Archive for the ‘Rejim’ Category

3din“Bu da nereden çıktı  şimdi, bunca meselemiz varken ve hepimizi bitap düşüren konu nihayet gündemden düşmüşken” sorunuz varsa bana değil TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sorun. Konuları ben belirlemiyorum. Benim ilham perilerim de Aziz Nesin’in zebanileri gibidir; daha önce ifade ettim.

Biz, uzun bir İslami aktivizm, siyaset geçmişi olan, bilge adam intibaı  uyandıran Başkan Kahraman’ın sonradan “şahsi görüşüm” dediği “Anayasa’dan laiklik kalksın” mealindeki çıkışını, boş bulunma mı, akıllı strateji mi olduğu konusunda tahmin yürütebiliriz ancak. Ama niyet okumadan geçinen bunca köşe, ekran kadısı varken ne gereği var!

O zaman kavramın kendisi üzerine bir kaç düşünce

Laiklik kelimesini dünyada en fazla kullanan ülke olduğumuza bahse girerim. Kelime  Laicite Fransızca olsa da (herhalde Latince köken-düzeltme, eski Yunanca) modern zamanlarda biz devraldık. Kavram kargaşasının bir nedeni de bu zoraki modernleştirme ithallerinden olması (Bkz. Post-Modern Secularism: The Turkish Version )

Laikliiğin tanımı şu mu olmalı bu mu üzerindeki tartışmaları lüzumsuz buluyorum. Soruya aynı  kesimdeki aydınların dahi çok farklı cevaplar vermesi de yanlış soru ile işe başlandığının kanıtlarındandır.

Laiklik değil demokrasi

Temel soru laiklik tanımı değil yönetim biçimi tanımıdır. Zira laiklik olsun mu, hangi türü olsun vb seçimler bu tabiri caizse anayasaya, veya temel kanuna göre belirlenir.  (devamını oku…)

Read Full Post »

Sayın Erdemliler Hareketi’nin muhterem hocaları, babaları, ağabeyleri, ablaları, racon kesicileri,

40 yılı aşkın AK Parti’liiğime inanmayabilirsiniz, no charge. Ama Partiniz’e 5000, Yeni Akit ve Yeni Şafak gazetelerinize de –beleş reklam yaptıracak bağlantım olmadığından- 9000 tanıtım parası (tabii ki KDV’siz- kusura bakmayın vergi kaçırdık aramızda-evet kendimi ihbar ediyorum-gönderin müfettişleri, savcıları kapıma- ki benim tercihim değildi- sizin yani Fakihler’in, dünürlerin, ehl-i tarik ihvanların tercihi idi -kredi kartı kullanırsan şu kadar fazla verceksin dediler, yeğenden, eşten borç alıp, nakit dedim), -diğer harcamaları yaptığım yerler sizden mi değil mi emin değilim- harcadım.

Karşılığında “tüketici hakkı” olarak biraz açıklama talep ediyorum.

1. Adaylarınızı hangi kriterle belirlediniz?
Biliyorum “liyakat” ve sonradan ilave ettiğiniz “ehliyet” ve daha sonra eklediğiniz “temsil kaabiliyeti” ni (nedense?! oysa liyakat bunların hepsini içerir Hoca ve dahi Reis)
ama ben bunları ölçmede kullandığınız kriterleri soruyorum.

2. Sizce teşkilatlara propaganda yapmak mı ABD State Department’a propaganda yapmak mı daha makbuldür? Değerlendirmenizde hangisine kaç puan verdiniz?

3. Sahi nedir millet vekilinin görevleri ve bu görevleri ifa etmek için haiz olunması gereken vasıflar?
Ne dediniz, duyamadım? Yok mu böyle kavram tanımlarınız? Ama bunlar olmadan nasıl belirlediniz kimin “temsil kaabiliyeti” nin ne kadar olduğunu?

4. Sizce twitterde, feysde bozuk Türkçe ile “Tayyip çok yaşa” demek mi daha makbuldür yoksa uluslararası örgütler, Noam Chomsky, İsrael Shamir gibi entellektüeller, Washington Post , LA Times gibi gazeteler, TR’deki laikçi-darbeci, paralelcilere doğruları size haber vermeden reklamsız söylemek mi?

5. Partiniz İstanbul İl Teşkilat binası önünde sigara izmariti atmak için küllük konulmuş iken izmaritlerini hemen yanıbaşta yere atan aday adaylarını belirleyip elediniz mi? Ama neden? Temsil kaabiliyeti tanımınızın birinci kriteri olması gerekmez mi bu? Peki 50 metre ötedeki uykuluk lokantasında yasak olmasına rağmen bir masa etrafında toplanıp, lokantayı dumana boğan 4 kerli-ferli aday adayını belirleyip listeden çıkardınız mı? Ama neden? Vergi kaçıran, rüşvet alıp veren, trafikte ışık yeşile önünce kornaya asılan, emniyet şeridinden giden, teşkilatları emir eri olarak kullanan, diğer aday adaylarına teşkilat kapıların kapattıran aday adaylarınız listelere girememiştir değil mi? Hiiç, sadece sordum.

6. Sahi neyin nesi idi şu teşkilat temayül yoklaması olayı? Siz mi söyleyeceksiniz, ben mi anlatayım?

7. Ve sahi neydi şu STK Temayül ayağı? Bana neden haber vermediniz? Nasıl geçti? Kimler oy kullandı? Kişi başına kaç oy kullanldı? LGBT, ÇYD, DİSK oyları daha çok kime gitti? Ya IHH oyları? Kimler kullandı?.. Bir STK’lı kaç derneği temsilen oy kullandı, ortalama kaç aday adayının ismini biliyordu, nereden öğrendi? Siz mi açıklayacaksınız, ben mi anlatayım? Melih Gökçek’in mahdumu ikisinde de birinci çıktığına göre çok “demokratik” olduğundan şüphem yok tabii. Haa bir de nasıl biliyor herkes kimin kaçıncı çıktığını; kimseye açıklamadığınız halde?
(devamını oku…)

Read Full Post »

canakkale-resized2.jpg

Çanakkale Zaferi’mizden beri, onun için yazılan söylenenlerin, en güzeli Akif’in şiiridir benim için. Tabii bir de cephede savaşan kahramanlarımızın mektupları, hatıratları ve okur yazarlığı olmayan Mehmetçikler’in, eşleri, çocuklarının, meçhul askerlerin ifade edilme şansı bulmamış duyguları. Onlarla empati kurduğumu söylesem dahi haddimi aşmış olurum. Sadece kulun görmediği, duymadığını gören, Alîm, Basîr, Rahman ve Rahim Olan’a onlar için dua edip bir kere daha Akif’in, çocukluğumdan beri çoğu ezberimde olan o eşsiz dizelerini okurum. Buyurun şehitlerimizin ruhlarını şad ederek bearaber okuyalım:

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya (devamını oku…)

Read Full Post »

İblis boş durmayacak; tiyneti bu. Doğrusu, yapacak başka şeyi de yok, “benden sonra tufan” siyaseti dışında.

Batı’yı yanlış bilmiyorduk. Evet tam da Erdoğan’ın tanımladığı gibidir. Bin yıldır değişmediler.

Güçlenen bir Türkiye’yi veya herhangi bir İslam ülkesini seyredecek halleri yok. Ne liberal demokrasidirler ne sosyal demokrasi, ne komunizm ne faşizm, Makyavelizm’dir sistemleri yüzyıllardır.

Bunu bilirsek akıllı ilişkiler kurabiliriz. Şöyle:

Her hangi bir konuda vicdan, hakkaniyet üzerinden argumanlar yaparak onları yanlış düşündüklerine veya yanlış bilgiye sahip olduklarına ikna etmeye çalışmak beyhudedir. Hele hele “utandırma”, “çifte standarddan” söz etme boşunadır. Hakikat onları ilgilendirmez menfaat ilgilendirir. O zaman yapılacak şey bu menfaatlere hitab etmektir.

Evet, Türkiye’ye zarar vermek isterler, Erdoğan-Davutoğlu-dindar kesim’i geriletmek otomatik refleks, değişmez gayedir lakin her pahasına değil. Onların bu tavırları için fiyat ödeyecekleri noktalar ve alanlar bulmak zorundayız.

Onları bu konjunkturde ve geleckte korkutan sadece Türkiye değil örneğin. Rusya, Çin ve İsral’in hedefe oturttuğu İran var. Bu konjunkturde Türkiye’yi batırma güdüsü ile yapabilecekleri sınırlıdır. İhanet Zamanı’nın ifadesi ile “Erdoğan’ın restine rest ” çekmelerine bakmayın. Menfaatleri gerekli kılarsa geri pedallarlar. (devamını oku…)

Read Full Post »

Ben Tayyipçi’yim. Bizi buraya getiren geminin kaptanı o. Varsın şikayetnameme kulak vermesin, görevden almayı düşünmüyorum. Nokta.

Evet, tercihim şimdilik herkesin yerinde kalması: Erdoğan Başbakanlık’ta Gül Çankaya’da (“3 dünem” Allah’ın emri de değil kanun da). Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkması mevcut koşullarda sorunlu olabilir zira her iki makamın yetkileri malum. “Cumhur tarafından seçilmiş” CB’mız olacak ama bu kanunların tanıdığı yetkiler, sorumluluklar aynı. “Koşan, terleyen bir CB” olmak, kanunda değişiklikle sağlanmaz ise yetki sorunları ahenkli işleyiş problemleri yaratabilir. Yarı başkanlık sistemine geçiş için yeterli zaman ve Meclis iradesi olmadığına ve CB görev tanımına dair Anayasa değişkiliği de mümkün görünmediğne göre, halk tarafından seçilmiş bir CB fazla “koşar, terlerse” pistte Başbakan ile çarpışabilir. Ancak gönüllü yetki paylaşımına rıza gösterecek, kendisi ile mükemmel ahenk içinde bir hükümet ile mümkün olabilir, ki bu da Gül ile dahi zordur.

Gelelim Gül Erdoğan, Kılıç vs mevzuu ve medya konusuna:

Toplumsal zaaflarımızdan olan “taraf olma, klikleşme, şakşakçılık..” ın medyaya yansımasını esfele takip ediyorum. Kavga görme heveslileri sadece “öbür medyada” değil. Bizimkilerden bir çokları da şimdiden patlak mısırlarını, içeceklerini hazırlamışlar bir Erdoğan-Gül boks maçı için tezahürata başladılar bile. (devamını oku…)

Read Full Post »

80 yıl sonra Kalpaklı Kubilaylar

İlkokul 2 veya 3’te ezberlediğim Atatürk’ün gençliğe Hitabesi ‘ni hala ezbere okuyabilirim ama bunun beni ne “Atatürk uzmanı” ne de “enn Atatürkperver” yapacağının farkındayım.

O zaman ne yapmalı bu bütün dünyanın mateme boğulduğu 10 Kasım’a kayıtsız kalmış olmamak için diye düşündüm taşındım, acı, acı kaşındım ve Atatürk uzmanlığı da Atatürkperverliği de tartışılmaz, tartışılması teklif edilemez, tartışılmasının tekif edilmesi düşünülemez iki duayene kalemi teslim etmenin pek de manidar bir jest olacağında karar kıldım.

Birinci Kemalist Cumhuriyet Gazetesi’nden Ali Sirmen tabiatı ile.

Yazılmış En Güzel Atatürk Yazısı
1881 Madeleine Meydanı’nda Bir Güz Öğlesi
Sağımda Madeleine Kilisesi, karşımda Cerruti Mağazası, önümde sıska bir akordeoncu, üstümüze eğilmiş güz çınarları. Boş bir kahve terasındayım. Sabahımsı duran, ıssız bir öğle saati. Üstü kapalı bir kamyondan, kamyon büyüklüğünde bir kristal ayna iniyor. Dört kişi taşıyor aynayı. Madeleine Kilisesi aynaya düşüyor, Cerruti Mağazası aynaya düşüyor, (devamını oku…)

Read Full Post »

Allah kısmet ederse bu gece açıklanacak 2020 Olimpiyad’ının hangi şehirde olacağı. Bu defa ilk olarak İstanbul’un finalist üç şehirden biri olması başlı başına bir başarıdır. İstanbul’un şansı Tokyo ile eşit ve Madrid’in birazcık önünde gözüküyor. Ama her sonuç mümkün. Herhalde kıl payı ile kazanacak veya kaybedeceğiz. İstanbul’a vermezlerse haksızlık yapmış olacaklar Türkiye’ye, İslam Dünyası’na. Tokyo 1964 Olimpiyad’ını yaptı. Barselona, İspanya sanıyorum 1992 Olimpiyad’ını. Bizim sıramız olduğu kesin ama IOC (Uluslarası Olimpik Komitesi) ‘nin de Batı kontrolündeki bir kurulu düzen siyasi-ticari kuruluşu olduğu da kesin. Çok az farkla kaybedersek, buna ben Gezi farkı diyeceğim. Nitekim yabancı medyada Gezi terörü “Istanbul’un eksisi” olarak sunuldu. İnşallah kaybetmeyiz de Gezi kahramanları bir taraflarına kına yakmazlar. Hayırlısı..

Neden İstanbul 2020 önemli?
“Futbol sadece fotbol değildir” derler haklı olarak. Bu cümledeki futbolun yerine spor koyarsanız cihanşümul bir ifade olur. Başta Sovyet Rusya, Çin ve diğer dünün Demir Perde ülkeleri için spor çok önemli bir idelojik-siyasi araç idi, komunizmin Batı kapitalizminden üstün insan yetiştirdiğini gösteriyordu. Bu gün artık SSCB yok ama onun birleşeni ülkeler gene komunizm günlerinden kalma alt yapı ve devlet-güdümlü spor kültürü sayesinde gene başarılı. Batı’nın başarısını anlamak da kolay: Hayat standardı, bireyciliği önceleyen ve piyasa değeri yüksek olan ürün haline gelmiş olan spor başarısı. (devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »