Archive for the ‘Tabiat’ Category

w1240-p16x9-coronavirus-4Bankalardan gazetelere, magazin karakterlerinden siyasetçilere, herkes modaya uyarak bizi ne kadar düşündüklerini göstermek için #evdekal diyorlar. Kendilerinin bunan manası, mahiyeti üzerinde fazla kafa yormuş olduklarını sanmıyorum; olmaları da gerekmez. Salgının bulaşma mekanizması ve her gün defalarca verilen ölü sayıları yeteri kadar ikna edici olmalı. İlaveten kurallara uymak toplum olmanın önemli bir unsurudur.

Buraya kadar bir sorun yok. Yalnız #evdekal deyip, başka bir şey demeyenlerin ya göremediği, ya da siyasi doğruculuk gereği, söylemediği, aslında kaçınılmazlığı apaçık ortada olan büyük bir tehlike var: Herkes evde kalırsa bu değirmenin suyu nereden gelecek?

Bu sorunun cevabını biraz utanarak da olsa Trump’tan Mehmet Öz’e birçokları verdiler aslında: Evet, evde kalmaya fazla devam edemeyiz. Ama Korona? Biliyorum ama koronayı yenemezsek onunla yaşamayı öğreneceğiz, bu milyonlarca insanın ölümünü göze almak demek olsa da.

(devamını oku…)

Read Full Post »

Dün “Hayvanseverler LGBT,esas dertleri Erdoğan’ı devirmek” sohbetinden sonra cuma hutbesini de İslam’da canlı haklarına verilen önem ve akabinde “istediğnizi öldürün; hepsi bizim için metadır” fıkhı ile bitiriyor Faruk Hoca.
Cuma hutbesi burada:
https://www.yenisafak.com/yazarlar/farukbeser/saldirgan-hayvanlarin-oldurulmesi-meselesi-2048955

Mutad e-postam da burada:

Bayılıyorum din sohbetlerine hoca!

Naslarla İslam’da hayvan, bitki hakları diye başla.. işime yarıyorsa, yaramıyorsa, hoşuma gitmiyorsa (domuz) hepsini öldürürüm diye bitir. Perşembenin geleceği çarşambadan bellidir derler ya, bu günkü “istediğini, istemediğini öldür; fıkhı bana bırak” katliam fetvası, dünkü hayvanseverlerin LGBT, T-Cep (ne ola ki?) bağlantıları hutbesinden belli idi.

Fakire gelince: Şahsen, gençliğimden beri bilerek karınca öldürmedim. Bazen mutfak kirli olduğunda ekip halinde gelip, ekmek, yemek, şeker kırıntılarını temizliyorlar, işleri bitince çıkıp gidiyorlar evlerine.
(devamını oku…)

Read Full Post »

pOLAR bEAR

“Tanrı, “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, sığırlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun. … Yeryüzünü doldurun ve hakimiyetiniz altına alın.. İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. … Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.”
(İncil, Yaratılış: 25-29

Yeri, göğü,
milyarın, milyarinci gücünün milyarinci gücünü: sonsuzluğu,
O sonsuzlukta bir toz tanesi mesabesindeki dünyayı
Ona hayat üfleyen havayı, suyu, güneşi
ve o hayatın kâinatla aldığı muhteşem terkibi,
Her an seni zikreden balıkları, dinozorları, filleri, kurtları, kuşları, böcekleri, çiçekleri
Mavi okyanusun, yağmurun, derenin, tepenin mükemmel harmonisini
O dereden su içen ceylanı, gölün kenarında baraj yapan mühendis kunduzu
O mis kokulu çiçekten bal yapan arıyı, güle en güzel aşk şarkısını yapan bülbülü,
tarım yapan karıncayı yaratan akıl almaz büyüklük, güzellik, güç!

..ve düşündün, “Hmm bir şey eksik” dedin,
(devamını oku…)

Read Full Post »


Sizin gibi
Ölümü düşündüğüm çok olur
Hattâ düşlerimde öldüğüm bile
Bütün yürekler taş kesilmiş
Kendim ağlarım öldüğüme.

(Geçketir Öldüğüm-Baki Süha EDİBOĞLU)

Şair ve muhtemelen bir çoklarınız gibi ben de ölümü çok düşünegeldim çocukluk yıllarımdan beri. Ama bu düşünc tek düze bir duygu değil. Ölüm düşüncelerim de yaşlandı benimle. Duygusal, felsefi edebi boyutlar değil bugünkü maruzatım. Fiziki, biyolojik yani fenni boyut.

Olayın biyolojik boyutunu tanıdığım bir kaç doktora da sordum; tatminkar bir cevap alamadım. Nedir ölmek sahi? Ne olur o “canlı” durumundan “ölü” durumuna geçiş anında? Ne fark oluşur o son salisede? Ben hala karanlıktayım.

Sözlükteki en kısa tarif: “Hayati işlevlerin kalıcı olarak sonlanması” diyor. Benim soruma cevap değil. Nedir o önceki salise ve sonraki salise arasındaki fark. Neden? (devamını oku…)

Read Full Post »

Kaverengiburunlubeyazeskikaptan ‘ın hayatı Noel kutlamasından ibaret. Ona artık kelime sarfetmeye hacet yok. Ama işi son günlerde “Noel’ime dokundurtmam” gayretkeşliğine dönüştüren (gavurlara, yeni müttefik “çağdaşlara” yaranma kapmanyası)  Fethullah ve “bu gün ne desem de cool olsam” diyerek klavye başına oturan kırmızı pantolonlu, Noel’in merkezi Nişantaşı’nın pek de kabul edilmeyen sakinine basit bir akıl izan dersi daha verme ihtiyacı hasıl oldu.

Fethullah’ın çocukları haberlere, köşe yazılarında bütün konuları bitirmişler şimdi de “Noel’a karşı çıkanlara savaşa” girmiş durumdalar. Zırvalarını tek tek alıntı yapmaya hacet yok. Ayn zırvann tekrarından ibaret.

Bir kaçına cevap:

Zırva 1 : “ben bu ülkede Noel’i kutlayan bir kişiye rastlamadım”. Adamların yaptığı yılbaşını kutlamak. (devamını oku…)

Read Full Post »

Yeni “çevrecilerin” çoğunun aksine ben Taksim Gezi Parkı’nı iyi bilirim. 70’lerde okuduğum İTÜ’nün yakınındaydı; oturmuşluğum çoktur. Topu topuna bir kaç dönümlük alan. Demagojik yaygaranın aksine şu anda yapılan yol genişletme-yayalaştırma çalışmasından ibaret. Topçu Kışlası görünümündeki AVM projesi bana da hoş gelmemiş idi. AVM eksiğimiz yok, özellikle merkezi İstanbul’da yeşil alan eksiğimiz var. Gerçek bir çevreci olarak refleksim daha az betonlaşma daha fazla yeşilleştirme yönünde.

Çevrecilik üzerine bu kadar. Zira artık olayın çevre mevre ile alkası yok. Aklıma Akif’in Çanakkale Şehitleri şiirinden bir dize geldi: Kanada’nın yanında bakıyorsun Ostralya.

“Taksim direnişi kahramanları” listesine bakınca gavurların ifadesi ile tüm “strange bedfellows” (uyumsuz yatak arkadaşları) orada. Projeye tüm Belediye Meclisi üyelerinin onay verdiği CHP’den “ana dilde öğrenim” hakkı için binlerce insanın katline cevaz veren lakin 5 tane ağacın sökülmesine yüreği dayanmayan “all purpose direnişçi” fırsatçı Sırrı Süreyyqa Önder’e, Doğu Perinçek’in terörist yavrularından Esed’in favori şarkıcısına, TÜSİAD’ına kadar “Ak Parti düşmanları International” tekmili birden orada. (devamını oku…)

Read Full Post »

Bizim mahalle camiindeki geçen cumaa hutbesi ve bu günkü Star’daki Yağmur Atsız yazısının tahriki sonuncu hayvan hakları üzerine bir not daha düşme ihtiyacı hasıl oldu. Önce hutbeden:

İmam, “Peygamber efendimiz (sas) ‘komşunun bir köpeğine taş atmak o komşuya eziyettir’ buyurdu” dediğinde aklımdan ne geçtiğni beni birazcık olsun tanıyanlar tahmin edebilir: Komşuya dahi eziyet olduğuna göre köpeğe ne olur?
Haşa, hadis-i şerifin hikmetini sorgulamak haddim değil. Mezkur hadisin sahihliği konusunda da bilgim yok. Velev ki sahih, biliyoruz ki hayvanlara merhametli davranma üzerine de bir çok hadis-i şerifi vardır, kedi uyanmasın diye eteğini kesen Peygamber’in. Hutbe komşu hakkı üzerine idi onu vurguladı imam.

Benim itirazım olaya sadece insanın hakkı zaviyesinden bakılıp hayvanın adata bir meta, bir tüketim malzemesi mertebesine indiren kültüredir: Mesela bu topraklarda hakim olan kültür, veya Ispanya’da, Meksika’da…

Şimdi aklıma ABD’de bir zamanlar yayınlanan “Gece Mahkemesi” adında bir komedi dizisinden bir sahne geldi. İki adam kavga yapmış, müşteki müdafinin kendsine bir cisim fırlattığını iddia ediyor. Hakim “ne fırlattı” diye sorduğunda bir cüce yerinden kalkıp “beni fırlattı” diyor. Davacının avukatı da cüceyi işaret ederek ilave ediyor: Bunun bir tanesinin adama ne yapacağını bilmiyor musun? (devamını oku…)

Read Full Post »

A.A.

Edirne’de bir sokak köpeği, otomobilin çarpması sonucu yavrusu ölen yavrusunun başından saatlerce ayrılmadı.

Devamı Feline Chronicles’ta

Read Full Post »

anjana-the-chimpanzee-and-two-tigers-8

Haber: Burdan

Resim, daha güzelleri ve daha detaylı bilgiler: Şurdan

Read Full Post »

İşte gerçek ağaç sevgisi

Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde işyeri inşaatı yapan bir muhtar, ağaç sevgisi nedeniyle kesmediği çam ağacını işyerinin ortasında bıraktı. 20 yıldır Kadirli’de kebapçılık agacmesleğiyle uğraşan, aynı zamanda Koçlu köyü muhtarı olan Ali Kadıoğlu, 140 yaşındaki çam ağacını kesmemek için ağacı işyerinin ortasında bıraktığını söyledi.

Çam ağacının altında yıllardır seyyar tezgah üstünde kebapçılık yaptığını anlatan Kadıoğlu, “Kadirli’de benim işyerim yıllardır vatandaşlar tarafından “çamın dibi” olarak bilinir. Yıllardır ağacın gölgesinde mesleğimi yaptım. Müşterilerim temiz havada çam ağacının altında kebaplarını yedi. (devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »