Archive for the ‘Medya tenkitleri’ Category


Kısa olacak.

“İhaleden anlamayız, seviyeli gazetecilik yapacağız” diye işe başladılar.

Görünüşte haklı bir takım eleştirileri vardı.

Erdoğan, makamları, mevkileri ulufe dağıtan padişah gibi dağıtıyordu. Yapıcı eleştiriye dahi tahammülü yoktu.

“Padişahım sen çok yaşa” diyen ahlaksız, lumpen, hırsız da olsa baş tacı yapıyordu. “Mahdumun vekillik mi tercih eder, genel müdürlük mü, danışmanlık mı? Sözü mü olur, canım, önemli olan sadakat” düsturu ile.

Ezcümle mesaj doğru görünüyordu. Yalnız elçi biraz kusurlu idi(not the message but the messenger).

Bu “ihaleden anlamayan” elçiler, dün ihalesiz ,sınavsız, yarışmasız sözcülük, vekillik, komite başkanlığı, mahudumlarına, kerimelerine, refikalarına bacanaklarına, eş dostlarına ihale, Türk-Telekom’dan BEDAŞ’a diledikleri makam mevki yoksa Beştepe’de danışmanlık kadroları açılanlardan olmasalardı, “seviyeli eleştiriler” daha bir manalı olurdu sanki.
(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Dün “Hayvanseverler LGBT,esas dertleri Erdoğan’ı devirmek” sohbetinden sonra cuma hutbesini de İslam’da canlı haklarına verilen önem ve akabinde “istediğnizi öldürün; hepsi bizim için metadır” fıkhı ile bitiriyor Faruk Hoca.
Cuma hutbesi burada:
https://www.yenisafak.com/yazarlar/farukbeser/saldirgan-hayvanlarin-oldurulmesi-meselesi-2048955

Mutad e-postam da burada:

Bayılıyorum din sohbetlerine hoca!

Naslarla İslam’da hayvan, bitki hakları diye başla.. işime yarıyorsa, yaramıyorsa, hoşuma gitmiyorsa (domuz) hepsini öldürürüm diye bitir. Perşembenin geleceği çarşambadan bellidir derler ya, bu günkü “istediğini, istemediğini öldür; fıkhı bana bırak” katliam fetvası, dünkü hayvanseverlerin LGBT, T-Cep (ne ola ki?) bağlantıları hutbesinden belli idi.

Fakire gelince: Şahsen, gençliğimden beri bilerek karınca öldürmedim. Bazen mutfak kirli olduğunda ekip halinde gelip, ekmek, yemek, şeker kırıntılarını temizliyorlar, işleri bitince çıkıp gidiyorlar evlerine.
(daha&helliip;)

Read Full Post »


Gene Faruk Beşer. Bu gün de hayvanseverlere takmış!
Yoksa takmamış mı? Kendsi karar verebilmiş mi? Siz karar verin.

Yazı adet olduğu üzere karşı arguman diyebileceğimiz cümlelerle başlıyor. Hayvan sevgisi üzerine cumaa hutlesi gibi. Hayvan hakları nasları, vicdan vs…

“Son zamanlarda köpek saldırısı vakaları çoğaldı. Durum ciddi bir hal aldı ve çoğu belediyeler ya da ebeveynler hayvanseverlerin saldırılarından korkularına buna bir çare bulamıyorlar.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Alın size bilimsel tebliğ gibi başlık!

1960ların ikinci yarısında bir zaman olmalıydı. Sivas’ta ortaokul öğrencisiyim. Simaviler’in Hürriyeti’nde Breziyalı futbol yıldızı Pele’nin değeri üzerine çıkan yazıyı sokakta mahalle çocukları ile değerlendiriyoruz. Gazete fiyatın dudak uçuklatıcı olduğunu vurgulamak için “Bir Pele ile neler alınır” başlığı atmış ve altına neler alınacağını sıralamış resimli olarak. on onbeş farklı nesne koymuş listeye. İki tanesi aklımda “16 tane Şampiyon Fenerbahçe”, “260 tane Anadol” (yeni çıkan “ilk yerli araba” , Murat’tan önce).

Herkes bunların hepsinin toplamı alınır diyor. Yani 16 tane Şampiyon Fenerbahçe Takımı + 260 Tane Anadol + Şu kadar apartman dairesi + ….. Bense hayır listedekilerden her biri alınır tamamı değil de diretiyorum. Herkes aptal olduğuma karar veriyor. Biri bahse var mısına götürüyor işi. Ben de teredütle erkekliğe leke sürmemek için varım diyorum. Tereddütün sebebi yanılabalieceğimi düşünmem değil, onların doğruyu belirleyici hakeminin de onlarla aynı zihin ve duygu seviyesinde biri olacağı korkum. Ve korktuğum başıma geliyor! Gidip bu işleri bizden iyi bildiği kesin olan, Fener Gassaray, Metin, Can felan işleri ile haşır neşir olduğu varsayılan Burhan Abi (ilkokul mezunu değil, futbol oynar ama ayağının birini çocukken araba ezmiş, kahve ile Kanlı Bahçe (boş arazi-futbol sahası) arasında, sadece “Topal” lakabi ile bilinen abiyi bilirkişi tayin ettiklerinde kaybettiğmi anlamıştım. “Topal” (bizim için saygıdan Burhan Abi) gasteye şöyle bir iki saniye göz attıı ve kararını verdi: “Bunların hepsi”. Ve hemen benden 5 lirayı -ki büyük para idi- tahsil etmeye kalktı bir kaç kazanan ortak. Birini çok iyi hatırlıyorum Edip Kızıltoprak diye bir oğlan; baş parmağını emerdi ileri yaşlarda dahi.. Şimdilerde Sivas’ın en zengini imiş duyduğuma göre; bir kaç kere altın kaçakçılığı, kredi kartı üzerinden tefecilik vs sabıkası varmış. Beni şaşırtmadı; tam da “adam olacak çocuk” tipi idi; ortaokuldan terk.

Şimdi bir de neden hala haklı olduğum düşündüğümü isbat gerekiyor değil mi? Malesef, olsun; bu blogun okuru değilse de vasatın ne olduğunu biliyorum. Bir üniversiteden masterli olduğunu söyleyen bir hemşehri “abi İstanbul’un nüfusunun dörtte ikisi Sivaslı” dedi! Açıklama şöyle: O Hürriyet haberinde Pele’nin o zamanki fiyatı yazıyordu: 24 milyon TL. Fenerbahçe takımı tekmili birden  : 1.5 milyon TL. Bakın 16 x  1.5 = 24 mantığım mantıksız bulundu. Pele çook kıymetli idi ve ben onun kıymetini düşürüyordum. Böyle adam tabii ki haksızdır her zaman ve  9 köyde de. Ne vekil, ne bürokrat, ne “siyo”, ne de “hesap uzmanı” olmaya layıktır! (daha&helliip;)

Read Full Post »

Öncelikle not edelim ki  bir siyasi liderin diplomalı veya diplomasız oluşunun onun rütbe-i aklı,  yönetim kaabiliyeti ile zerre miskal alakası olmadığı bizdeki ve dünyadaki, bu günkü ve tarihteki örneklerle sabittir. Ziya Paşa’yı bir kelime çarpıtırsak “Ayinesi iştir kişinin diplomaya bakılmaz/ Kişinin görünür rütbe-i aklı eserinde”.

Ama olayın doğruculuk, yalancılık boyutu halkı ilgilendirir. Şu da herkesin bildiği sırdır ki insanlar, mevkiler, makamlar, menfaatler elde etmek için yalan söylerler veya büyük abartmalar yaparlar. Örneğin birisi yurt dışında kötü bir okuldan diplomalı ise “Oxford’da İngilizce kursuna gittiği” ‘ni yazdırır CV’sine, biosuna, Ekşi Sözlük’ten, Vikipedi’sine kadar. Doktorlar ABD’de Harvard’ın hastanesinde “ameliyat seyretim ve ücretsiz laborantlık yaptım” demez. “Harvard’da bilimsel araştırma yaptım” der. Veya Özal’ın “bilgi ve görgülerini arttırsınlar” programı ile her kaymakamı altı ay ABD’ye göndermesinden istifade edenler bunu “ABD’de kamu yönetim üzerine araştırma inceleme” vs diye takdim ederler ve işe de yarar. Neyse, anladınız.

Üniversiteler, Akademiler, Yüksek Okullar

1982’de Kenan Evren’in son verdiği dönemde yüksek öğrenim kurumları üniversitelerden ibaret değildi. Üniversiteler yanında akademiler, yüksek okullar ve münhasıran orta lise öğretmeni yetiştiren eğitim enstitüleri vardı (İlk okul öğretmenleri lise dengi öğretmen okullarından). Mesela Gazi Üniversitesi  Gazi Eğitim Enstitüsü idi. Önceleri 2 yıllık olan bu öğtretmen mektebi sonradan 3 yıla çıkarılldı (sanıyorum 1970 civarı). Bunlar üniversite dengi değildi ve ayrı sınavla öğrenci alırdı.. “Akademiler” dört yıllık idi (Yıldız Mimarlık Mühendislik Akademisi örneğin- evet bu günkü Yıldız Üniversitesi). (daha&helliip;)

Read Full Post »

a_b_buyuka2aeac4cBaştan söyleyeyim de ilgi duyanlar okumaya devam etsin. Konum gene “bizim medya” tenkidi (eleştirisi). Artık bu “bizim” kelimesini de utanarak kullandığımı not etmeliyim.

Bir provokatif soru ile başlayayım: Bir takım devlet mevkileri, medya, siyasi makinada görev verilenler söylemleri ile gayet “bizden” ama fikir, bilgi seviyeleri kifayetsiz olduğunda mı daha yararlı olurlar yoksa “yandaşlıkları” pek belirgin değil ama fikir, bilgi, analiz kapasiteleri daha yüksek olduğunda mı? Daha kısa olarak liyakatsiz ama tarafını her söyleminde belli eden mi, liyakatli ama olaylara yaklaşımda taraflığını öne çıkarmayan mı? Tabii ki soru provokatif olsa da retorik benim için.

Medyamızın en saygın üyelerinden iki tanesinin birer yazısı üzerinden bu savımı desteklemeye çalışacağım.

Birincisi Ayşe Böhürler; bizim medyanın en saygın kadın yazarlarından. Felsefeden, duygulara, kültüre, sanata, sosyolojiye, siyasete her konuda yazar hatta ses getiren programlar yapar kendisi. AK Parti’nin kurucuları arasında olmasına rağmen herhalde zaman zaman eleştirel pozisyonlar alması son seçimlerde adaylığını engelledi veya Meclis dışında daha faideli işler üretebileceği düşünüldü, bilemem içerdeki işleri. Ben yazdıklarıyla ilgileniyorum.

Şu satırlar “Kendi milletinden nefret ederken…” başlıklı son yazısından. (daha&helliip;)

Read Full Post »

ali-b-670Ali Bayramoğlu genel siyasi çizgisinde fazla zigzaklar olmayan, ilkeli bir köşe yazarı. Sorun tutarsızlık veya ilkesizlik değil, ilkeleri. Kendisini 15-20 yıllık takibimde edindiğim genel intiba, sol kökenli “liberaller”, demokratların muzdarip olduğu anti-devlet  ki bu çoğunlukla anti-biz şeklini alır- çizgisinden sapmaması. Anti-biz nedir? Basitçe, bizimle, bize ait olan şeyler, değerler ile, kollektif temsilcimiz olan devlet ile aynı çizgide olmayı zül saymak. Kanaatimce bu Batı’dan gelme “entellektüel olmak için iktidara muhalif olacaksın”(!) düsturunu bilmesinden ve kendisini böylesi seçkin bir gruba dahil etmesinden. Aksi,adamı yandaş, sahibinin sesi vb. nitelemelere maruz bırakır ki bunu kimse istemez. Bu çizgisinden dolayı Kaverengiburunlubeyazeskikaptan (veya kendi ifadesi ile Özkökgiller’in) dahi takdirine şayan olmuşluğu vardır kendisi bundan utanç duysa da.

“Biz haksızız” demeyi veya daha müşfik ve yanlış tabir ile “özeleştiri” yapmayı asli hatta biricik görev addedince artık Ülke’nin karşılaştığı her sorun veya olayda “çözüm” önermek kolay oluyor. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »