Archive for the ‘öğretim’ Category

Aklıma geliş sırasına göre:

1. Kırk defa söyledim saygıdeğer editörler, hocalar, abiler, kanaat önderleri, kafanıza sokana kadar da söylemeye devam edeceğim: de, da eklerinin nerde birleşik, nerde ayrı nerede üstten virgül (apostrop) ile ayrıldığını artık öğrenin! dahi yani “ilaveten” manasındaki de, da ayrı yazılır. Ör: Ali okula gitti; Ayşe de okula gitti.

Yer veya zaman belirten de, da cins isimlerle birlikte ise birleşik yazılır, öğlende, orada, okulda, kitapçıda, evde gibi.

Özel isimlerden veya rakamlardan sonra geliyorsa üstten virgülle ayrılır. Ör: Saat 9’da, Ankara’da, Anıt Kabir’de, Süleymaniye’de.

Ki eki de aynı mantık: buradaki kelimeler ve yağmur yağmış ki yerler ıslak.

2. Şu “olmaz, olmaz” bazı seçkin yazarların dahi öğrenememiş olması affedilir değil. Sözün anlamı budur: yani “olmaz, olmaz” (gavurcası never say never: Asla asla deme) nokta. “Olmaz diye bir şey yok”. Bunun sonuna bir de “demeyin” eklemeyi bırakın lümpenler yapsın. O kelimeyi ekleyerek “her şey olur”, veya “hiç bir şey olmaz değildir” manasındaki veciz ve bilgelik dolu ifadenin içine ettiğnizin farkına varacak zamanınız mı yok?

3. Gene defalarca söyledim: 78’li yıllar, 93’lü yıllar olmaz. Doksanlı, 70’li yıllar olur. Basit mantık ya hu! 70’li demek içinde 70 geçen demektir; 70 ten 79’a kadar olan yıllardır. 78’li yıllar olur mu? Tek 78’li yıl 78 dir! Kimin torpili ile yazar, editör, gasteci vs oldunuz?

“Şimdi tabii..: Dikkatinizi çekti mi bilmem, TV’de konuşan tartışmacılar, panelistler, uzmanlar, bir soru sorulduğunda sıkça “şimdi tabii” ile başlarlar ama neyin “şimdi tabii” olduğunu söylemezler. Sadece “öhö..” veya “eeee” manasında dolgu kelimeleridir; direkt konuya giremiyorum demektir.

Fehmi Koru’nun dilimize hediye ettiği ve artık çoğu konuşmacının kullandığı “baktığımzda” da aynı. Neye baktığımızda olduğunu kimse söylemez; sadece “konuya giriş ifadesi bulamıyorum” demektir.

Fethullah için bir defa daha: Peygamberimiz (SAV)”insanlığın iftihar tablosu” değildir, zira bırak peygamberi insandan tablo olmaz! Kibrin, megaloman, narsisits kişiliğin durmadan herkesin kullandığından farklı kavramlar, kelimeler üretmeni dikte ediyorsa “insanlığın medar-ı iftiharı” benzeri bir ifade kullan. Kıyağımdır; himmetin de duan da lazım değil.

Gavurca kelimeler:

1. Rezidans (residence) demek ikametgah, mesken yani oturduğunuz yer demektir. Görmemişlere bir kaç kat fiyatına satmak için, süslenip püslenmiş apartman dairesi değil. Herkes bir yerde oturduğuna göre rezidansınız zaten var; CHP’li İlgezdiler gibi çirkin beton yığınlarına bir kaç milyon bayılmanıza gerek yok. (devamını oku…)

Read Full Post »

Kamikaze’yi bilirsiniz harhalde. Basitçe özetleyeyim bilmeyen varsa: II. Dünya Savaşı’nın son yıllarında ABD ve İttifak güçlerine karşı koyabilecek hava gücü azalan, kaybettiği savaş uçakları, füzelerini yenilemekte yetersiz kalan Japonya intihar uçakları konseptine baş vurdu. Uçaklar düşman gemilerine direkt dalış yapıp gemide tahribat yapmaya, mümkünse batırmaya çalışıyorlardı. Yani bu gün çok bildiğimiz “intihar bombacıları” nın yaptığını yapıyorlardı. Bir Japon general bu kutsal görev için baş vuran binlerce Japon için “swarm of bees” (arı sürüsü) ifadesini kullanmış. Bilirsiniz arılar genellikle hedefi sokunca kendileri ölürler.

Kamikazeler (Japonca’da “ ilahi rüzgar” demekmiş) de bu ölümcül dalışları İmparator ve ülke için yapıyorlardı. Komutanlar için bu bir son çare silahı idi fakat kamikaze pilotları için şehadet idi. Bu şekilde İmparator ve Japon Halkı’na borçlarını ödemiş oluyorlar idi. Hedefe ulaşıp ulaşmamak önemli değildi.

Cemaat’in Erdoğan’a karşı açtığı savaşın kamikaze safhası
Cemaat’in Erdoğan’a karşı verdiği deklere edilmemiş(!) “kutsal savaşı” da pek çok bakımdan buna benziyor. Başlangıçta arkasındaki güçlü müttefiklerin gücüne güvenerek bu savaşı kazanabileceğine inandırılmışlardı. (devamını oku…)

Read Full Post »

Madem öyle böyle!

Madem Netanyahular, Sisiler için pamuk, “firavun” Erdoğan için demir eldiven politikası Gayretullah’a dokunmuyor, bunlar hiç dokunmaz.

Aşağıdaki bilgiler ne “komplo teorisi” ne de kara propaganda. Kısa bir süre önce adı bende saklı olan önemli bir Zaman yazarına Cemaat’in azılı bir siyonist, bir İslam düşmanına ‘barış ödülü’ (Annette Lantos, müteveffa Kongre Dış ilişkiler Komitesi Başkanı Tom Lantos’un eşi, vakfının başkanı) vermesini nasıl okumamız gerektiğni sormuş idim. O da cevabında konuyu bilmediğini, bilgilendirirsem memnun olcağını yazmış idi. Ona yazdığım notu paylaşıyorum:

**************************************************
Birkaç not: ABD’deki 25 yılımda Kongre’yi çok yakından takip ettim. ABD’de siyasetle ilgilenen hangi Müslüman’a sorsanız en korkutucu İslamofob_Siyonist figürlerden biri olarak Tom Lantos’un adını anardı. I. Irak Savaşı sırasında Kongre’yi savaşa ikna etmek için Kuveyt’in ABD büyükelçisinin kızını sahte kimlikle Kuveyt’te bebeği Saddam’ın askerleri tarafından bir doğumevinde kuvözlerde katledilen bebeklerden birinin annesi rolünde çıkaran Dış İlişkiler Konseyi Başkanı olarak bilinir. Sonradan “beni de kandırmışlar ama önemli değil; Saddam çok kötü..” (meal) demişti.

Müslümanlara, özellikle Filistinliler’e karşı her türlü Kongre icraatının altında imzası vardır Tom Lantos’un. (devamını oku…)

Read Full Post »

“Dershanelerin Kapatılması” olarak yansıyan konu bir eğitim sistemi konusudur öncelikle. Benim ailemin de muzdarip olduğu, mevcut sistemin, çocuklarımızı “test ve tost” jerasyonu yaptığı yadsınamaz, uzun yıllardır şikayetçi olduğumuz bir gerçek. Tasarlanan değişiklikler soruna ne kadar çözüm üretecek, bir takım sorunları çözerken başka sorunlar mı çıkaracak gibi konular meşru tartışma konularıdır. “Demokrasilerde hür teşebbüs” ilkesi veya mevcut kanunlara uygunluk konularında problem çıkacağı beklentim yok, zira bu taslağı hazırlayanlar her iki konuyada vakıf insanlar. Sokaktaki adamın fark edebileceği bu tür yanlışları barındırabileceğini düşünmek akıl karı değil. “Bu sektörde çalışanlar ne olacak” sorusu da yanlış sorudur. Eğitim politikası da sağlık politikası da hiç bir kamu politikası da böyle sorular üzerinden belirlenmez. Bir iş sahası kapanır başka iş sahası açılır. Muhasebeci sayısı azalır bilgisayarcı sayısı artar, karbon kopya kağıdı üretimi düşer, fotokopi makinsı sektöründe iş çıkar.. vs. Toplam kamu yararı baz alınır kamu politikası yaparken.

Şu an itibarı ile konu gerçek mecrası olan “çocuklarımızın optimum eğitimi” meselesi olmaktan çıkarılıp bir grup ile Hükümet arasında bir “menfaat çatışması” şeklinde sunulmak isteniyor. Bu konuda Hükümet’e, onun eğitimci bürokratlarına, Parti’ye karşı kavgada söylenmeyecek sözler içeren Gezi-vari bir karalama kampanyası yürütülüyor.
(devamını oku…)

Read Full Post »

Boğaziçi Üniversitesi “dünyanın en saygın okulları arasında yer alan” imiş.
– Kime göre?
Habere göre. Hem de kocaman resmi var iddiaya delil sunarcasına:

-Neye göre? Kaç tane çığır açan, hatta açmayan ama peer-reviewed bilimsel dergide makale yayınlanmış, kaç tane patenti var?
-No comment.

Ama önemli değil bunlar. Bi kere çok çağdaş bir üniversite olduğu su götürmez. O kadar çağdaş ki bir kaç yıl önce okuldaki bir “folk-fest”‘te (halk oyunları şenliği biz cahil Türkler için) ekiplerin birinin başlarındaki yazmalar çıkarılmış (mı idi men mi edilmişlerdi?).

İlaveten bu “dünyanın en saygın okuları arasındaki” nin öğrencileri otobüslerde yolcu olarak binip birden koro halinde “On the Jerricho Road” gibi Hıristiyan ilahilerini söyleyerek Hristiyan olduklarını mı, çağdaş olduklarını mı yoksa okudukları kelimelerin manasını bilmediklerini mi ispatlamışlardı?

Bir de kişisel gözlemlerim var. Bir süre önce, küçük bir Ingilizce-Türkçe tercüme işine talip olmuştum da “bu işler genellikle Boğaziçi mezunlarına verilir” denilmek sureti ile kırk yıla yakın Ingilizce okumuş, yazmış konuşmuşluğumuzun bir b…a yaramadığı da ortaya çıkmış idi. Bir de sıkça alışveriş yaptığım eczacının kızına hangi daldan mezun okuduğunu sormuştum da Boğaziçi cevabını vermişti. Dal kelimesini tekrar edince haa, dal mı, psikoloji demişti. Ordan da bilirim “en saygın okul” muhabbetini.

Ama biz isimsiz muhabirin pişmiş aşına soğuk su katmayalım. Objektif ölçütlerle sıralama yaptığını iddia edip, böylesi bir çağdaş üniversiteyi ilk 500 arasına almayan pis Çinliler, Avrupalılar, Amerikalılar mı iyi bilecek, bizim Cihangir, Bağdat Caddesi, Nişantaşı cafe, bar müdavimleri mi? Hem bilimde, patent, tebliğ sayısına niye bakıuyorsunuz, orası kadar “cool, in, hip” giyinen bir üniversite camiası gösterin de ondan sonra konuşun. (devamını oku…)

Read Full Post »