Archive for the ‘Toplum’ Category

Resepsiyon’a katılan her köşe sahibi yazmış izlenimlerini. Tabii ki benim geri kalmam beklenemezdi ama azz sonra. Önce bir kaç farklı gözlemden oluşan şikayetnamemi aradan çıkarayım müsadenizle:

1. İstanbul büyüyemez küçülür.

Buraya ara sıra bakanlar bilir bunun ilk şikayetim olmadığını. Bu gün tekrar ısıtıp sofraya koymamdaki tahrik unsuru bu gün gene yaptığım bir gözlem.

Evden epeyce uzaktaki hastaneye mutad yolculuklarımdan biri için bir 2. çevre yolu bağlantı yolunda (sanıyorum Hadımköy Yolu adı) ilerliyorum kaplumbağa hızında. Duruşlardan birinde etrafıma baktım, önümde solumda, sağımda ve onun önündeki araçların hepsi ağır iş aracı, tırından, hafriyat kamyonuna. Tıkanmanın birinci nedeninin onlar olduğunu bilmek için fazla uzmanılığa hacet yok. Bildiğim kadarı ile onların trafik saatleri kısıtlamaları, sağ şeritleri kullanması zorunluluğu gibi kurallar konuldu ama kimse oralı değil;taksici gibi şerit değiştiriyorlar üstelik.

Tabii ki onlar sorunun kökeni değil sonucu. Köken İstanbul’un yıllardır tam bir şantiye alanına dönüşmüş olması – ki o da başka şeylerin sonucu ama Büyük Patlama’ya kadar gidemeyiz.

Sorun yeni değil tabii. Adını tekrarlayalım: İstanbul’un sınırlandırmasız büyümesi ve artık yeşil alanı ancak TVlerdeki “Residans” reklamlarında görebiliyor olmamız.Bayılırım bu kelimeye ama “lansman öncesi” kadar değil.
(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Melis-AHCoşkunDünyadüzdiyengençBiri “bizim” mahalleden, diğeri standard “öbür mahalle” prodüksiyonu iki cehalet örneğini konuştuk, belki hala konuşuyoruz son günlerde.Biribirinin tıpkısının aynısı denmesi zor, ama örtüşen en azındaN cehalet boyutu var ve bu notları düşme nedenim de özellikle o boyut.

Birinde laik mahalleden (şimdi laik, laikçi, Türk laikçisi, Fransız laicisti ayrımı gibi bayat konulara girmeyelim) bir Kahverengiburunlueskibeyazkaptan çağdaşı hatun. Hatun’un söylediği kendi mahallesinden iki sapığın ensest ilişkisi üzerine ortaya attığı “%40 ensest yapıyor; şaşıracak ne var bunda”çıkışı (tahminim yazı fikirleri en azından Ertuğrul’a ait, fazlası değilse).
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Sadece tanınmış ağızlardan çıkan mesajlar değil onlara verilen tepkiler de aynamızın bir parçasıdır.

Güncel örnek: İslam Fıkhı profesörü, yani konuştuğu konuda fetva verme ehliyetine sahip bir kişi bir yorum yapıyor tesettürlü kadın ve topluma açık yerlerde sigara içme konusunda. İfade seçimi tabii ki tartışılabilir ama mesaj yanlış mı?

Onun yorumundan çok verilen tepkiler ve tepkilerin geldiği yerler toplumun değerlerinin, İslami-ahlaki-kültürel vasatın nereden nereye geldiğinin bir göstergesi rolü gördü fakir için.

“Laik”(!?) çevrelerden çok İslami-mütedeyyin-muhafazkar, AK Partili (dilediğinizi seçin) kadınlardan gelen tepkiler tabii ki özellikle bilgilendirici idi. “Edep ya hu” çeken (bu AK Partili değil herhalde, teslim edelim) dahi çıktı hem de baş-örtülü! Edep verdiği kimse Hayreddin Karaman. Herhalde yaşlandık; bir baş örtülülüğünden dolayı “İslamiliğini” isbatlamış bacı (tabii “mütftünün karısı” rolü oynamıyorsa)bir İslam Alimi’ne “edep ya hu” çekmesi gençlik yıllarımda hayal edilebilirin ötesinde idi. Ve gençlik yıllarım Müslümanlar’ın “öz yurdunda garip, öz vatanında parya” mumalesi gördüğü yıllardı.

Bu cesaretten Erdoğan-AK Parti’ye çıkan mesaj: Sahi muhafazakarlaştı mı toplum? Hangi ölçülerle? AK-Partilileşme muhafazakarlaşma mı? Bu bağlamda sıkça kullandığım bir ifadeyi tekrarlamalıyım: Çanakkale-Kurtuluş Savaşlarımız’ı kaybetseydik ne olurdu acaba? Allah göstermesin Nişantaşı’nda Türkçe isimli mağaza bulamazdık!

Kazandık ama ne olarak çıktık savaştan? Sahi kazanmak nedir? Tekrar Sabah -Hürriyet kıyaslaması örneği. Hangisi hangi kültürü, değerleri pompalıyor? Marslı biri okusa farkı anlar mı?

Laiklere çıkan ve muhtemelen onları rahatlatan (rahatlatmıyorsa eblehler)mesaj: Ilımlı İslam Projesi çoktandır meyvelerini veriyordu. Artık korkulacak hiç bir şey kalmadı! Onlar da sizden.

Biz şimdi Hayreddin Karaman’ın sigara ve tesettürlü kadın mesajına geçelim (daha&helliip;)

Read Full Post »

köylü2şehirli
Şehirli -köylü, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri lisanımızda yaygın kullanımdaki kod-kelimelerdendir.
Kod olmasına koddur ama tek kodlaması yoktur. En geniş manada bilgisiz, görgüsüz şehrin adab-ı muaşeretini bilmeyen, kültürel olarak zayıf kalmış tipidir “köylü” ve zıddı da şehirli. Kodlama farkları modayı iyi takip etmeyen, muhafazakar, mazbut, mutaassıp kimselere “köylü” deme şeklinde de tezahür eder kendinden menkul “beyaz Türk” Kahverengiburunlubeyazeskikaptan (nam-ı diğer başkıro) türü tiplerde.

Ama kavram veya metaforun normatif bir karşılığı vardır. Köyde nisbeten kuralların az olduğu (trafik, bilimsel, kültürel faaliyetler, telekomunikasyon, modernitenin diğer nimetleri ) insanların hızla şehre göç etmesi gerçeği şehirde bir takım uyum sorunları yarattığı ve çoğunluk haline gelince şehrin kurallarını değiştirmesi veya kuralsızlığı geçerli kural veya “racon” yapması gibi bir sosyal sorunla karşı karşıyayız. (şimdi Ankara’ya sokulmayan Aşık Veysel, Kızılay’a sokulmayan ”memleketin efendisi” konularına girerek sadedden uzaklaşmayalım).
(daha&helliip;)

Read Full Post »

20161012_153233

Çetemin nüfusu 12’ye kadar çıktığında Erenköy’deki apartmandan varoşlarda bir müstakil mekana taşınma fikri hasıl oldu. Ve sonunda bir diğer cemaatten olduğunu söyleyen bir derviş oğlu dolandırıcıyla yaşadığım nahoş olayla da olsa bir mekan sahibi olduk Beylikdüzü’de. Gel gör ki buraların halkı yani Ardahan’dan Tokat’a, Erzurum’dan , Hakkari’ye yurdum insanı Nişantaşılılar gibi gösteriş için hayvan duyarlılığı gibi yeni modalara da kaptılmıyor kendini. Araba yeni ama kullanım tarzı taksici dolmuşçudan öğrendikleri eski racon gereği “bastı mı gaza gezer mi gezer” deminde dar, mahalle yoluymuş, 40km’nin geçilmeyeceği yolmuş, dinlemez. Bildikleri kadarı ile Etiler’de yok böyle abuk subuk kurallar.

“Bu yolda hayvan ezmek için kasıt şart” dedi komşu. Bu kültüre aşinayım, çocukluğumda köpeğe kedi öldürtmek, olmadı ise işkenceyle öldürmek bir çocuk oyunu idi.

Bu konuda fazla ilave edecek şeyim yok. Gavuru Türk’ü erşref-i mahlukat insan toplulukları hakkındaki genel kanaatlerim malum olmalı burayı takip edenlere. Klişemi tekrarlayayım: Bunu ancak insan yapar.

CAM00948

Kısmet- 1-Numara

Kısmet ve evlatlığı 1-Numara (Takriben 9.5 ve 8.5 yaşlarında)

Bahçeme yanyana gömdüğüm üçüncü yavrum. Bir tane de kardeşimin bahçesine gömdüm. Diğerleri veterinerde, bilmediğm yerlere kayboldular, can verdiler, cesetleri ne oldu bilmiyorum.

Üzdüklerim varsa affola. Kayıt düşmesem olmazdı.

Bulut-Don Kişot-7-adj-new

Puppy-4

Hamiş: Son yavrum dediysem “benim” dediğim, evimde baktıklarımın sonuncusu, günü birlik misafirden sıkça ziyaret edene, karşıdaki yeşil alanı mesken edinene çocuk çok. İnsanlara rağmen onlar için hayat devam ediyor, Gazze’de de..

Read Full Post »

Alın size bilimsel tebliğ gibi başlık!

1960ların ikinci yarısında bir zaman olmalıydı. Sivas’ta ortaokul öğrencisiyim. Simaviler’in Hürriyeti’nde Breziyalı futbol yıldızı Pele’nin değeri üzerine çıkan yazıyı sokakta mahalle çocukları ile değerlendiriyoruz. Gazete fiyatın dudak uçuklatıcı olduğunu vurgulamak için “Bir Pele ile neler alınır” başlığı atmış ve altına neler alınacağını sıralamış resimli olarak. on onbeş farklı nesne koymuş listeye. İki tanesi aklımda “16 tane Şampiyon Fenerbahçe”, “260 tane Anadol” (yeni çıkan “ilk yerli araba” , Murat’tan önce).

Herkes bunların hepsinin toplamı alınır diyor. Yani 16 tane Şampiyon Fenerbahçe Takımı + 260 Tane Anadol + Şu kadar apartman dairesi + ….. Bense hayır listedekilerden her biri alınır tamamı değil de diretiyorum. Herkes aptal olduğuma karar veriyor. Biri bahse var mısına götürüyor işi. Ben de teredütle erkekliğe leke sürmemek için varım diyorum. Tereddütün sebebi yanılabalieceğimi düşünmem değil, onların doğruyu belirleyici hakeminin de onlarla aynı zihin ve duygu seviyesinde biri olacağı korkum. Ve korktuğum başıma geliyor! Gidip bu işleri bizden iyi bildiği kesin olan, Fener Gassaray, Metin, Can felan işleri ile haşır neşir olduğu varsayılan Burhan Abi (ilkokul mezunu değil, futbol oynar ama ayağının birini çocukken araba ezmiş, kahve ile Kanlı Bahçe (boş arazi-futbol sahası) arasında, sadece “Topal” lakabi ile bilinen abiyi bilirkişi tayin ettiklerinde kaybettiğmi anlamıştım. “Topal” (bizim için saygıdan Burhan Abi) gasteye şöyle bir iki saniye göz attıı ve kararını verdi: “Bunların hepsi”. Ve hemen benden 5 lirayı -ki büyük para idi- tahsil etmeye kalktı bir kaç kazanan ortak. Birini çok iyi hatırlıyorum Edip Kızıltoprak diye bir oğlan; baş parmağını emerdi ileri yaşlarda dahi.. Şimdilerde Sivas’ın en zengini imiş duyduğuma göre; bir kaç kere altın kaçakçılığı, kredi kartı üzerinden tefecilik vs sabıkası varmış. Beni şaşırtmadı; tam da “adam olacak çocuk” tipi idi; ortaokuldan terk.

Şimdi bir de neden hala haklı olduğum düşündüğümü isbat gerekiyor değil mi? Malesef, olsun; bu blogun okuru değilse de vasatın ne olduğunu biliyorum. Bir üniversiteden masterli olduğunu söyleyen bir hemşehri “abi İstanbul’un nüfusunun dörtte ikisi Sivaslı” dedi! Açıklama şöyle: O Hürriyet haberinde Pele’nin o zamanki fiyatı yazıyordu: 24 milyon TL. Fenerbahçe takımı tekmili birden  : 1.5 milyon TL. Bakın 16 x  1.5 = 24 mantığım mantıksız bulundu. Pele çook kıymetli idi ve ben onun kıymetini düşürüyordum. Böyle adam tabii ki haksızdır her zaman ve  9 köyde de. Ne vekil, ne bürokrat, ne “siyo”, ne de “hesap uzmanı” olmaya layıktır! (daha&helliip;)

Read Full Post »

SivaseskiÖnce idrak etmek üzere olduğumuz mübarek Ramazan ayının tüm Müslümanlar için hayırlara vesile olmasını dilerim.

Nedendir bilmem aklıma bu hatıra geldi, belki  Ramazan’ın infak (fukaraya yardım) ve yokluk içindekilerle empati ayı olması ile alakalıdır; ama hatırladıkça gülümsetir ve düşündürür fakiri.

Sivas’ta geçen çocukluğumuzda insanlar bu güne göre epey fakirdi ve modernitenin nimetlerinden yoksun idik. Örneğin, doğal gazı bırakın kalorifer dahi yoktu. Az sayıdaki apartmanlar dahi soba ile ısınırdı. Hal böyle olunca, herkes kış gelmeden odununu kömürünü alırdı. Odun çoğunlukla kütükler halinde gelir, evlerin önünde veya varsa bahçesinde oduncular  veye gücü yeten ev sahibi tarafından kırılır sonra odunlukta depolanırdı.

Hatıram bizim evin yarısında oturan kiracının bir odun kırma tecrübesi ile alakalı. Ben de onlara yardım ediyordum, sobaya sığacak büyüklükte kırılmış odun parçalarını odunluğa taşımakta. O sırada bir dilenci geldi “Allah rızası için bir hayır” isteyen. O zamanın dilencileri çok kanaatkar idi. Bir dilim ekmek, 5-10 kuruş para, bir parça yiyecekten öteye geçmezdi beklenti. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »