Archive for the ‘İslam’ Category

clinton-trump2Özetin özeti. Tahminim ABD yarin ilk kadın ve ilk karı-koca başkanını seçmiş olacak.

Önce hatırlamakta yarar var: ABD otomatikte çalışır. Bu otomasyonun veya establishment denilen kurulu düzenin dümeninde Yahudi var. Başkanın adı Nixon, Kennedy, Burak Hüseyin veya Hillary olsun rengi siyah beyaz veya mavi, cinsiyetierkek veya kadın olsun, bu kuralı unutrmayın: Paradigmayı değiştiremezsiniz.

Ondandır Donald Trump gibi bir cinsel sapık, soytarının o seviyelere gelmesi mümkün. Zira o yönetmeyecek ki ülkeyi. Ülke otomatik pilotta.

Ama hiç mi fark etmez kimin oraya oturacağı. Eder, bir miktar, düzeni belirleyen temel politikalar, zihniyet sabit kalır ama bazı tavırlar, öncelikler değişebilir. “Amerika hapşurduduğunda biz grip oluruz” dan mütevellit, gerek biz gerek dünyanın geri kalanı için Clinton veya Trump seçeneklerinin bazı muhtemel sonuçları:

Clinton seçilirse

1. Sözlükte statükonun karşısında onun resmi var. Düzenin ağababalarının onu tercih etme nedeni de bu: Sürpriz olmaz, söz dinler, insiyatif almaya kalkmaz. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Sanıyorum bu ifade kullanılıyor son zamanlarda Fethullah’ın çetesinden hareketle. Cemaat kelimesi özellikle İslami cemaatler için kullanıldığı için kavramıı daha cihan-şümul tutmak için olsa gerek bu yeni ifade (sanıyorum Etyen Mahcupyan kullandı ilk)..Fark etmez kelime seçimi; kapalı yapılar, kültler, localar, cemaatler, çeteler, gizemli örgütler, esoterik yapılar..

Yakın zamana kadar bu tür yapılar konusunda oldukça nötral idim. “Case by case” bakılması (ayrı ayrı bakma, genelleştirmeme) düşüncesinde idim. Bardağın dolu tarafı ve boş tarafını da görüyordum. Ama artık boş tarafının kesinlikle ağır bastığı kanaatindeyim. Sebeplerimi sıralayacağım:

1.Ben söylemedim belki yüzyıllaraca vardır kültürümüzde “mürşid uçmaz, mürid uçurur” sözü. Çok yerinde. Lidere, imama, papaza, mürşide, kılavuza kusursuzluk, yanılmazlık izafe edilir ekseriyetinde. Masonlar gibi bazı cemaatlerde ise kurallar, ortak idealler liderden önemlidir.

2.Bireyi, hür iradeyi değersizleştirir, hatta yok eder. Bu tür yapılarda en değerli üye öğretiyi en iyi kavrayan, en kolay sürüleşendir.

3.Entellektüel olarak zayıf kalır üye veya müntesib. Zira karşılaştırma, kıyaslama yokur, liderin veya grubun dogmasıdır bütün bilginin, iyi güzel ve doğrunun kaynağı. Papağan olma işlevi görenler dışındaki nöronlar ölür. Yaratıcı veya inovatif fikir üretemezler, Bütün ballarını tek çiçekten alırlar, diğer çiçeklere dokunmayı kendi çiçeklerine ihanet addederler.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

3din“Bu da nereden çıktı  şimdi, bunca meselemiz varken ve hepimizi bitap düşüren konu nihayet gündemden düşmüşken” sorunuz varsa bana değil TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sorun. Konuları ben belirlemiyorum. Benim ilham perilerim de Aziz Nesin’in zebanileri gibidir; daha önce ifade ettim.

Biz, uzun bir İslami aktivizm, siyaset geçmişi olan, bilge adam intibaı  uyandıran Başkan Kahraman’ın sonradan “şahsi görüşüm” dediği “Anayasa’dan laiklik kalksın” mealindeki çıkışını, boş bulunma mı, akıllı strateji mi olduğu konusunda tahmin yürütebiliriz ancak. Ama niyet okumadan geçinen bunca köşe, ekran kadısı varken ne gereği var!

O zaman kavramın kendisi üzerine bir kaç düşünce

Laiklik kelimesini dünyada en fazla kullanan ülke olduğumuza bahse girerim. Kelime  Laicite Fransızca olsa da (herhalde Latince köken-düzeltme, eski Yunanca) modern zamanlarda biz devraldık. Kavram kargaşasının bir nedeni de bu zoraki modernleştirme ithallerinden olması (Bkz. Post-Modern Secularism: The Turkish Version )

Laikliiğin tanımı şu mu olmalı bu mu üzerindeki tartışmaları lüzumsuz buluyorum. Soruya aynı  kesimdeki aydınların dahi çok farklı cevaplar vermesi de yanlış soru ile işe başlandığının kanıtlarındandır.

Laiklik değil demokrasi

Temel soru laiklik tanımı değil yönetim biçimi tanımıdır. Zira laiklik olsun mu, hangi türü olsun vb seçimler bu tabiri caizse anayasaya, veya temel kanuna göre belirlenir.  (daha&helliip;)

Read Full Post »

-28 Şubat diye bir şeyler duyuyorum; neyin nesidir sahi?medya-basortusuavi
-Ne kadar zamanın var?
-Fazla diil, daha Trabzon-Gassaray maçında hakeme kırmızı kartın arkasındaki komployu ve Survivor’daki oğlanın gerçek yaşını araştırıcam.

-O zaman Büyük Patlama’ya kadar gidemeyiz. MS 15. yüzyıldan başlıyorum; senin gibi zamane gençleri kıyağımı unutmasın.

İslam hayatı düzenleyen din olması gereği hayata bir çok sınırlama koyar. Hristiyanlıkta da öyle idi ama bu sınırlamayı koyma gücü olan bir ruhban sınıfı (Kilise) vardı. Kendi hükümranlığına hizmet eder idi. Batı-Hristiyan dünyası Rönesans ve onun yolunu açtığı Reformlar ile bu hem Kilise’nin hem İncil’den gelen 10 emir gibi bariyerleri yıktı. Materyalizm din oldu. Maddeyi (fiziki dünyayı) kontrol etme, yani fiziki bilimlerde ilerlemenin önü açıldı. Endüstri devrimi bundan neşet etti. İslam dünyasında bilimde ilerlemek için tek motif “yaradılanı, yaratılıştaki hikmeti anlama” olabilirdi. Hatta bu merakı dahi Allah’ın işine karışma, vahyin ötesinde hakikat arama addederek karşı çıkanlar oldu. Dolayısı ile kanaatkar olmayı, ahireti dünyaya öncelemeyi şiar edinen İslam kültürü, artık maddeye tapmayı din haline getirmiş olan Batı ile bilimde, fende yarışacak motivasyonu yoktu.(bkz. Büyük Patlama’dan ‘Kıyamet”e “geri kalmışlık, ileri gitmişlik“(Star -Açık Görüş). Unutmayalım ki maddeyi kontrol etme arayışıdır pozitif bilimin işlevi. Yarışa girmedi dahi Müslümanlar Batı ile böylesi bir yarışta olmayı dahi zül sayan ve gerek Araplar gerek Osmanılar sayesinde kendisini medeniyetin daha ileri bir evresinde gören Ümmet. Ancak 18. yüzyılın sonlarından itibaren Batı’ya karşı devamlı kaybeden Osmanlı’da aşağılık kompleksi emareleri görülmeye başladı. (ki bunu Lale Devri’ne kadar götürmek de mümkün). (daha&helliip;)

Read Full Post »

Çocukluk yıllarımdan beri siyaseti heyecanla ilgilendim. Taa radyo yıllarında seçim sonuçlarını gece 1:00’e kadar radyodan dinlerdim. Dolayısıile seçim sonuçlarını, tahminleri,hesapları izlemek benim için hiç bir milli maçın veremeyeceği dercede heyecan verici bir “etkinliktir”. Önceden hazırlarım kuru yemişleri, patates cipsleri, hatta kolaları (son ikisini ancak böyle özel günlerde tüketirim çocuklar, bunu evde denemeyin ha!).

Bu seçimlerin farklı olacağını ümit etmiştim, birazcık da olsa. “Milli maçı” tribünden seyretmek yerine sahada olma ümidi.. Partim’in erdemli ve dahi akil insanlarına gittim bakın şöyle şöyle liyakatim var, bi bakın en azından, ondan sonra oynatmayın hocam, dedim. Hocam oralı bile olmadı. “Paranı ve oyunu ver kes sesini” dediler. Ben de tepinerek de olsa öyle yaptım. (saat 5:00’i geçti, sandıklar kapandı; zaten ilk değil benim için bunları demek, orucu çoktan bozmuştum).

Dün Davutoğlu’dan bir mektup aldım “seçimlerin yoğunluğundan dolayı benimle görüşememiş ama talafi edecekmiş” hülasa olarak. Ama dur, bu da ne? İsim misim yok bunda; bir “mass marketing” mektubu, kim bilir kaç bin kişiye gitti aynı “değerli kardeşim” mektubu. Bir de telefonda konuştuk. O da “recording” idi; o konuştu ben dinledim; en azından ilk 20 saniyesini. Bir kaç gün önce de “Mustafa Şentop ile kahvaltı” şerefine nail olacaktım, karnım tokdu.”Hele bir oyunu ver de” temasları bunlar. Buna gerek yoktu ki Ahmet Hoca, ve Av. Mustafa! Bloguma göz atsaydın senden daha Akepeli olduğumu görürdün. Zekama hakaret etme bari! Ayıp oluyor!

Neyse, benim için bu gece de kural bozulmayacak. Heyecanlanmak için sebep bulurum her halukarda. Hayatımda “tarafsız” olmadım. “Şeytan gri alanda yaşar” ve “gri alan omurgasızın sığınağıdır” aforizmalarının sahibi olarak bu gece de heyecanlanacağım, tuttuğum takımın başarısına sevinip kayıplarına üzüleceğim.

Evet, buruk bir sevinç olacak; kendimi kullanılmış hissedeceğim, “inner sanctumdakiler”, “iç dairelerdekiler”, “Müslüman locasındakiler” ‘in benim gibilere, “enayi, kendini dairelerimize girecek sandı” mealinde sözler söylediklerini de bilerek, milli takımın başarısı için dua etmeye devam edeceğim; şike yapsa da, torpille sahaya oyuncu sürse de, yönetimde yolsuzlar, rantçılar, mafya karakterlerinden de barındırsa da, ne yaparsın, milli takım İsrail’e karşı oynadığında?! (daha&helliip;)

Read Full Post »

Gerek seçime giden partiler, gerek çok satmak, tıklanmak, reklam almak isteyen gazeteler, gerek başarılı olmak isteyen devlet kurumları, gerek kar etmek isteyen şirketler, iş adamları her hangi bir sistem veya ünite başarıyı yakalamak için eleman seçerken veya politika belirlerken hangi yöntemleri kullanmalı?
Cevap için gene bir takım ön kabuller yapmak zorundasınız. Carl Sagan’ın sıkça tekrarladığım sözü: Sıfırdan başlayıp elma turtası yapmayı anlatacaksanız işe Büyük Patlama’dan başlayacaksınız. Önce hakikatlerinizi tesbit edeceksiniz, bir felsefeniz, “iyi, doğru ve güzel” tanımınz olacak; ordan değerleriniz, neşet edecek. Bunlar tabiatın kanunları kadar sağlam temel ilkeler olacak. Sonra bu kanunların yorumundan hareket stratejileriniz, çözüm formülleriniz, subroutineleriniz, taktikleriniz, konjunkturel uygulamalarınız çıkacak.

Bu flow-chart’ı günümüz olguları ve olaylarına uygulamaya çalışalım. Diyelim ki manevi değerleri güçlü, hikmete uygun davranan, geçmişi ile barışık, “kimiz,nereden geldik, nereye gidiyoruz” şuuru olan, üretken, insanlar ve tabiatın geleceği sorumluluğu gelişmiş, eşref-i mahlukat olmanın gereklerine vakıf olarak hareket eden bireylerden oluşan bir toplum idealimiz varsa, bu hedeflere bizi yaklaştırcak hareket stratejisi ne olmalıdır? (daha&helliip;)

Read Full Post »

Sayın Erdemliler Hareketi’nin muhterem hocaları, babaları, ağabeyleri, ablaları, racon kesicileri,

40 yılı aşkın AK Parti’liiğime inanmayabilirsiniz, no charge. Ama Partiniz’e 5000, Yeni Akit ve Yeni Şafak gazetelerinize de –beleş reklam yaptıracak bağlantım olmadığından- 9000 tanıtım parası (tabii ki KDV’siz- kusura bakmayın vergi kaçırdık aramızda-evet kendimi ihbar ediyorum-gönderin müfettişleri, savcıları kapıma- ki benim tercihim değildi- sizin yani Fakihler’in, dünürlerin, ehl-i tarik ihvanların tercihi idi -kredi kartı kullanırsan şu kadar fazla verceksin dediler, yeğenden, eşten borç alıp, nakit dedim), -diğer harcamaları yaptığım yerler sizden mi değil mi emin değilim- harcadım.

Karşılığında “tüketici hakkı” olarak biraz açıklama talep ediyorum.

1. Adaylarınızı hangi kriterle belirlediniz?
Biliyorum “liyakat” ve sonradan ilave ettiğiniz “ehliyet” ve daha sonra eklediğiniz “temsil kaabiliyeti” ni (nedense?! oysa liyakat bunların hepsini içerir Hoca ve dahi Reis)
ama ben bunları ölçmede kullandığınız kriterleri soruyorum.

2. Sizce teşkilatlara propaganda yapmak mı ABD State Department’a propaganda yapmak mı daha makbuldür? Değerlendirmenizde hangisine kaç puan verdiniz?

3. Sahi nedir millet vekilinin görevleri ve bu görevleri ifa etmek için haiz olunması gereken vasıflar?
Ne dediniz, duyamadım? Yok mu böyle kavram tanımlarınız? Ama bunlar olmadan nasıl belirlediniz kimin “temsil kaabiliyeti” nin ne kadar olduğunu?

4. Sizce twitterde, feysde bozuk Türkçe ile “Tayyip çok yaşa” demek mi daha makbuldür yoksa uluslararası örgütler, Noam Chomsky, İsrael Shamir gibi entellektüeller, Washington Post , LA Times gibi gazeteler, TR’deki laikçi-darbeci, paralelcilere doğruları size haber vermeden reklamsız söylemek mi?

5. Partiniz İstanbul İl Teşkilat binası önünde sigara izmariti atmak için küllük konulmuş iken izmaritlerini hemen yanıbaşta yere atan aday adaylarını belirleyip elediniz mi? Ama neden? Temsil kaabiliyeti tanımınızın birinci kriteri olması gerekmez mi bu? Peki 50 metre ötedeki uykuluk lokantasında yasak olmasına rağmen bir masa etrafında toplanıp, lokantayı dumana boğan 4 kerli-ferli aday adayını belirleyip listeden çıkardınız mı? Ama neden? Vergi kaçıran, rüşvet alıp veren, trafikte ışık yeşile önünce kornaya asılan, emniyet şeridinden giden, teşkilatları emir eri olarak kullanan, diğer aday adaylarına teşkilat kapıların kapattıran aday adaylarınız listelere girememiştir değil mi? Hiiç, sadece sordum.

6. Sahi neyin nesi idi şu teşkilat temayül yoklaması olayı? Siz mi söyleyeceksiniz, ben mi anlatayım?

7. Ve sahi neydi şu STK Temayül ayağı? Bana neden haber vermediniz? Nasıl geçti? Kimler oy kullandı? Kişi başına kaç oy kullanldı? LGBT, ÇYD, DİSK oyları daha çok kime gitti? Ya IHH oyları? Kimler kullandı?.. Bir STK’lı kaç derneği temsilen oy kullandı, ortalama kaç aday adayının ismini biliyordu, nereden öğrendi? Siz mi açıklayacaksınız, ben mi anlatayım? Melih Gökçek’in mahdumu ikisinde de birinci çıktığına göre çok “demokratik” olduğundan şüphem yok tabii. Haa bir de nasıl biliyor herkes kimin kaçıncı çıktığını; kimseye açıklamadığınız halde?
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »