Archive for the ‘İslam’ Category

Dün “Hayvanseverler LGBT,esas dertleri Erdoğan’ı devirmek” sohbetinden sonra cuma hutbesini de İslam’da canlı haklarına verilen önem ve akabinde “istediğnizi öldürün; hepsi bizim için metadır” fıkhı ile bitiriyor Faruk Hoca.
Cuma hutbesi burada:
https://www.yenisafak.com/yazarlar/farukbeser/saldirgan-hayvanlarin-oldurulmesi-meselesi-2048955

Mutad e-postam da burada:

Bayılıyorum din sohbetlerine hoca!

Naslarla İslam’da hayvan, bitki hakları diye başla.. işime yarıyorsa, yaramıyorsa, hoşuma gitmiyorsa (domuz) hepsini öldürürüm diye bitir. Perşembenin geleceği çarşambadan bellidir derler ya, bu günkü “istediğini, istemediğini öldür; fıkhı bana bırak” katliam fetvası, dünkü hayvanseverlerin LGBT, T-Cep (ne ola ki?) bağlantıları hutbesinden belli idi.

Fakire gelince: Şahsen, gençliğimden beri bilerek karınca öldürmedim. Bazen mutfak kirli olduğunda ekip halinde gelip, ekmek, yemek, şeker kırıntılarını temizliyorlar, işleri bitince çıkıp gidiyorlar evlerine.
(devamını oku…)

Read Full Post »

Faruk-ErolBiraz da pazar olmasından olsa gerek hınzırlığım üzerimde idi. Prof. Dr. Faruk Beşer’e bu günki yazısı ile biraz alakalı, daha çok da alakasız bir e-posta (dikkatinizi çekerim gavurca e-mail değil, güzel Türkçe e-posta!) yazdım ki ne ilk günahımdır, gazeteci, yazar, alim, uzman, akil adam, ord.prof.doç.drlarımız’a (sahi bizim alimlerin titreleri neden gavurlarınkinden uzundur bilen var mı?) ne de son olacak gibi. “Akıllı ol” mamı dahi öğütleyenler oldu (ayniyle vaki) ama nafile!
Geçmişte bunları burada paylaşmadım ama bugün 30 Ağustos, Dünya Barış Günü, vesilesi ile müessesemizin hedayesi olarak paylaşıyorum. Unutmayınız: Münzevi’nin notları milli mecradır!
******************************
Konu: “Sahih sünnet” belirlemenin kesin bir yöntemi mi var, yoksa adamına göre değişiyor mu? (Düzeltme. Hadis diyecektim, “sünnet” yerine ama ona da uyar, neticede-BLY)
Muhterem Hocam,
Mesela geçmişte sahih sandığınız sözün sahih olmadığını hangi yöntemle belirlediniz? Turnusol gibi bir test mi var, yoksa “o zaman öyle zannettim, şimdi böyle zannediyorum, yarın başka türlü zannedebilirim” mi?

Bir de şu gazetenizde yazan bir prof.dr. ilahiyatçının bir diğer prof.dr. ilahiyatçı yazara söylediği şu sözlerin hikmetini sormak isterim:

“Daha İstanbul’a geleli kaç yıl oldu ki gonuşuyong köylü!? Ben 38 yıldır geçimimi tasavvuftan sağlarım; hem de İstanbul’da doğdum! “.
(devamını oku…)

Read Full Post »

2011’de yazmışım. Güncellemeye ihtiyacı yok.
*******************

Bu gün notlara ulaşmak için kullanılan terimlere göz attım. Bir tanesi “kurban kemiği köpeklere verilir mi” sorusunu arama motoruna girmek sureti ile ulaşmış. Sorunun muhatabı değilim (İslam fıkhı zaviyesinden) ama aklım, vicdanım, kurbanın manası hakkındaki anlayışıma dayanarak “ne sakınca olabilir ki” diyorum; belki o kemiğe muhtaç insanlar var iken köpeğe vermeyi tercih etme gibi istisnai durumlar problemli bulunabilir, herhalde.

Neyse, o soru bana dostları hatırlama ve hatırlatma vesilesi oldu demek için girizgah idi okuduğunuz. Ve geçmişte düştüğüm bir notu tekrar ısıtıp kavurma niyetine önünüze sürmeye karar verdim.
*****************************************************

Yazıyı Ramazan’da yazmıştım. Değişikliğe hacet yok. Yazı bir vicdan uyandırma servisi çağrısı idi nihayetinde. Vicdanın Ramazan’ı, Kurban’ı olmaz zira. Ben gayretten sorumluyum.
Buyurun.
*******************************************
İslam’da hayvanların yeri üzerine fetva verecek teçhizatım da yok salahiyetim de. Söyleyeceklerimin muhatabı tüm insanlık, kaynağı da vicdan ve akıldır. (devamını oku…)

Read Full Post »

yusuf-ziya-kavakci-880-iha-2_16_9_1524128075Zat-ı muhteremi yakından tanımayanlar şoke olmuşlar “Gülen özür dilesin, gelsin iade-i itibar yapalım, üniversite kurduralım, alim yetiştirsin, daha önce yaptığı gibi..” mealindeki ifadeleri okuyunca.

Ama yakından tanıyanlar, aile durumu mecburiyetinden tanımış fakir gibi kişiler için fazla şok olmamıştır.

Açıklayayım: “Yaşayan tek fakih.. tek İslam hukuku profu” vb şeklinde yakınları tarafından pazarlanan bu zatın, aile fertlerinin en az bir tanesi Fethullah’ın ABD’deki en makbul prenslerinden ve özel böbrek doktoru olması belli ki Erdoğan için dahi sorun teşkil etmemiş idi. Belli ki maçası, Arınç’ınkinden de Kadir Topbaş’ınkinden de güçlü idi. Zira onların damatlarından çok daha yakındı bu damat Fethullah’a. Başka nasıl açıklanır Erdoğan döneminde iki kız kardeşe, bir kaç toruna kafeteryada yemek beğenir gibi beğendikleri yazarlık, elçilik, vekillik, özel danışmanlık vb mevkilerin hiç bir liyakat kriterine tabi tutulmadan altın tabakta sunulması?
(devamını oku…)

Read Full Post »

Bu site ile alakamı, siteyi bir kaç gencin yardımı ile kurduğum zaman yazmıştım. Son zamanlarda bu bloga ulaşmak için kullanılan terimlerde “derin düşünce” kelimelerini görür olduğum için bir kaç satır açıklama yazma ihtiyacı hissettim.

Beni birazcık tanıyanlar en azından “derin düşünce” gibi kendini bilmez, ebleh ifadesinin bana ait olamayacağını bilir. Boşuna dememiş atalarımız: “Derin düşünüyorum” diyenlerin dünyanın Fethullahları veya Aysun Kayacıları olma şansı, Einsteinları veya Nietzcheleri olma şansından yüksektir.

Açıklama ve sahtekar bir FETÖCÜ oğlanı ifşa etme

Türkiye’ye döndükten sonraki yıllarda (2005-2006 gibi) Mustafa Akyol’un sitesinde takılır, yorum yazar, okurdum. Bir çeşit tartışma platformu idi ve elimde boş zaman çoktu. Orada özellikle İslami konulardaki tartışmalarda bir çeşit İslami hassasiyet, İslam’a, Müslümanlara hamiyetini gözlemlediğim, konularda hakimiyeti, ifade kaabiliyeti olduğunu düşündüğüm bir kaç genç ve bir kaç da özgün düşünce sahibi ama pek de İslami kesimden olmayan – evet ateist ama demokrat olan da vardı- kişiler ile temas kurup “bir site açalım, orada yazalım hepimiz de” dedim.

Temas kurduklarım istekli gözüktü. Mustafa Akyol da ilk katılanladan idi. Ve işin teknik detaylarını gençler halletti. (Fazla da bir iş yoktu; hazır format, kayıt vs; ticari amacım yoktu zira).

Problem burada başladı. Önce bu fark edilme özgüveni dolu, gayet derin düşündüklerinden emin gençler, Mustafa Akyol’un o zaman için manidar “Derin Demokrasi” (Derin Devlet’ten mülhem) teklifini beğenmeyip “Derin Düşünce” koydular sitenin adını! Kibarca “Arkadaşlar bu fazla iddialı bir isim; biraz daha mütevazi bir isim olsa” nasihatimi veto ettiler demokratik olarak!
(devamını oku…)

Read Full Post »

clinton-trump2Özetin özeti. Tahminim ABD yarin ilk kadın ve ilk karı-koca başkanını seçmiş olacak.

Önce hatırlamakta yarar var: ABD otomatikte çalışır. Bu otomasyonun veya establishment denilen kurulu düzenin dümeninde Yahudi var. Başkanın adı Nixon, Kennedy, Burak Hüseyin veya Hillary olsun rengi siyah beyaz veya mavi, cinsiyeti erkek veya kadın olsun, bu kuralı unutmayın: Paradigmayı değiştiremezsiniz.

Ondandır Donald Trump gibi bir cinsel sapık, soytarının o seviyelere gelmesi mümkün.Zira o yönetmeyecek ki ülkeyi.Ülke otomatik pilotta.

Ama hiç mi fark etmez kimin oraya oturacağı. Eder, bir miktar, düzeni belirleyen temel politikalar, zihniyet sabit kalır ama bazı tavırlar, öncelikler değişebilir. “Amerika hapşurduduğunda biz grip oluruz” dan mütevellit, gerek biz gerek dünyanın geri kalanı için Clinton veya Trump seçeneklerinin bazı muhtemel sonuçları:

Clinton seçilirse

1. Sözlükte statükonun karşısında onun resmi var. Düzenin ağababalarının onu tercih etme nedeni de bu: Sürpriz olmaz, söz dinler, insiyatif almaya kalkmaz. (devamını oku…)

Read Full Post »

Sanıyorum bu ifade kullanılıyor son zamanlarda Fethullah’ın çetesinden hareketle. Cemaat kelimesi özellikle İslami cemaatler için kullanıldığı için kavramıı daha cihan-şümul tutmak için olsa gerek bu yeni ifade (sanıyorum Etyen Mahcupyan kullandı ilk)..Fark etmez kelime seçimi; kapalı yapılar, kültler, localar, cemaatler, çeteler, gizemli örgütler, esoterik yapılar..

Yakın zamana kadar bu tür yapılar konusunda oldukça nötral idim. “Case by case” bakılması (ayrı ayrı bakma, genelleştirmeme) düşüncesinde idim. Bardağın dolu tarafı ve boş tarafını da görüyordum. Ama artık boş tarafının kesinlikle ağır bastığı kanaatindeyim. Sebeplerimi sıralayacağım:

1.Ben söylemedim belki yüzyıllaraca vardır kültürümüzde “mürşid uçmaz, mürid uçurur” sözü. Çok yerinde. Lidere, imama, papaza, mürşide, kılavuza kusursuzluk, yanılmazlık izafe edilir ekseriyetinde. Masonlar gibi bazı cemaatlerde ise kurallar, ortak idealler liderden önemlidir.

2.Bireyi, hür iradeyi değersizleştirir, hatta yok eder. Bu tür yapılarda en değerli üye öğretiyi en iyi kavrayan, en kolay sürüleşendir.

3.Entellektüel olarak zayıf kalır üye veya müntesib. Zira karşılaştırma, kıyaslama yokur, liderin veya grubun dogmasıdır bütün bilginin, iyi güzel ve doğrunun kaynağı. Papağan olma işlevi görenler dışındaki nöronlar ölür. Yaratıcı veya inovatif fikir üretemezler, Bütün ballarını tek çiçekten alırlar, diğer çiçeklere dokunmayı kendi çiçeklerine ihanet addederler.

(devamını oku…)

Read Full Post »

3din“Bu da nereden çıktı  şimdi, bunca meselemiz varken ve hepimizi bitap düşüren konu nihayet gündemden düşmüşken” sorunuz varsa bana değil TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sorun. Konuları ben belirlemiyorum. Benim ilham perilerim de Aziz Nesin’in zebanileri gibidir; daha önce ifade ettim.

Biz, uzun bir İslami aktivizm, siyaset geçmişi olan, bilge adam intibaı  uyandıran Başkan Kahraman’ın sonradan “şahsi görüşüm” dediği “Anayasa’dan laiklik kalksın” mealindeki çıkışını, boş bulunma mı, akıllı strateji mi olduğu konusunda tahmin yürütebiliriz ancak. Ama niyet okumadan geçinen bunca köşe, ekran kadısı varken ne gereği var!

O zaman kavramın kendisi üzerine bir kaç düşünce

Laiklik kelimesini dünyada en fazla kullanan ülke olduğumuza bahse girerim. Kelime  Laicite Fransızca olsa da (herhalde Latince köken-düzeltme, eski Yunanca) modern zamanlarda biz devraldık. Kavram kargaşasının bir nedeni de bu zoraki modernleştirme ithallerinden olması (Bkz. Post-Modern Secularism: The Turkish Version )

Laikliiğin tanımı şu mu olmalı bu mu üzerindeki tartışmaları lüzumsuz buluyorum. Soruya aynı  kesimdeki aydınların dahi çok farklı cevaplar vermesi de yanlış soru ile işe başlandığının kanıtlarındandır.

Laiklik değil demokrasi

Temel soru laiklik tanımı değil yönetim biçimi tanımıdır. Zira laiklik olsun mu, hangi türü olsun vb seçimler bu tabiri caizse anayasaya, veya temel kanuna göre belirlenir.  (devamını oku…)

Read Full Post »

-28 Şubat diye bir şeyler duyuyorum; neyin nesidir sahi?medya-basortusuavi
-Ne kadar zamanın var?
-Fazla diil, daha Trabzon-Gassaray maçında hakeme kırmızı kartın arkasındaki komployu ve Survivor’daki oğlanın gerçek yaşını araştırıcam.

-O zaman Büyük Patlama’ya kadar gidemeyiz. MS 15. yüzyıldan başlıyorum; senin gibi zamane gençleri kıyağımı unutmasın.

İslam hayatı düzenleyen din olması gereği hayata bir çok sınırlama koyar. Hristiyanlıkta da öyle idi ama bu sınırlamayı koyma gücü olan bir ruhban sınıfı (Kilise) vardı. Kendi hükümranlığına hizmet eder idi. Batı-Hristiyan dünyası Rönesans ve onun yolunu açtığı Reformlar ile bu hem Kilise’nin hem İncil’den gelen 10 emir gibi bariyerleri yıktı. Materyalizm din oldu. Maddeyi (fiziki dünyayı) kontrol etme, yani fiziki bilimlerde ilerlemenin önü açıldı. Endüstri devrimi bundan neşet etti. İslam dünyasında bilimde ilerlemek için tek motif “yaradılanı, yaratılıştaki hikmeti anlama” olabilirdi. Hatta bu merakı dahi Allah’ın işine karışma, vahyin ötesinde hakikat arama addederek karşı çıkanlar oldu. Dolayısı ile kanaatkar olmayı, ahireti dünyaya öncelemeyi şiar edinen İslam kültürü, artık maddeye tapmayı din haline getirmiş olan Batı ile bilimde, fende yarışacak motivasyonu yoktu.(bkz. Büyük Patlama’dan ‘Kıyamet”e “geri kalmışlık, ileri gitmişlik“(Star -Açık Görüş). Unutmayalım ki maddeyi kontrol etme arayışıdır pozitif bilimin işlevi. Yarışa girmedi dahi Müslümanlar Batı ile böylesi bir yarışta olmayı dahi zül sayan ve gerek Araplar gerek Osmanılar sayesinde kendisini medeniyetin daha ileri bir evresinde gören Ümmet. Ancak 18. yüzyılın sonlarından itibaren Batı’ya karşı devamlı kaybeden Osmanlı’da aşağılık kompleksi emareleri görülmeye başladı. (ki bunu Lale Devri’ne kadar götürmek de mümkün). (devamını oku…)

Read Full Post »

Çocukluk yıllarımdan beri siyaseti heyecanla ilgilendim. Taa radyo yıllarında seçim sonuçlarını gece 1:00’e kadar radyodan dinlerdim. Dolayısıile seçim sonuçlarını, tahminleri,hesapları izlemek benim için hiç bir milli maçın veremeyeceği dercede heyecan verici bir “etkinliktir”. Önceden hazırlarım kuru yemişleri, patates cipsleri, hatta kolaları (son ikisini ancak böyle özel günlerde tüketirim çocuklar, bunu evde denemeyin ha!).

Bu seçimlerin farklı olacağını ümit etmiştim, birazcık da olsa. “Milli maçı” tribünden seyretmek yerine sahada olma ümidi.. Partim’in erdemli ve dahi akil insanlarına gittim bakın şöyle şöyle liyakatim var, bi bakın en azından, ondan sonra oynatmayın hocam, dedim. Hocam oralı bile olmadı. “Paranı ve oyunu ver kes sesini” dediler. Ben de tepinerek de olsa öyle yaptım. (saat 5:00’i geçti, sandıklar kapandı; zaten ilk değil benim için bunları demek, orucu çoktan bozmuştum).

Dün Davutoğlu’dan bir mektup aldım “seçimlerin yoğunluğundan dolayı benimle görüşememiş ama talafi edecekmiş” hülasa olarak. Ama dur, bu da ne? İsim misim yok bunda; bir “mass marketing” mektubu, kim bilir kaç bin kişiye gitti aynı “değerli kardeşim” mektubu. Bir de telefonda konuştuk. O da “recording” idi; o konuştu ben dinledim; en azından ilk 20 saniyesini. Bir kaç gün önce de “Mustafa Şentop ile kahvaltı” şerefine nail olacaktım, karnım tokdu.”Hele bir oyunu ver de” temasları bunlar. Buna gerek yoktu ki Ahmet Hoca, ve Av. Mustafa! Bloguma göz atsaydın senden daha Akepeli olduğumu görürdün. Zekama hakaret etme bari! Ayıp oluyor!

Neyse, benim için bu gece de kural bozulmayacak. Heyecanlanmak için sebep bulurum her halukarda. Hayatımda “tarafsız” olmadım. “Şeytan gri alanda yaşar” ve “gri alan omurgasızın sığınağıdır” aforizmalarının sahibi olarak bu gece de heyecanlanacağım, tuttuğum takımın başarısına sevinip kayıplarına üzüleceğim.

Evet, buruk bir sevinç olacak; kendimi kullanılmış hissedeceğim, “inner sanctumdakiler”, “iç dairelerdekiler”, “Müslüman locasındakiler” ‘in benim gibilere, “enayi, kendini dairelerimize girecek sandı” mealinde sözler söylediklerini de bilerek, milli takımın başarısı için dua etmeye devam edeceğim; şike yapsa da, torpille sahaya oyuncu sürse de, yönetimde yolsuzlar, rantçılar, mafya karakterlerinden de barındırsa da, ne yaparsın, milli takım İsrail’e karşı oynadığında?! (devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »