Archive for the ‘Açılımlar’ Category

Bundan 20 sene kadar önce İzmir’de kardeşimin tanıştırdığı bir zevce aday adayı ile oturup konuşacak bir mekan arıyorduk. Bir tanesinin önüne gelince hatun, “burada enteller takılıyor” dedi. Girip çıkanlara bakınca entellerin Batılı gibi giyip kuşanan, taklidi-Batılı sosyal tavırlar sergileyen, modayı iyi takip eden, modern, cool tipler olduğunu anladım.

O hanımın algısı, biraz daha yukarılardaki tanımla bire bir uyuşmasa da kriter olarak bu gün dahi pek yanlış sayılmaz. Evet, küpe takmak (erkek), dövme, barlarda, gavur adlı “in, trendy” mekanlarda takılmak, entel gibi giyinmek (evet, malesef en anlı şanlı şairler, artistler, yazarlar için dahi var böyle bir giyim tarzı ve tesadüf bu ya “kendi kişiliklerini” değil Batılı kişilerin kişiliklerini yansıtacak illa). Ama bunlar da değil Türk entelinin olmazsa olmaz alamet-i farikaları; şunlar:

1. Milliyetçilik, dindarlık gibi illetlerle uzaktan, yakından alakası olmayacak.

2. Ait oldukları toplum ve ülke, yani “biz” diyebileceğimiz entite ne zaman bir diğer ülke, etnik, dini azınlık, kurum veya fikir grubu ile karşı karşıya gelse, mutlaka onun yanında “bizim” karşımızda yer alacak ve buna da bağıra bağıra ilan edecek aleme. Bunun arkasındaki psikolojiyi çözmek için Freud olmaya hacet yok. Türk aklı diyin, şark kurnazı diyin, olmak yerine görünerek, kestirmeden olmanın meyvelerini,itibarını almak isterler. Ve öğrenmişlerdir ki Batı’da da Jean Paul Sartre’den, Noam Chomsk’ye, Günter Grass’a kadar pek çok “saygın entellektüel” ülkelerine karşı eleştirel tavırlar sergilemiştirler. Eh delusyonları, narsisizmleri bu veri ile birleşince bu tabiatı ile “önce anti-milliyetçi, anti-maneviyatçı, anti-populist olacaksın abi”, “böylece ezber-bozan olursun, hem baldırı çıplaklardan ayrılır elit statü kazanırsın” altın kuralın üretmişlerdir. (devamını oku…)

Read Full Post »

(Star-Açık Görüş’ten alıntı)

Komşunuzu öldürdünüz. Onun başarısını kıskandığınız için, parası için veya tipi hoşunuza gitmediği için ise kanun size daha affedici davranır ama Japon olduğu için ise yandınız! Neden Japonlar’dan nefretten öldürmenin, parasına konmak için öldürmeden çok daha ağır suç olduğunun izaha ihtiyacı var. Hiçbir makul sebep yokken adam öldürme yeteri kadar kötü değil mi ki?


Nefret suçu ve söylemine evrensel kriter

BEKİR L. YILDIRIM / Yazar

Demokratikleşme Paketi kapsamındaki açılımlardan, en az muhalefet edilenlerden birinin  “nefret suçları” ile ilgili olanı olmasını bunun özellikle dünyaya Batı gözlükleri ile bakan, insan hakları kavramlarını oradaki ölçütlerle değerlendiren kesimleri memnun ettiği ama bunu ifade etmeyi de Erdoğan’a muhalefet anlayışları ile bağdaştıramadıkları olarak okunabilir. Muhtelif sosyal, siyasi kesimleri ilgilendiren konularda dengeli olmaya çalışıldığı gözlenen pakette, bu madde, özellikle mezkur kesimin hoşuna gidecek bir muhteva içeriyordu.  Zira “nefret suçları” ve “söylemi” kavramları  II.Dünya Harbi sonrası Batı’daki Yahudiler’in hassas olduğu “antisemitizm” kavramını kodifiye etmek için kanunlarına girmiş, sonradan eşcinseller, siyahlar ve diğer “ağlayan bebeklerin”  da yararlanması sağlanmış Batı’daki  zamanın ruhunu yansıtan kavramlardır.

Kavram  son yıllarda özellikle medyada “liberal” olarak tavsif edilen aydınlar sayesinde lisanımıza epeyce yerleşti. Kullanım, ırkçılık, homofobi, antisemitizm gibi aynı kategorideki ifadeler veya türevleri ile birlikte tedavülde.  Kavramın Batı kaynaklı olması bu yazının konusu değil.  Zira yaşadığımız zamanlarda  liberal demokrasi, insan hakları hatta modernist paradigmaçerçevesindeki tüm kavramlar için referans orası. Geriye iki problem kalıyor: Birincisi, yanlış tercüme veya kavram ithal edilir iken orjinalinden farklılaşması. İkincisi ise, velev ki tercüme doğru, kavramın imali ve kullanımına dair bir kritik sorgulama eksikliği.

Nefret suçu nedir?

Önce nefret suçu ve söylemi ifadelerinin Frenkçe tanımlarına bakalım. Batı kurulu düzeninin seslerinden Wikipedia tanımına göre göre herhangi bir şiddet suçu mağdurun bir sosyal aidiyetinden dolayı işlendiği zaman nefret suçu oluyor. Demek ki ortada cinayet, yaralama,  darp veya başka şekilde terörize etme gibi bir çeşit tedhiş fiili olacak. Sonra bu tedhiş, mağdurun etnik, cinsel, dini kimlik vb. bir aidiyetinden kaynaklanacak. Bizde bazı aydınların sıkça yaptığı bir yanlışı da Wiki düzeltmiş. Nefret suçları mevcut suçların bir kısmını vasıflandırır ve bu vasıflandırma ile cezasını arttırır iken, nefret söylemi bazı söylemleri suç haline getiriyor. Batı’da her iki kavramın da kapsamındaki aidiyetler genellikle listelenmiş.  Bunlar gene Wiki’ye göre: Irk, din, cinsel tercih, engellilik, sosyal sınıf, etnisite, milliyet, yaş, cinsiyet ve cinsi kimlik, yani aşağı yukarı her türlü aidiyet. Buradaki mantıki soru: Liste bu kadar uzun olmak zorunda ise, bu hemen herkesi içine alacak kadar uzadığında manasızlaşmaz mı? Zira herkes bir çeşit sosyal aidiyet grubuna dahil olarak kapsam alanına giriyor.

İkinci ve daha önemli zafiyet, orijinal kavramın muhtevasının ve uygulamasının ahlaken, ve mantıken yerindeliğinin sorgulanmaması.  Batılıların ifadesi ile bu kavramlar “İncil hakikati değil” ,  konjunkturel olarak  imal edilen, değişken, kapsamı genişleyen kavramlar.  İyi de bu kavramlar nasıl çıktı? Bu sorgulamayı objektif olarak yapabilmek için önce Batı’da kabul gören ve dünyanın geri kalanına, çoğunlukla “evrensel değerler” olarak ihraç edilen değerlerin nasıl oluştuğu üzerinde birazcık gözlem yapmak lazım. Böyle bir sorgulamadan şu gibi tenkitler hâsıl olabilir:

Bu kavram da devletin özür dilemesi, antisemitizm vb. gibi zamanın siyasi doğruculuğunun mahsulüdür. Orada da kavram bir geniş katılımlı tartışma,  kritik eleştiri testinden geçmemiştir. Gezi-sonrası bizde de çok kullanılan ‘katılımcı demokrasi’nin özürlerinden biri olarak, güçlü özel menfaat grupları ağırlıklarını koymak sureti ile kendi yararlarına olan değerleri hâkim kılabilirler. Bir suçun suç olarak tanımlanması ve müeyyideler getirilmesi için bir şekilde bir grubun mağdur statüsü teyid edilir önce. Sonra, bu belirleme lehtar vokal grubun lobi faaliyetleri sayesinde siyasi doğru söylem ve standard değer haline gelir. “Only us, victims here” (burada sadece biz, mağdurlar var) derler, herkesin bir özel mağdur grubuna dahil olduğunu ifade için. Örneğin, bir zamanlar orada da sapıklık, ahlaki çöküntü olarak tanımlanan eşcinsellik, daha sonra hastalık statüsüne oradan da “zıt-cinselliğe” eşdeğer bir tabii varoluş şekli ve hatta pozitif ayrımcılık kategorisi haline geldiyse, bu insan biyolojisindeki yeni keşifler sayesinde olmadı. Politik arenadaki “ağlayan çocuk” yöntemleri ile kazanıldı bu günkü korunan azınlık statüsü.

Kavramları imal ve kullanım gayelerinden biri de güçlü olan gruplar veya ülkelerin muarızlarını alt etmelerinde yararlı bir vasıta olmasıdır. Herkese eşit uygulanan bir standard yoktur. Gene Wiki’den iki tanımı kıyaslamak ortadaki çoğul standardı gözler önüne sermeye yeter:  Antisemitizm tanımında kavramın gayet yerinde olduğunu bir kötülüğü lanetlemek gerektiğini anlar Wiki okuyucusu. Muadili olan İslamofobi tanımında ise bazılarının bu kavramın Müslümanlar tarafından kendilerine sahte mağdur kategorisi ihdas etmek için kullanıldığı da “diğer argüman” olarak sunulur Wiki’de. Tanımlar her zaman muğlâktır çünkü bunlar öznel olarak düşünülmüş sonra nesnel kılıflar bulunmaya çalışılmış. “Almanya, Japonya, Türkiye insanlık suçu işledi” demek isteyen öyle bir tanım yapmıştır ki, sadece hedef ülke(ler) lanetlensin ve diğerleri gül gibi koksun. Fransa AYM’nden dönen  Soykırım İnkâr Yasası nasıl bir vicdani ilkenin kodifikasyonu gibi görünen kanun ifadelerinin aslında nokta atışı olabildiğine güzel bir örnek. Bundandır sponsor Valerie Boyer münhasıran Türkiye için tasarlanmış kanunu “Türkiye’nin adı geçmiyor ki” diye savunabilmesi.

Nefret suçu veya söylemi ifadeleri de toplumun vicdanından çıkmış veya legal tekniklere uygun tanımlar değildir. Belirli entiteler vokal olduktan sonra münhasıran onları zikreden tarzda oluşturulmuş sonra her ağlayan çocuk listeye eklenmiştir. Siyahî, kadın, Yahudi, eşcinsel, çift-cinsel, transseksüel, Oriental gibi. Her ne kadar kanunlar yapılır iken diğer vokal olmayanları da kapsayabilecek bir lisan kullanılmış ise de uygulamada herkes kimin kast edildiğini bilir. Örneğin, “Soykırım suçu” münhasıran Yahudiler için ihdas edilmiş idi ve biricik kalacak idi. Ne  Kmer Rouge ne  Ruanda  ne Bosna Soykırımı kurbanlarının ortak olması bekleniyordu ama Ermeniler oyunbozanlık yaptılar. Artık, onların dahil edilmemesi Batı’nın ahlaki ilkesizliği olarak okunabilirdi. Hâsılı, kimin mağduriyetinin, daha derin olduğu ve bu vasıfla öncelik kazanması gerektiği konusunda bir ahlaki standart yok, güçlü dikte ediyor ve geri kalanlarımız hazır listeyi “vicdanımızın sesi” olarak kabul etmemiz bekleniyor.

Suni olarak, belirlenmiş, kabul görmüş bir “evrensel ahlak” ve mantık testi kullanmadan bazı kötülükleri alıp bunları suç ilan etmek veya suç müeyyidesini arttırmak elde edilecek toplumsal yarar, kanun önünde eşitlik gibi birçok kategoride de problemli olabilir.  Komşunuzu öldürdünüz. Onun başarısını kıskandığınız için, parası için veya  tipi hoşunuza gitmediği için ise kanun size daha affedici davranır ama Japon olduğu için ise yandınız!  Neden Japonlar’dan nefretten öldürme, parasına konmak için öldürmeden çok daha ağır suç olduğunun izaha ihtiyacı var. Hiçbir makul sebep yokken adam öldürme yeteri kadar kötü değil mi ki?

‘Mağdur aidiyetler’

Konu tek bir kavramda yanlışlık değil tabii, zira eşyanın tabiatı böyle değildir. Bu kavramların yazı konusu olmasının sebebi günümüzde hemen her Batı kaynaklı kavramın bir moda çerçevesinde alınıp diskurumuza enjekte ediliyor olmasının fikir, değerler dünyamıza yaptığı aşikar tahribattır. Batı’da üretilen kavramlar ve savunmalarının distribütörlüğü bir yana spesifik olaylara verdiği tepkiler dahi basma-kalıp alıp tedavüle sürme alışkanlığı. Kürtajı “çek elini vücudumdan”, “doktorumla benim aramda” gibi “dünün modasından” tercüme sloganlarla savunan Batıcı kültür liberali tipler ile mezkûr moda duruşların distribütörleri aynıdır. Batı’da yorgun düşmüş, ikinci el hissiyat ve fikriyat özgünlük kılıfı içinde  piyasaya sürüldüğünde, “pardon o fikir senin değil ve üretildiği yerde epey yıpranmış zamanın siyasi doğruculuğu ürünü” demek distribütörleri de özgün düşünceye olmasa da kavramların nasıl, hangi ihtiyaca cevaben üretildiği üzerinde düşünmeye teşvik edebilir.

Demokratikleşme Paketindeki “nefret suçları” maddelerinin de problemlerden azade olacağını beklemek fazla iyimserlik olur. İlgili kısımdaki “mağdur aidiyetler” listesi, kanunlaştırılma ve uygulanma safahatında zorluklar çıkaracaktır, zira herkesin bir çok aidiyeti vardır ve “mağduriyet” kapsamındaki aidiyetlerin hangileri olacağının objektif bir ölçütü yoktur. Dolayısı ile zamanın siyasi doğruculuğundan etkilenme riskini taşır. Örneğin Paket’te “cinsel kimlik” ifade edilmemiş ama bunun dahil edilmesi için gerek Batı’dan  gerek içerdeki vokal baskı gruplarının devreye girmesi sadece zamanlama meselesidir. Zemin hazırlıkları çoktan başlamıştır.

bekirlyildirim@yahoo.com

(devamını oku…)

Read Full Post »

Ak Parti’li bir kaç hanım vekilin Hac dönüşü aldıkları kararla TBMM’ne baş örtülü olarak gelmelerine CHP’nin vereceği tepki tartışılıyor.

Benim bu müptezel zorbalık karşısındaki psikolojim bu gün Türkiye’de bilinçli olarak başını örten milyonlarca kadınınkinden fazla farklı değil sanıyorum.

1999’da Washington’da çalıştığım ofiste okuduğum Washington Post Gazetesi’nden almıştım bir vekilin Meclis’e baş örtülü girmesi haberini ilk olarak sanıyorum. 2 Mayıs 1999’da o olayın gerçekleşmesi ve verilen tepkiler haberini de sanıyorum NPR (National Public Radio) haberinden almıştım.

O gün ve takip eden utanç verici zamanlar hafızasında taze olan biri olarak CHP’nin vereceğini ilan ettiği “Ecevit’inkinin seviyesinin altında kalmayacak” tepki tehdidi (o seviyenin altında kalmak mümkünmüş sanki!) bana dejavu duygusu yaşatmadı. Çünkü bu ülkenin “bir daha asla” dediğine yıllar önce kanaat getirmiş idim. (devamını oku…)

Read Full Post »

Bakın size meselenin hülasasını söyleyim de günde 100 tane makale, 10 tane tebliğ, 1 tane de kitap okuma, TV’lerde 1o tane “all purpose uzman” ın artık ezberlemiş olmanız gereken kakafonisini dinleme eziyetinden kurtulun.

Bir şey değil.

1. Müslümanın, köylünün, Alevinin, hatta (onu yobaz, cahil bırakmak, sahteleştirmek sureti ile) laikçinin mezalimine giren kurucu, yönetici irade, “the sahip”, Kürtlerin de mezalimine girdi; hem de çok kötü!

2. Bu mezalim etki-tepki prensipi ve bölgenin geri kalmışlığı, feodal, aşiret kültürü ve 70lerin darbeye hazırlık döneminde Türkish solculuğunun “her problem itina ile sömürülür” ortamı ve sonrasında kahraman Ordumuz’un vatanı seviş tezahürleri ile birleşince nur topu gibi bir gayrimeşru çocuğumuz oldu! Adını da pekeke koyduk sonradan (benim Bölge’de bulunduğum 77 veya 78 yazında Batman’lı dostlar “Apocu denen bir avuç çapulcu” derdi) (devamını oku…)

Read Full Post »

Kocam 117 yıllık ne yaptı” diye soruyor masum yüzlü bir anne (MED TV’de değl Taraf’ta) yanında başını okşadığı sevimli çocuğuyla (KCK sanığı Batman Belediye Başkan’nın eşi). Ergenekoncu medya da aynı soruları Ergenekoncu katiller için sorduğunda Taraf ne cevap verdi ise benim cevabım da odur bacım. Sen bilmiyorsan, Taraf bilmiyorsa ben nerden bileyim? Belki bir ay önce 18 aylık Zeynep’in ailesini, seninki gibi nice kınalı kuzuları parçalayan mayını yerleştiren katilleri sevk ve idare etmiştir. Belki Serap’ı yakan otobüsteki bombacıya para göndermiştir. Ergenekoncuların ne yaptğını yüzlerce haber, yorumda anlatan Taraf PKK-KCK’nın ne yaptığını da anlatsa onu da ezberlerdik belki. (devamını oku…)

Read Full Post »

Teşekkürler Taraf’a bizi “diğer medya” nın iftirası sonucu içine girdiğimiz büyük yanılgıdan kurtardığı için! Karayılan “Israil’e 60 larda 70lerde dost idik. (Siz Filistinlileri kırdığınız, Filistin, Suriye, Mısır’ı işgal ettiğinizde) “size hayrandık”. Ama 80’lerden 90’lardan beri Türkiye’ye sattığınız silah ve teknoloji bize zarar veriyor. Mavi Marmara’dan sonra Türkiye ile hala ilişkiyi kesmediniz. Buradaki herkes, Türkler, Suriye ve İran bizi yok etmeye çalışıyor ” demiş ve Taraf’ın haberinde yer almayan “ortak düşmanlarımız” ifadesini de kullanmış.

Şimdi Taraf ta haklı olarak “Türk Basınını” bu sözlerden hareketle “ortak düşmanlar” listesine Türkiye’yi ilave etmesinden dolayı sigaya çekiyor. (devamını oku…)

Read Full Post »

1. Önce bu milleti tebrik etmek lazım. Demokrasi bize bir kaç boy büyük gelir. Bu millet demokrasiden anlamaz. O üstün Batılalara lazım” diyenlere şamar gibi cevap verdi. İyi başlangıç; devamını bekleriz. Demokrasinin ne olduğunun, nasıl tesis edildiğinin, nasıl korunduğunun şuurunda bir millete doğru daha da emin adımlarla yürüyoruz. Demokrasinin, meşruiyetin, daha ahlaki, daha ileri bir yönetimin girdilerini tadan millet geri gitmez bir daha.

2. Tebrikler Sayın Başbakan, Hükümet, Ak Parti! Tarihi bir zafer. Bu bir günde olmadı. Bu devrim gibi evrimin bir merhalesi. Yürek farkı, seviye farkı, kalite, çap farkı getirdi zaferi. (devamını oku…)

Read Full Post »

Evet, herkesin aklındaki soru bu. Benim cevabım, kesin ve ikirciksiz: Emin değilim.

Zira aldığım sinyaller karmaşık. 29 Mart Seçimleri’nden önce CHP için sorsa idiniz evet diyebilirdim. Zira verileri objektif tahlilini yapıp sonuç çıkarmaya programlanmış bir mühendis zihni benimkisi. O zamanki veriler bunu işaret ediyordu. Türbanlılara rozet takan, onları seçim afişlerinin ortasına yerleştiren, kara çarşaflıları medya önünde üye yapan, kamera-sever bir Başkan (ah o kamera tutkusu!! Boşuna dememiş atalarımız “kamerayla yaşayan kamerayla ölür” diye) vardı o zamanlar.

Şimdi de Kağıttepe’li, kooperatif villalarının havuzlarının hiç birinin ölçüleri 9×16 yı geçmeyen Ecevit_Lenin kasketi, Etro gömleği ile tam bir Gandi görüntüsü sergileyen, “biz Başbakan gibi söz verip arkasında duranlardan değiliz”, (devamını oku…)

Read Full Post »

Varsın bazılarına, mesela demokrasiye yeni yeni göz kırpmaya başlayan eski solcu yeni iberal, seküler, Batıcı demokratlara partizan gelsin söyleyeceklerim. Kendimi “yetmez ama evetçiler” gibi bir gruba koyma lüzumu hissetmiyorum. Bu arkadaşlar bu günlerde (muhtemelen bu gün) Tünel’den Taksim’e “yetmez ama evet” yürüyüşü yapacaklarmış. Kendilerini destekliyor başarılı bir yürüyüş olmasını diliyorum. Şartlarım müsade etseydi katılırdım da. Nihayetinde ben bu yürüyüşler, gösteriler toplantıların her birini bir demokasi bilinci artan, olup bitene müdahil olan bir toplum emaresi olarak okuyorum.

Ama “yetmez ama evetçiler” diye bir ayırım yapmayı manasız buluyorum. Sebep gayet basit: (devamını oku…)

Read Full Post »

Yanda resmi görülen yazarımız Münzevi, Referendum konusunda çok önemli bir yazı yazdı. Yazısında “Medyanın referendumda halkın karar verceğine bizi inandırmak için, üzerine ait olmayan Yargıtaycı Hasan Gerçeker’in şehadetine mi ihtiyacı var ki onun ağzından ‘halk karar verecek’ dedirtiyor” diye sordu (Bence çok duayen bi soru! -BLY).

İŞTE O YAZI:

Eblehçe bir habercilik modası

Daha önce de demiştim bir kaç defa, “Hep bir Hallı Turhallıyız , biz bize benzeriz” ve bir alt kategorisi olan “bizim medya medyacılığı boyalı medyadan öğrenir” diye. (devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »