Archive for the ‘Medya’ Category

aydindoganBaşlık kafa karıştırabilir. Olay şu: Aydın Doğan bir çok twitte kendisinin karakterinin tahkir, tezyif edildiği, onun gibi şerefli, önemli kişinin kişilik haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla mahkemeye gitmiş. Listesini verdiği benimki dahil tweetlerde bu tecavüzün yapıldığını iddia etmiş.

Mahkeme kararının tamamını okuyamadım ama anladığım kadarı ile mahkeme kendisini kısmen haklı kısmen haksız bulmuş. Twitter-legal de kendisi bu tweetleri kaldırmak yerine tweet sahiplerine birer mektup yazıp “tweetleri kaldırmayı düşünebilirsiniz” demiş. Bana da “ya kaldırın ya cevap yazın”. ; ayrıca “avukatınıza danışın” demiş . Tabii ki ikinci şıkkı seçtim ve kendilerine kısa bir cevap yazdım.

Kendilerine yazdığım cevap aşağıdadır:

Söz konusu şimdi hatırlamadığım tweet:

Neden özellikle #Hürriyet hedefte anlayamadım. #doğangrubu’nda terör destekçiliği şampiyonu #Radikal. #cengizçandar, Ezgi, Ayşe vd orada.
15:29 – 11 Eyl 2015 (daha&helliip;)

Read Full Post »

Yazının bir hiciv olduğunu farkedemeyen anlama özürlüler için baştan söyleyeyim. Hadise kimin oyu ile , hangi yöntemlerle kaçıncı olsa sonuncusunuz! Diğer Türk ve Müslüman Azerbaycan sondan ikinci, ve “biraz Müslüman biraz Batılı” Bosna, Arnavutluk sondan 3. ve 4. Kazananlar ise Amerika, Ingiltere, Almanya ve diğer “gerçek batı” ülkeleri. Bunu benden duymak hoşunuza gitmeyeceği için bir Batılı’yı, Andrew Finkel’i konuşturdum. O da hoşunuza gitmedi ise aşağıda sunduğum 1932 Dünya Güzellik Yarışması Jüri Başkanı’nın ibretlik sözlerini okuyun.

Çünkü Batılıların sözü ile “taklit en büyük iltifat şeklidir“.

Çünki hepsi de tereciye tere satmakla iştigal ediyor. Hande Yener’in Madonna’yı taklit ederek Madonna’nın ününe ulaşacağını sanması kadar zavallıca bu Alamanyacı kızcaazın yaptığı ve onunla makus talihimizi değiştirdiğimizi sanan hazıra konmacı, kişiliksiz modernist TRT yönetimi ve bunu milli mesele haline getiren diğer “çağdaş” transvestiteler!

Yazının ilk bölümünde bir Batılı, Andrew Finkel’in “Hadise ile neyi kazanacaksınız ki? Size ait hiç bir şeyi temsil etmiyor ne müziği, ne sözleri, ne dansları, ne tavırları ile. Kendinize ait sunacak , orijinal bir kültürünüz olduğu halde Batılıların taklit ederek onları etkileyeceğinizi sanıyorsunuz” demesine yerli Batılı’dan çok Batılı Zeynep Göğüş’ün “size de bişi beğendiremiyoz be birader? Niye işte çağdaş Türkiye! afferin! demiyonuz” şeklinde cevapladığından bahsetmiş idik (tabii ki yorumlu meal). (daha&helliip;)

Read Full Post »

( 29 Nisan, 2008’de yayınlandı)

Vakit Gazetesi’ni nerdeyse hiç okumam; kendilerinden öğreneceğim fazla şey olmadığı için. Hakları gasp edilen başörtülülerin haklarını savunduğunu, mağdur mazlum İslami entitelerin sesi olmaya çalıştığını biliyorum. Ama beni daha fazla “bileme” dışında bir işlevinin olmadığını da düşünüyorum bu “siyah Müslümanların” gazetesinin. Ne feraset, ne basiret ne bilgi olarak bu gazetenin bana verebileceği fazla bir şey olmadığı kanaatindeyim. Abdurrahman Dilipak’in birikimine saygımı da ifade edeyim bu vesile ile de hakki kalmasın.

Bu Hüseyin Üzmez karakterini 30 kusur yıldır bilirim. 1952 senesinde Ahmet Emin Yalman’a suikast teşebbüsü ile hapse giren “ilk sağ eylemci”’nin “fikir adamı” olduğunu duyardık ama bu eylem dışında herhangi bir fikri ile müşerref olduğumu hatırlamıyorum. Ahmet Emin Yalman gibi faşizan, Cumhuriyet seçkincisi, laikçi bir karakterden nefret etmiş olması anlaşılması zor değildi; hatta sempati duyma sebebi idi o zamanlar. Birçok arkadaş için bu rüştünü ispatlamaya “mücahit ağabey” olması için yeterli idi, her ne kadar onun ismini duyduğum 70’lerde bizler “milli görüşçü” gençlik olarak şiddetin hiçbir türlüsüne bulaşmamış olsak da.

25 yıllık ayrılıktan sonra ülkeye döndüğümde Akit Vakit olmuş idi ve bu
zat Vakit yazarı idi. Bir iki yazısını tamamen veya kısmen okudum. Fikir adına fazla sunacak bir şeyi olmadığını; serseri kurşun gibi sağa sola rikoşe yaptığı yargısına vardım.

Devamı

Read Full Post »

Yok, yok SI (Sosyalist Enternasyonal) in birçok üyelerinin CHP için “faşist parti” demesinden ve SI’dan çıkarılmasını teklif etmesinden bahsetmiyorum. CHP’nin 1930–40 larda İnönü öncülüğünde Recep Peker, Yunus Nadi gibi Hitler muhiblerinin teşviki ile faşizme yönelmesinden, sonra 1945’ler civarında fikir değiştirmesi ve demokrasiye razı edilmesinden, çıkan sonuçtan rahatsız olup darbe yaptırmasından, akabinde bir zamanlar astıkları, sürgüne gönderdikleri sosyalistlerin ideolojisine iltihak etmesinden falan da bahsetmiyorum. Zira yeni CHP’li, son hesaba göre milletin kesesinden 6 milyar dolar götürmesine “yüce Yargı” tarafından izin verilen yeğen Yahya’nın amcası Çoban Sülü’nun de buyurduğu gibi “dün dündür; bu gün bu gündür.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Tabiat kanunudur. Her etki bir tepki üretir, bilinçli ya da bilinçsiz. Fiziksel hayatta da tefekkür hayatında da bu böyledir, “kunfe yekun” (Ol dedi oldu) dan beri. Akilli stratejist etkiyi üretmeden onun üreteceği tepkiyi, hatta ondan sonra üretilecek etki tepki silsilesini hesaplar. Esasen feraset dediğimiz meleke de bundan ibarettir.

Fazla derine dalmadan girizgâhımın nedenine geleyim.

Daha önce de bu blogdaki yazılarda sıkça yaptığım bir strateji değerlendirmesine güzel bir örnek daha sundu, etkiyi üreten laikçi medya ve tepkiyi üreten İslami medya. Her ikisi de beklediğim gibi hareket ettiler.

Dün Aydın Doğan’ın medya imparatorluğunun küçük elemanı, İsmet Berkan’ın utanıp sıkılmadan “orijinal demokrasi” , “birey hakları”, “farklılığa saygı” ifadeleri ile TV reklâm spotları yayınladığı “Haberde Radikalizm Demokrasi Gereğidir” sloganını kullanan demokrat kılığına bürünmüş faşist, ispiyoncu, radikalliği köşe yazdırdığı 2-3 faşist olmayan kalemden menkul paçavrası.

Etki “haberinin” başlığı şöyle idi: Bu gidişata dikkat! Türkiye Denizli olmasın! (Ben ‘haber yapmayız veririz’ medya etiği diye buna derim!).
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Filistin’den haber veren, dost, dusman, guvenilir, guvenilmez pek cok haber kaynagi var. The Palestinian Information Center (PIC) ve Turkce versiyonu Filistin Enformasyon Merkezi bu kaynaklardan en guvenilir olanlarindan. Filistin’in secilmis hukumeti ve halkinin sesini objektif olarak dunyaya duyuran bu haber kanali tavsiye olunur. Yan tarafta Ingilizce ve Turkce linklerde de bulunur.
Bu Haber’de ordan alinti:

foto-arsiv_sahislar_hamas_ismailheniyye_300_0.jpg
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Son zamanlarda dozajı yeni rekorlar kırmış olan laikçi saldırıların tek-sesliliğine karşın dindar kesimin tepkilerinde çok-seslilik gözleniyor. Bunlar arasında fakir gibi bunların hiçbir meşruiyetinin olmadığı ne muhtevanın ne usulün hak, hukuk, demokrasi laiklik, hatta evrensel ahlak ile tevil edilebilir olduğu ve gürültüye papuc bırakılmaması argumanini yapanlar olduğu gibi “onların korkularını anlamalıyız; kendimizi daha iyi anlatmalıyız” diyenler de var (örneğin Zaman’dan Hüseyin Gülerce ve Star’dan Mustafa Akyol ).

Mustafa Bey yazısında Nişantaşı’nda katıldığı bir ev toplantısında (herhalde parti deniyor buna oralarda) konuştuğu birçoklarının korkularının İslami kesim ile temaslarının olmayışına yormuş. Ben de kendi sitesinde benim gözlemlerimin böyle olmadığını fakat konunun bir sosyolojik araştırma konusu olabileceğini yazdım. Aşağıdaki satırlar o yorumdur.

Bundan bir yıl kadar önce Nişantaşı değil ama İstanbul’un “iyi” semtlerinden bir diğerinde bir veteriner muayenehanesinde orada çalışan bir genç veteriner ile sohbet ediyoruz. Arkadaş Kars’taki üniversitenin (ismini unuttum) veteriner fakültesinden yeni mezun olmuş. Konu nasıl olduysa “dindar kesim“e geldi. “kimsenin dindarlığına bir şey dediğimiz yok ama, din ticareti, şeriat….“ (gerisini biliyorsunuz) imiş. Bu vesile ile Kars Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nin kendisinin ÖSS’de tek tercihi olduğunu, başka hiçbir okulu yazmadığını da not ediverdi.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »