zira Türk-ortak her nekadar laikçilik-sahte çağdaşlık uygulamaasında TÜSİAD’cı (SA) olsa da gavur ortak Anglo-Sakson veya Japon çok-uluslu şirket değil, bir Fransız: CarreforSA. Sosyalisti ile en LePenn’inin İslamofobi, ırkçılık skalasında fazla farklı olmadığı, bizim laikçilerin laikçiliklerini pazarlamada, “baksana Batı’da da var böyle laiklik” demelerine imkan veren Sarkozy’nin ülkesinden bir şirket.

Gene de bu müptezel, yobazlıkta bizim bir kahverengiburunlunun Fransızlaşma gayretinin Fransız patronların DNA’sındaki İslamofobiden daha güçlü rol oynadığı kanaatindeyim. Neden derseniz, tecrübe: Bilmezmiyim adamımı? (daha&helliip;)

Read Full Post »

Evet, nerde kalmıştık? Haa, tamam bu günün “homo-türbanlıyus” ‘u 70’lerde nevzuhur eden ablalarına, annelerine pek benzemiyor demiş ve TV’de gördüğümüz, mizahı “biraz belden aşağı” türü de kapsayan, “kara çarşaflı standapçı” imjainı değişimin bir carpıcı örneği olarak sunmuş idik.

Ama bu olağanüstü bir tespit değil. Nitekim bugünün Müslüman’ının yozlaşması üzerine kariyer yapan ve bu yozlaşmanın tezahürlerini de “cipli- türbanlı, bol makyajlı, dar elbiseli türbanlı” gibi imajlar üzerinden resmeden yazar, düşünür, konuşur, hatta düşünmez konuşur-yazar var mebzul miktarda. M. Şevket Eygi’den, ismini hatırlayamadığım “abdestli kapitalist” diyen arkadaşa, ondan bütün illetlerin kökenini Ak Parti sanan Mehmet Bekaroğlu ve “başörtülü çıplak” tan bahseden Hayettin Karaman Hoca’ya kadar bu “değişim” ile alakalı endişelerini ifade eden çok sayıda dindar aydın var. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç bu gün bir TV kanalında yaşına başına, adının başındaki “prof” titresine bakmadan yalan söylüyor idi, YÖK’ün “bir hoca başörtülü (şapkalı veya başka türlü) öğrenciyi sınıftan çıkaramaz, gerekli görürse tutanak tutar” ihtarını “kaos ötesi hukuk ihlali” olarak tevil ederken. “Ee, bunda ne haber değeri var; hayatı büyük bir yalan olan adam değil mi bahis konusu” derseniz haklısınız ama konum o değil.

Konum şu: Malesef gazetelerde köşe tutanlar, “kanaat önderi, fikir adamı, prof., milletvekili” titrelerini taşıyanların bir çoğu dahi şu meşhur “türban yasağı” konusunda ya alenen yalan söylüyor ya da kara cahiller. İşin kötüsü bir çok başörtüsü mağduru veya dindar kesim mensubu da Teziçgiller’in yalanına inanıp gerçekten “başörtüsü yasağı” nın kanuni temeli olduğunu ve Anayasa veya kanunlarda değişiklik yapılmadan bu yasak uygulamasının kaldırılamayacağına inanıyor.
(daha&helliip;)

Read Full Post »