Archive for the ‘Kültür’ Category

Sadece tanınmış ağızlardan çıkan mesajlar değil onlara verilen tepkiler de aynamızın bir parçasıdır.

Güncel örnek: İslam Fıkhı profesörü, yani konuştuğu konuda fetva verme ehliyetine sahip bir kişi bir yorum yapıyor tesettürlü kadın ve topluma açık yerlerde sigara içme konusunda. İfade seçimi tabii ki tartışılabilir ama mesaj yanlış mı?

Onun yorumundan çok verilen tepkiler ve tepkilerin geldiği yerler toplumun değerlerinin, İslami-ahlaki-kültürel vasatın nereden nereye geldiğinin bir göstergesi rolü gördü fakir için.

“Laik”(!?) çevrelerden çok İslami-mütedeyyin-muhafazkar, AK Partili (dilediğinizi seçin) kadınlardan gelen tepkiler tabii ki özellikle bilgilendirici idi. “Edep ya hu” çeken (bu AK Partili değil herhalde, teslim edelim) dahi çıktı hem de baş-örtülü! Edep verdiği kimse Hayreddin Karaman. Herhalde yaşlandık; bir baş örtülülüğünden dolayı “İslamiliğini” isbatlamış bacı (tabii “mütftünün karısı” rolü oynamıyorsa)bir İslam Alimi’ne “edep ya hu” çekmesi gençlik yıllarımda hayal edilebilirin ötesinde idi. Ve gençlik yıllarım Müslümanlar’ın “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” mumalesi gördüğü yıllardı.

Bu cesaretten Erdoğan-AK Parti’ye çıkan mesaj: Sahi muhafazakarlaştı mı toplum? Hangi ölçülerle? AK-Partilileşme muhafazakarlaşma mı? Bu bağlamda sıkça kullandığım bir ifadeyi tekrarlamalıyım: Çanakkale-Kurtuluş Savaşlarımız’ı kaybetseydik ne olurdu acaba? Allah göstermesin Nişantaşı’nda Türkçe isimli mağaza bulamazdık!

Kazandık ama ne olarak çıktık savaştan? Sahi kazanmak nedir? Tekrar Sabah -Hürriyet kıyaslaması örneği. Hangisi hangi kültürü, değerleri pompalıyor? Marslı biri okusa farkı anlar mı?

Laiklere çıkan ve muhtemelen onları rahatlatan (rahatlatmıyorsa eblehler)mesaj: Ilımlı İslam Projesi çoktandır meyvelerini veriyordu. Artık korkulacak hiç bir şey kalmadı! Onlar da sizden.

Biz şimdi Hayreddin Karaman’ın sigara ve tesettürlü kadın mesajına geçelim (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

köylü2şehirli
Şehirli -köylü, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri lisanımızda yaygın kullanımdaki kod-kelimelerdendir.
Kod olmasına koddur ama tek kodlaması yoktur. En geniş manada bilgisiz, görgüsüz şehrin adab-ı muaşeretini bilmeyen, kültürel olarak zayıf kalmış tipidir “köylü” ve zıddı da şehirli. Kodlama farkları modayı iyi takip etmeyen, muhafazakar, mazbut, mutaassıp kimselere “köylü” deme şeklinde de tezahür eder kendinden menkul “beyaz Türk” Kahverengiburunlubeyazeskikaptan (nam-ı diğer başkıro) türü tiplerde.

Ama kavram veya metaforun normatif bir karşılığı vardır. Köyde nisbeten kuralların az olduğu (trafik, bilimsel, kültürel faaliyetler, telekomunikasyon, modernitenin diğer nimetleri ) insanların hızla şehre göç etmesi gerçeği şehirde bir takım uyum sorunları yarattığı ve çoğunluk haline gelince şehrin kurallarını değiştirmesi veya kuralsızlığı geçerli kural veya “racon” yapması gibi bir sosyal sorunla karşı karşıyayız. (şimdi Ankara’ya sokulmayan Aşık Veysel, Kızılay’a sokulmayan ”memleketin efendisi” konularına girerek sadedden uzaklaşmayalım).
(daha&helliip;)

Read Full Post »

ertuğrul.7jpgElitizm üzerine ilk tecrübelerim kendimi bilmem kadar eskidir. İlkokul müdürümüz Adil Kuruçay ve öğretmen Nuran Kesici’nin, doktor, hakim, banka müdürü çocukları ile gariban fakir çocuklara davranışları arasındaki bariz farkın bıraktığı izler belki de benim çocukluk yıllarında sola yönelmemdeki en büyük etkenlerden idi. Ama taşın sert olduğunu ve Türk solcusunun sağcı olduğunu anlamak için İdris Küçükömer’i okumam gerekmedi. Müdür’ün koyu CHP’li olduğunu sonradan öğrenecektim. Cumhuriyet’in ilanından bu yana halka adeta incelemeye aldıkları veya kurtarmaya çalıştıkları bir nevi hayvan muamelesi yapan Halkevleri’nin kokonalarından “köylü memleketin efendisidir” diye sahte tevazu, sırt sıvazlama yapıp Aşık Veysel’i ve köylüyü “görüntü kirliliği yapıyor” diye Ankara’nın mutena semtlerine sokmayanlara,  hizmetçisine “istikar senin neyin vasayet” diyen Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı’ndan (hala anlamadınız mı üniversite okumuşları düşününce adamı neden afakanların bastığını?)”halk plaja akın etti, vatandaş denize giremiyor” diyenine, şarabın ve vücut sıvılarının tadı, insan anatomisinin belirli kısımları üzerine sapık saplantılarını utanmadan el aleme anlatarak elit olduğunu düşünenine kadar Türkiye’deki elitistlerin ekseriyeti kendisini solcu veya sosyal demokrat diye tanımlar.

Aslında ifadenin normatif tanımı illa da negatif bir içeriğe sahip olmak zorunda değil. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ticaret insanlık kadar eskidir. Zamana ve mekana uygun her şey satılır. Kimi limon satar, kimi su, kimi kömür, kimi telefon. Aynıdır sistem. Antarktika’da soğuk su satmak pek karlı iş olmayacağı gibi çölde de kömür satılmaz. Rekabet varsa kendinize uygun, satış kaabiliyetiniz olan şeyleri satacaksınız, mala uygun sunum yapacaksınız. “Hacı Burhaneddin ve Mahdumları Disko” pek iş yapmaz. Öte yandan “Scotty’s Hac Malzemeleri (zemzem bulunur)”da pek akıllıca bir tabela seçimi  veya marketink gonsept  değil.

Hepimiz bir şekilde ticaretle iştigal ederiz, bu veya başka memlekette. Kimimiz “ne ezilen ne ezen, insanca hakça bir düzen” satarız, kimimiz Batı uygarlığı, aydınlanma, kimimiz hedonizmi, kimimiz nihilizm kimimiz zaman neyi gerektiriyorsa onu.. Ortak yanımız hiç birimizin bu ticaretlere nefsimiz için girmediğidir. Ya insanlak için, doğa için, adalet için, barış için ve tabii ki Allah içindir bütün mücadelemiz.  “Gendim için istiyorsam namerdim!” dir ortak slogan. Mutlaka bir  ulvi gaye için götürürüz malı (itibar, nüfuz, güç hepsi maldır).

Tüccar kar getireni satar.  Batıcılık satma müktesebatı olmayan Türkçülük satar, o da yoksa din ne güne duruyor? Sanki sana test mi verecekler, kalbini yarıp içine mi bakacaklar?.  Önemli olan TQ (Tüccarlılk Quotienti) dir. (Ne oldu, evet uydurdum, IQ’su düşük olanlar EQ’yu uydurduklarında sesiniz çıkmıyordu?).

Laiklerin yanılgısı gördükleri her Müslüman’ı “din tüccarı” sanmaları, İslamcılarınki ise “bana Müslüman din tüccarlığı yapıyor dedirtemezsin” reaksiyonerliği.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Artık İslami düzen, İslami toplum gibi kavramlardan ümidimi kestim.  Şimdilerin “İslamcılık bitti” modasına uyarak söylemiyorum ama kabul edelim ki yaşayan, uygulanabilir bir  model  yok. Tarihte çok kısa süren asr-ı saadetler de mükemmel değildiler, ama güçlü liderler sayesinde var olabildiler. Onlar gidince bittiler.

Artık ütopyam gelişmiş toplum. Batı’dan piyasaya sürülen bizim mukallitlerin sorgulamadan kopyaladığı “gelişmişlik endeksi” ‘nden bahsetmiyorum.  Şöyle  tanımlıyorum: Rasyonel, vicdanlıi, hak gözeten insanlardan oluşan, kimlik, mana sahibi, geçmiş-gelecek yolculuğu şuurunda,  hak hukuk, estetik, kültür kısacası eşref-i mahlukattan oluşan bir toplum. Bunu “hakikate yaklaşmaya çalışan toplum” da okuyabilirsiniz felsefi düşünürseniz.

Varılabilir mi? Hacca giden karınca misali, varmazsak da yolunda ölürüz. Ve gavulardan ödünç “yolculuk keyfin yarısıdır” ‘dan esinlenme böyle bir yolculuğa çıkma şuuru oraya varmann yarısıdır.

Erdoğan devrimi veya kişisel ifademle “devrim gibi evrim” (alınan mesafeye binaen) ‘den artık emin olarak, eski düzenin boş parazitlerinin bu evrimi geri çevirme şanslarının kalmadığına mukni olarak söylüyorum bunları. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kampanya dediysek, bir şey satmıyorum; en azından para karşılığında. Aşağıda açıkladım kelimeyi. Buranın bir avuç düzenli takipçisinin buna ihtiyacı da yok ama ola ki ihtiyacı olan kulaklara difüzyon yoluyla ulaşır ve bir miktar değişim sağlar umudu ile..

Büyük proplemleri çözmek zor. Kolayı ya çoğunun yaptığı gibi büyük problem, küçük problem, sosyal sorumluluk, “iyi doğru ve güzel” ‘e varmak gibi bir derdiniz olmayacak, ya da büyük problemi küçük parçalaraayırıp, bilgisayar programlarındaki subroutine ler haline getirecek onları çözeceksiniz. Bu küçük çözümler bir araya geldiğnde bakacaksınzki “büyük problem” çözülüyor.

Bu fazla soyut geldi ise somutlaştırayım. Hakikati bulmak, dünyayı kurtarmak, devrimsel değişiklikler yapmaya çalışmaktan daha akıllıca olan bildiğniz, emin olduğunuz küçük doğruları, hayata uygulayarak işe başlayabilirsiniz. Bunu siz, etrafınızdakiler yaptığıda  ortaya “büyük iyilikler, doğruluklar”veya “büyük problemin” çözümü çıkar.Tüme varım diyin dilerseniz; tümden gelim de aynı yere çıkar (felsefi kavram olarak deduction , induction). Neticede bildiğmiz küçük iyilikleri hayata geçirdiğmizde her felsefi kurama, ahlaka, dine göre kazanırız.

Kendi hayat gözlemlerim, tecrübelerimden çıkadığım, bir kaç somut, uygulanması kolay ve doğruluğuna en azından teoride pek az kimsenin itiraz edeceği ama pek çoklarının hayata uygulamadığı bir kaç tavsiyede bulunacağım. “Tavsiye”diyorum ama dileyen “öğüt” olarak da alabilir; yaşım ve tecrübembuna müsait. “İrşad” etmek, hatta tebliğde bulunmak gibi bir iddiam da yok muradım da. Söylediklerimi kendi hayatımda uygulamaya çalışırım ama bunda eksiğim de kusurum da vardır, Allah biliyor. Bunlar “ders” değil ama kendimi muhataplar dışında tutmadığım için, Bediüzzaman tevazusu ile “nefsimle beraber dinle”:

1. Trafikte doğru davranış: İyi sürücü arabaya iyi manevra yaptıran şeritler arasında dans ettiren, en hızlı araba kullanan değildir. Daha basittir. İyi, saygılı, rikkatli, dikkatli insan gibi davranmak, araba kullanmak dahil. Somut olarak, ışık yeşile döner dönmez kornaya asılandan, tali yoldan biri ana yola girince, “niye beni hızımı düşürmek zorunda bıraktın” diye protesto kornası çalmak, diğer biri şeridine geçmek için sinyal verdiği halde- belki çıkışı yeni fark etti, çıkması lazım- onu şeride sokmamaya çalışandan, trafik sıkışınca emniyet şeridini kullanandan, mahalle arası hız sınırı düşük yollarda dahi “senin sol şeritte ne işin var, sağa geç de beni yavaşlatma” diye korna çalan selektör yakandan, genel olarak selektörü bir haberleşme aracı sanandan..İYi sürücü de olmaz, iyi insan da.

Yolda araçla giderken eşinize, dostunuza rastladığınızda oracıkta durup sohbete dalmayın. Kendiniz zahmete girip 30 saniyenizi fede etmek istemeyip, onun yerine arkadaki trafiğin oluşturanların her birinden bir o kadar zaman çalmayı hak görenden olmayın ki Mine Kırıkkanatgiller de size “taşralı, görmemiş, dağ başı kananunu İstanbul’a uyguluıyor..” falan diyemesin. Bir de şu adamın yaptığını yapmayın (tam karşıda boş park yeri olduğu halde, en az iki arabanın çıkışını engelleyen bu adamı yakındaki pasaj içerisinde bir berberde bulabildim epey uğraş sonucu ve etraftaki herkes neden bunu mesele yaptığımı, nihayetinde adamın traş olup çıkacağını, benim nereli olduğumu falan merak etti (Beylikdüzü).CAM00475 Fiş istediğimde de bir çok defa maruz kaldığım tarife anlayacağınız. Neticede 25 dakika kaybettik kucağımızda hasta bebekle. (daha&helliip;)

Read Full Post »

nişanyanhaykoAynen öyle emrederdim padişah, diktatör felan olsaydım. Bilmeyenler için kısa özet: Sevan Nişanyan namında İslam ile dalga geçmeyi seven, lakin ateist olduğunu beyan ettiği halde diğer dinlere pek dokunmayan, Türkçe’yi iyi bilen ve kullanan (sahi neden yazar konuşurlarımız arasında en düzgün Türkçe, düzgün imla kullananların soyadları genellikle Mahcupyan, Esayan, Nişanyan, Paylan, Bağdat felan olur?) bir çeşit ikonoklast, muhalif bir zat üzerine bu günkü not. Adamın radarıma girmesi de tabii ki kazaren değil, çok sayıda dostunun olmasından aydın kesim arasında. Bir zamanlar Taraf’ta okurdum kelime kökeni yazılarını ara sıra. Haa bir de dışkısını kavanozda biriktirip karısının üzerine boca etmesinin müdafasını okumuş idim saygın entellektüellerimizden birinden. Bir zaman önce de Star Açık Görüş’te Ali Nesin’den okumuştum, hakkında bir methiye ve kendsine karşı yapılan “haksızlığı”, daha sonra sağda solda çok kişinin kaleminden dilinden.

Olay şu imiş. İzmir-Selçuk-Şirince’de turizmle uğraşır imiş Nişanyan. Orda kaçak binalar inşa etmek, otel pansiyon yapmak, sit alanına bina yapmak vs. türü imar kanunları ihlellerinde ısrar etmesi, konudaki mevzuatı kaale almaması sonucu iş hapse kadar varmış. Şimdi aydınlarımız (sağcısı, solcusu, dinsizi, dindarı “Sevan’a özgürlük” istiyorlar. Bu notları düşme sebebim olan nedenleri çok ilginç:

Nişanyan iyidir, yahşidir, enteldir, baş örtüsü yasağına karşı gelmiştir hatta, hapiste Müslüman bir mahkuma Kur’an alfabesi öğretmiştir. Hal böyle iken “İmar Yasası” diye bir sözde kanunu bahane ederek adamı içeri atmak ülkede dikatörlüğün delili değil midir? (sahi Çankırıspor’un 3. ligde küme düşmesi dahil dikatörlüğün delili olmayan bir olumsuzluk kalmadığına göre öyledir herhalde). (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »