Archive for the ‘Laiklik’ Category

3din“Bu da nereden çıktı  şimdi, bunca meselemiz varken ve hepimizi bitap düşüren konu nihayet gündemden düşmüşken” sorunuz varsa bana değil TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sorun. Konuları ben belirlemiyorum. Benim ilham perilerim de Aziz Nesin’in zebanileri gibidir; daha önce ifade ettim.

Biz, uzun bir İslami aktivizm, siyaset geçmişi olan, bilge adam intibaı  uyandıran Başkan Kahraman’ın sonradan “şahsi görüşüm” dediği “Anayasa’dan laiklik kalksın” mealindeki çıkışını, boş bulunma mı, akıllı strateji mi olduğu konusunda tahmin yürütebiliriz ancak. Ama niyet okumadan geçinen bunca köşe, ekran kadısı varken ne gereği var!

O zaman kavramın kendisi üzerine bir kaç düşünce

Laiklik kelimesini dünyada en fazla kullanan ülke olduğumuza bahse girerim. Kelime  Laicite Fransızca olsa da (herhalde Latince köken-düzeltme, eski Yunanca) modern zamanlarda biz devraldık. Kavram kargaşasının bir nedeni de bu zoraki modernleştirme ithallerinden olması (Bkz. Post-Modern Secularism: The Turkish Version )

Laikliiğin tanımı şu mu olmalı bu mu üzerindeki tartışmaları lüzumsuz buluyorum. Soruya aynı  kesimdeki aydınların dahi çok farklı cevaplar vermesi de yanlış soru ile işe başlandığının kanıtlarındandır.

Laiklik değil demokrasi

Temel soru laiklik tanımı değil yönetim biçimi tanımıdır. Zira laiklik olsun mu, hangi türü olsun vb seçimler bu tabiri caizse anayasaya, veya temel kanuna göre belirlenir.  (devamını oku…)

Read Full Post »

-28 Şubat diye bir şeyler duyuyorum; neyin nesidir sahi?medya-basortusuavi
-Ne kadar zamanın var?
-Fazla diil, daha Trabzon-Gassaray maçında hakeme kırmızı kartın arkasındaki komployu ve Survivor’daki oğlanın gerçek yaşını araştırıcam.

-O zaman Büyük Patlama’ya kadar gidemeyiz. MS 15. yüzyıldan başlıyorum; senin gibi zamane gençleri kıyağımı unutmasın.

İslam hayatı düzenleyen din olması gereği hayata bir çok sınırlama koyar. Hristiyanlıkta da öyle idi ama bu sınırlamayı koyma gücü olan bir ruhban sınıfı (Kilise) vardı. Kendi hükümranlığına hizmet eder idi. Batı-Hristiyan dünyası Rönesans ve onun yolunu açtığı Reformlar ile bu hem Kilise’nin hem İncil’den gelen 10 emir gibi bariyerleri yıktı. Materyalizm din oldu. Maddeyi (fiziki dünyayı) kontrol etme, yani fiziki bilimlerde ilerlemenin önü açıldı. Endüstri devrimi bundan neşet etti. İslam dünyasında bilimde ilerlemek için tek motif “yaradılanı, yaratılıştaki hikmeti anlama” olabilirdi. Hatta bu merakı dahi Allah’ın işine karışma, vahyin ötesinde hakikat arama addederek karşı çıkanlar oldu. Dolayısı ile kanaatkar olmayı, ahireti dünyaya öncelemeyi şiar edinen İslam kültürü, artık maddeye tapmayı din haline getirmiş olan Batı ile bilimde, fende yarışacak motivasyonu yoktu.(bkz. Büyük Patlama’dan ‘Kıyamet”e “geri kalmışlık, ileri gitmişlik“(Star -Açık Görüş). Unutmayalım ki maddeyi kontrol etme arayışıdır pozitif bilimin işlevi. Yarışa girmedi dahi Müslümanlar Batı ile böylesi bir yarışta olmayı dahi zül sayan ve gerek Araplar gerek Osmanılar sayesinde kendisini medeniyetin daha ileri bir evresinde gören Ümmet. Ancak 18. yüzyılın sonlarından itibaren Batı’ya karşı devamlı kaybeden Osmanlı’da aşağılık kompleksi emareleri görülmeye başladı. (ki bunu Lale Devri’ne kadar götürmek de mümkün). (devamını oku…)

Read Full Post »

Beklediğim oldu sayılır! “Nevzat Yalçıntaş olabilir (mi?)” demiş idim “Erdoğan olmasın da Hitler de olur Şaron da” Partisi’nin adayı. İsim tahminim tam tutmadı ama tanım tahminim tam da tuttu. CHP-MHP, sahi artık birleştirsek, iki isim gerçekten fazla olmaya başladı, chepe mehepe ne farkeder, hepimiz laik-çağdaşız -pardon şeriatçıyız- ve tek ilkemiz ilkesizlik; bize anti-Erdoğan Partisi diyenler de var. Enerji politikamızı da tarım politikamızı da sorsanız cevabımız hazırdır: “Şimdi hatırlayamayacağım ama Erdoğan’ınki bo.tan; bu kesin”.

Baksanıza çatımızın yeni rengine. Yemyeşil. Gerektiğinde kırmızıya da boyarız, bayrağın rengi, komanizmin rengi, kan kusar kızılcık şerbeti içtim deriz. Yaratcıyız, piarcıyız, oyuncuyuz, stratecistlerimiz, argecilerimiz, imajmeykırlarmız, monşerlerimiz de var Gezici ve sabit vurucu güçlerimiz de. Bu aptal halkı kandırmada mahirizdir. Gider Nişantaşı-Cihangir Halkı arasında anket yapar, ne kadar halkçı olduğumuzu tescil ettiririz.

CHP’nin “raison d’être” (varoluş sebebi)’ne taban tabana zıt bir sembolü, onu yok etmek üzere kurduğumnuz cumhuriyetin başına bile getririz icabında. Dememiş mi idi önderlerimizden Nevzat Tandoğan “bu memlekete komunizm gelecekse onu da biz getririz lan” diye? Eh herhalde Şeriat getirme işini de “Hassolara Memolara” bırakacak halimiz yoktu. (devamını oku…)

Read Full Post »

Ak Parti’li bir kaç hanım vekilin Hac dönüşü aldıkları kararla TBMM’ne baş örtülü olarak gelmelerine CHP’nin vereceği tepki tartışılıyor.

Benim bu müptezel zorbalık karşısındaki psikolojim bu gün Türkiye’de bilinçli olarak başını örten milyonlarca kadınınkinden fazla farklı değil sanıyorum.

1999’da Washington’da çalıştığım ofiste okuduğum Washington Post Gazetesi’nden almıştım bir vekilin Meclis’e baş örtülü girmesi haberini ilk olarak sanıyorum. 2 Mayıs 1999’da o olayın gerçekleşmesi ve verilen tepkiler haberini de sanıyorum NPR (National Public Radio) haberinden almıştım.

O gün ve takip eden utanç verici zamanlar hafızasında taze olan biri olarak CHP’nin vereceğini ilan ettiği “Ecevit’inkinin seviyesinin altında kalmayacak” tepki tehdidi (o seviyenin altında kalmak mümkünmüş sanki!) bana dejavu duygusu yaşatmadı. Çünkü bu ülkenin “bir daha asla” dediğine yıllar önce kanaat getirmiş idim. (devamını oku…)

Read Full Post »

Sayın Başbakan, sizin basiretinize, ferasetinize, vicdanınıza, adalet duygunuza güvenim tamdır. Ama medyada, Parti içersinde, hatta danışmanlarınız arasında “PYD’yi destekleyelim.. Kürt özerk bölgesi oluşsa da dost yaparız onları, bağımsız Kürdistan hayalinden de vaz geçerler.. Baksanıza bayrağı indirdiler..” mealinde akıl verenler çoktur eminim. Hatta bu sivri akıllılar arasında “Türkmen özerk bölgesi olsa desteklemez mi idik” diyecek kadar gaflet ve delalet içerisinde olan “akil kişiler” dahi çıkabilir.

Aman Sayın Başbakan, bu eş dost torpili ile mevki kapmış serserilerden akıl almayın. Yüreğinizin sesini dinleyin.

Acizane mantıki, kalbi tahlilim aşağıdadır. Ulaşırsa ne ala, ulaşmazsa “Bir iyilik yap at denize…” ve kötülük gördüğünde “elinle, onu da yapamazsan dilinle..” öğretilerine icabet niyetine..

Neden Türkiye PYD (PKK) ile savaşanları desteklemelidir:
(devamını oku…)

Read Full Post »

Bu notları Ramazan’dan bir kaç gün önce (Bumin’in yazısının yayınlandığı gün hangisi ise) düşmüş idim. Şimdi kısmet oldu kelime katliamını temizlemek.
********************************
Bu arkadaş hakkındaki fikirlerimi yıllar önce not düşmüş idim. Anal retentive (lafı kıçından anlayan, odadaki fil yerine pervazlardaki tozlarla uğraşan gibi bir şey), gündeme odaklanmadan kendince takılan yazar edası içerisinde aslında Batıcılığın -anladığı kadarı ile- distribütörlüğünden başka bir şey yapmayan biri olduğu fikrimi de hiç saklamadım. (bkz. örneğin buraya veya şuraya ve dahi şuracığa).

Hal böyle olunca, bir yerlerde ayyaş olup el alemin kapılarına işeme hürriyetinin kısıtlanması gibi bir “facia” olduğunda bu muhteremin “Taraf” olmasını hiç yadırgamam; yazdığı gazete “İslami kesim” den olsa da. O Gazete “bal gibi de Soykırım: Fransa haklı” diyen yazara da baş köşeyi sunacak kadar demokrat gazetedir nihayetinde. Eyvallah, karşı fikirlere de yer vermeye itirazımız yok ama Ramazan arifesinde Eyüp’te sarhoş olma hürriyeti yazısı pek “şık” olmamış gibi. (devamını oku…)

Read Full Post »

Cumhuriyet Mitingleri’nin malum başarısı sonucu şirketin küçülme stratejisine baş vuracağı duvarda yazılı idi.   Ahmet Şık çok şıktı, yumurta kolektifi, Asmalı Mescit’te, Kadıköy’de  “demokratik ayyaşlık”, Taksim’de internet pornosu  hakkımız söke söke alırız şovlarından sonra daha derine batamazlar diye düşünürken: Voilaaa!! Şortlu kız faciası!

*************************************

  • 10 şort eylemcisi 40 gazeteci var ama olayın mağduru yok

İETT otobüsünde şortlu olduğu gerekçesiyle şiddete uğradığı iddia edilen Voleybolcu Nurcan İbrahimoğlu’na destek için günlerdir sosyal paylaşım sitelerinde duyurusu yapılan ‘toplu taşımada şortlu yolculuk’ eylemine, İbrahimoğlu’nun kendisi de katılmazken eylemcilerin bir kaç kişiden ibaret olması, gazeteci sayısının eylemcinin dört katı olması dikkat çekti (devamını oku…)

Read Full Post »

Yusuf Kaplan
Bugün sizinle, Türkiye’den 1961 yılında ayrılan, çeşitli Avrupa ülkelerine göçen ve sonunda Kanada’ya yerleşen 80 küsur yaşındaki Ermeni asıllı Nisan Şişmanoğlu’yla ilginç ve samimi yazışmalarımızı paylaşmak istiyorum.
………
E-maili görür görmez hemen cevap yazdım kendisine. O bana, ben ona… derken yazışmalarımız uzadı gitti ve tam bir dostluğa dönüştü. Bu yazışmayla başbaşa bırakıyorum sizi.

* * *
Sayın Yusuf Kaplan;

Muhterem Hocam;

Geçenlerde (Sekülerizm) hakkında konuşmalarınızı zevkle dinledim. İtiraf edeyim ki, bir çok şey hakkında da bir takım malumatlar edindim.

Ben Türkiye’li bir Ermeni’yim; 1961’de şu veya böyle sebeplerle yedi sülalemin doğup, büyüdüğü vatanımı terk edip Avrupa’ya çıktım: Evvela Almanya’ya (Düsseldorf’a) [gittim]; o zaman Türkler pek yoktu; sadece tahsil için gelmiş gençler vardı; orada bir sene; Avusturya (Vienna)da bir sene; İsviçre (Zurich) de dört sene kaldıktan sonra nihayet 1967’de CANADA Toronto’ya geldim ve 44 (kırkdört) senedir burada yaşıyorum ve çok da memnunum ve Türkiye’de geçen 35 senelik zamanım için de hayıflanıyorum. (devamını oku…)

Read Full Post »

İNNESSELATE KANET ALE’L-MÜ’MİNİNE KİTABEN MEVKUTA

“Şüphesiz namaz belli vakitlerde müminlere farz kılınmıştır.” (Nisa Suresi, 103)

İslam aleminin kahramanı Paşa Hazretleri’ne

Ey şanlı Gazi, yüce şahsiyetiniz hem başarılı ordunun hem de yüce Meclis’in manevi kişiliğini temsil ediyor. Bu vesileyle kişilerin kusuru, onların manevi kişiliğine ve temsilcisinin hesabına geçer. Dolayısıyla kişileri ve temsilcileri doğru yola teşvik etmek, yönlendirmek, en önemli görevinizdir. İki cihanda mutluluk ve başarılarınızı can-ı gönülden dileyen bu fakirin, bir meselede 10 sözünü, tavsiyesini, birkaç nasihatını dinlemenizi rica ederim. (devamını oku…)

Read Full Post »

Laikçi, çağdaşçı taifenin pek çoğunun deşifrasyona ihtiyacı yoktu. Her Allah’ın günü bar bar bağırıyordu her biri “ben boş kafalı, özentici, liyakat ile asla edinemeyeceğim, gasp edilmiş mevzilerimi korumak için her yolu mübah gören parazitin tekiyim” diye. Bunlar artık sokaktaki adama dahi o kadar aşikar olmuştu ki, kimileri eski “cool” larını kaybettiklerini, komik durumlara düştüklerini fark edip “ben aslında demokratım, İslam düşmanı mı? Yoo, kim, ben mi? İcabında umreye de giderim” tiyatroları ile daha da komik durumlara düşüyorlar idi. Yıllardır haber veriyordum o devrin kapandığını, o işte ekmek kalmadığını.

Gelvelakin, bir küçük taife vardı ki bunların deşifrasyona ihtiyacı vardı. Bu güruh ortalıkta mevzuulara objektif gözlemci, sosyolog, siyaset bilimci, gazeteci analist vs. zaviyesinden yaklaşıyorlar idi. Ve bazıları da yutuyor veya “bulguları” saygı ile tenkid ediyor idi. Bir örnek: Kahverengiburunlubeyazeskikaptan “muhabirlerimi Anadolu’nun her tarafına saldım, içkili lokanta bulunmayan yerleri belirlettim” dediğnde artık çağdaşçılar dahi “büyük b.. yemişsin; sayende çağdaşlığımız kafa çekip çiftleşmekten ibaret hale geldi” der olmuş idi. Tam da bu anda Binnaz Bacım yetişti imdada, adının başında kapı gibi “prof.dr” eki ile! (devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »