Posts Tagged ‘Ahlak’

Çözüm süreci başarısızlıkla sonlanmıştır. Zararın neresinden dönersen kardır. Şimdi “ben demiştim” diyen tabii ki çok olacak, fakir dahil (yanılmış olma dileğimi de defalarca ifade ettim). Partiler arasında tabii ki bunu söylemeyi en fazla hak eden baştan beri sürece inanmayan (alternatif sunmasa da) MHP’dir.

Peki bu sürecin propagandasını yapan, Erdoğan ve Hükümetini buna sürükleyen, pek de dokunaklı Kürtçe ve Türkçe barış, kadeşilik, Kürtler’in gasp edilen hakları, Diyarbakır Cezaevi’nde bok yedirdiler, Dersim dört dağ içinde türküleri söyleyen son yılların “süper-starı” kimİsi “bizim medyada” kimisi gidip gelen liberal, dindar, demokrat veya yukardakilerin hepsi yazar, konuşur, “akil adamlar”‘ın hiç birinden “yanılmışız”, “feraset eksikliğimiz varmış” vb cümleleri duydunuz mu?

Tabii ki duymadınız. Onlar şimdi Hükümet’e yeni akıllar vermekle meşguller, kimi köşe kadısı, kimi vekil, başdanışman vs olarak. Neden hala, romantizmlerinden, Polyannacılıkları’ndan bu kadar yanılmış oldukları ayan beyan ortada olanlar, hiç bir özeleştiri, yüzleşmeye baş vurmadan dün göğe çıkardıkları “sevimli teröristleri” bu gün yerin dibine batırmakla meşguller? Çünki adamın tekinin dediği gibi “bu ülkede her şey olunur ama rezil olunmaz” olduğunu biliyorlar. (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

between_dream_and_reality_by_inpluvia-d5p86yrFethullah sayesinde artık, hepimizin diline pelesenk olan “algı operasyonu” üzerinde düşünmeye değer bir ifade. Basitçe, bir eylemin aslında ifade edilen gayeye hizmet etmek için değil, sırf insanların algıları üzerinde etki oluşturmak için yapılıyor” manasında bir ifade – ki kendisi de bir algı operasyonu aracı olabilir. Birazcık tüme varım yaparsak, halkla ilişkiler (Piyar, PR- public relations), imaj oluşturma (image making), iletişim stratejisi-“bilimi”(!) gibi hızla matah hale gelen kavramlar da “algı operasyonu” ‘nun türevleridirler.

“Olduğun gibi görün, yoksa göründüğün gibi olmaya mecbur kalırsın” diyen Mevlana’nın hilafına bu günün hakim kültürü “ne olduğun önemli değil, nasıl göründüğündür önemli olan” diye bağırıyor kulaklarımızı yırtarcasına. Aksi takdirde, örneğin neden “image maker” ‘a ihtiyaç duysun ki insan, eğer “imajı” ile problemli değilse? Neden plastik cerraha ihtiyaç duyarsa ondan. Olduğundan farklı, daha pozitif görünme ihtiyacı değilse nedir neden? Bu bir sahtekarlık değil midir peki? Belki duymuşsunuzdur haberlerde, Çin’de bir adam doğan çocuğunun yüzünü görünce araştırmış, karısının evlenmeden önce bir kaç estetik ameliya geçirdiğni keşfetmiş ve aile mahkemesinin yolunu tutmuş!

Yale kilitleri ve Singer dikiş makineleri

Her ikisi de en az 200 senelik geçmişi olan şirketler. Çocukluğumda Yale demek kilidin en iyisi demekti; Singer de dikiş makinesinin.Rahmetli annemin bir Singer sahibi olduğunda yaşadığı ender mutlluluk anlarından biri hala gözümün önündedir. Ama ne Yale ne Singer’in reklamını bir yerde gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Doğrusu bu günkü durumlarını da bilmiyorum ama 200 kusür yıllık “kalıcı güven sembolü” olmalarını reklama değil malın kalitesine borçlu olduklarını biliyorum.

Bu tespit için çok söz vardır “iyi mal kendi reklamını yapar” vb.

“Sırf reklam iletişim, imaj, PR” vb sayesinde kalıcı bir başarı yakalamış mal da yoktur, şirket de ve insan da. Tabii ki “başarı” tanımını değiştirirseniz, “salla beni salla” eserinin müellifi başarılı bir müzisyen de diyebilirsiniz, Gerorge W. Bush hatta Kılıçdaroğlu da başarılı devlet adamları olabilir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Abdurrahman Dilipak

abdurrahmandilipak@yaniakit.com.tr

Aday adayı olanlar için bu yazı çok can sıkıcı olacak.. İsterlerse okumayabilirler.

AK Parti’de 6000’den fazla aday var.. Sadece 550 aday listeye girecek.. Bunun üçte birinin de kazanma şansı yok. 5700 kişi mülakata giriyor. Bana kalırsa birileri şimdiden çekilebilir.. Eskiden, partiler aday bulamazdı. Şimdi de aday bulamayanlar var. Tamam siz de varsınız da, aday adayları belli olunca, siz durumu görüp, kararınızı gözden geçiremez misiniz? Hani adaylık bu anlamda biraz da boğaz köprüsündeki yarışa dönmedi mi..

Fidan, Erdoğan’ın hatırını kıramadığı için çekildi. Bugün gazetesinin sahibi İpek, Gülen’in tek tebessümü için bütün servetini vermeye hazır. Kadirov ise Putin için ölebilir.. Aklı ve iradesi ile, düşünerek, Hakk’ın hatırı için, “ben çalışacağım ama, ben bu yarışta yokum, bu listede bu işte benden daha iyiler var” diye çekilecek tek bir erdem sahibi insan yok mu?

Benim oğlum aday olsa, “bunu seçin” demezdim. Eğer o işe daha ehil biri varsa onu işaret ederdim.. Karar vericilere de “Allah’tan korkun, adil şahitler olun, işi ehline verin” derdim.. “Birine olan kırgınlığınız sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin” derdim.. Her iyi insan, o iş için en uygun, en ehil insan olmayabilir.. Bu işte dürüstlük tek başına yeterli değil. Bilgi de gerek, cesaret gerek..

İnsan kendisinin, ailesinin bile sorumluluğunu taşımak konusunda bile acz içinde iken, nasıl olur da başkalarının vebalini taşımak konusunda bu kadar istekli olabilir.. Adil Ömer, kendi hilafet dönemi için “eğer sevabım vebalime denk gelirse bahtiyar olacağım” der.. Unutmayın, sadece yaptıklarınızdan ve söylediklerinizden değil, yapmanız gerekirken yapmadıklarınızdan, söylemeniz gerekirken söylemediklerinizden de hesaba çekileceksiniz.

Ben kendi nefsinin ve ehlinin vebalini taşımak noktasında kendimi aciz görürken, başkalarının vebalini üstlenmekte bu kadar cesur davrananları anlamakta zorlandığımı itiraf etmeliyim..

Diyanet camiasından bir kardeşim sms atmış, diyor ki, “Bu sorumluluğa aday olanlar, neyi kabul ettiklerinin farkındalar mı. Kitapta, ‘bilmediğiniz şeyin peşine düşmeyin’ der, neye talip olduklarını biliyorlar mı? Dini ve dünyevi anlamda ve uhrevi sorumluluk olarak hangi mesuliyet altına girdiklerinin farkındalar mı? Bu iş ‘ateşten bir gömlek’. Eğer hakkı verilmezse ‘dua ile istenen bela’ya dönüşür. Elbette bu işi içimizden birileri yapacak, ama..”

Evet, buradaki “ama” önemli..

Adaylardan bakalım sonuçlar açıklanmadan çekilecek olan olacak mı? Pek sanmıyorum.. Adayların bir kısmı yarın aday olmadıklarını ögrendiklerinde ne yapacak aceba.. Dava için araziye çıkacaklar mı, yoksa, herkes evine mi gidecek. Birileri “kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor” olabilir. İhale isteyebilir, ya da terfi talep edebilir. Bu işler böyledir.

Aday olmayan partililer, istedikleri adayı öne çıkartamayabilirler, ama olmaması gereken birinin öne çıkmasını engelleyebilirsiniz.. Dün görmediğiniz, bugün gözünüze sokulan cömertliklerine kanmayın sakın birilerinin. Yerel oligarklara, kabile, tarikat, sermaye grublarının oluşturmaya çalıştıkları vesayat rejimlerine karşı dikkatli olmak gerek.. Bu memlekette sadece toprak ağaları yok, mahkemeyi kadıya mülk sanan siyaset ağaları da var. Keşke seçiciler kurulu, sadece mülakatla yetinmeseler, illere, ilçelere birtakım yakalarında parti rozeti olmadan birtakım kişileri müfettiş olarak gönderseler. İnterneti bir iyi tarasalar..

Devamı Yeni Akit’te

Read Full Post »

Kampanya ordum nerde mi? Burada!

Kampanya ordum nerde mi? Burada!

Tanınma açığım” ‘ı müdrik olarak, lakin “tanıtma” için yapılması gerekenlerin bir çoğu pek de tabii hatta ahlaki gelmeyen biri olarak tamamıyla inzivamda kalıp, “armut piş, ağzıma düş” de diyCAM00465emezdim. Kendimi tanıtmak istediğim Beylikdüzü İlçe Başkanımız boşuna dememişti “teşkilat seni tanımıyorsa nasıl seçileceksin” diye.

“İyi, tanıtayım işte” dedim ama tanımaya pek de hevesli görünmedi teşkilatlar. Her biri “makbul aday adaylarını” belirlemiş gözüküyorlardı. Ya randevu vermediler, ya baştan savdılar. Büyükçekmece İlçe Başkanı hanım kardeşimin sekreteri sağ olsun “Sayın Başkanımız yarin 16:00’da sizi kabul edecek” dedi. lakin yarım saat bekleme salonunda beklettikten sonra, hep birilikte başka bir aday adayı için mahalleleri dolaşma işi çıktı. “Kusura bakmayın Sayın Başkanımız’ın ani işi çıktı; sizi kabul edemeyecek” şeklinde postalandım. Bu tecrübeden sonra diğerlerini ziyaret etme teşebbüsünde de bulunmadım.

İl teşkilatından da aynı “ilgi ve alakayı” gördüğümü şimdi belirtmez isem sonra- ola ki- “kaybettiiği için kesiyor” olma ihtimali var. Orada işlerin daha profesyonel ve daha rafine olduğunu belirteyim samimi intiba olarak. Lakin benim elimde ulaşacak bir delege veya teşkilat mensupları listesi yok iken bir çok aday adayının, delege olmayan şahsıma dahi SMS yollayabilmesi , İl İlçe Başkanları ile fotograf gibi ayrıcalıkların da toplumumuzda hayatın gerçeği addedilen kadim olgularımız manzumesine kaydedeyim. Bir de “öne çıkan adaylar” , “adaylığı kesin olanlar” gibi medya yayınlarının sorumluluğunu Partim’e yükleyemem. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Prof. Hayreddin Karaman bu günkü Yeni Şafak’ta “Siyasi Ahlak” başlıklı yazısında liyakat sahibi olmadığı halde görevlere talip olanlar üzerine bir takım güzel tespitler yapmış. Ben de kendisine yazdığım mesajda mealen güzel ama eksik dedim. “Zira emanetin kime teslim edileceğine karar vericiler veya vermede kullanılan yöntemler üzerine de düşünmek,konuşmak gerek”.

Başbakan Davutoğlu da CB Erdoğan da muhtelif konuşmalarında “ehliyet, liyakat, emaneti ehline teslim etme” vurguları yaptılar. Bu liyakat sahibi olup, kuvvetli bağlantıları olmayan, şanslı aileler, çevreler, gruplar, fırkalar, kulüpler, kliklerden olmayanlar için bir cesaretlendirici olabilir.

“Liyakat bazlı” bir belirleme cari olduktan sonra, konu “peki hangi yöntemle belirlenir kimin liyakatli olduğu” sorusuna geliyor. Bu belirleme, ne kadar iyi niyeli olsalar da karar verici konumundaki sizin, benim gibi fanilerin subjektif yargılarına kalıyor mevcut sistemde. Eee, onlar da bu patrimonyal ilişkilerin hakim olduğu toplumda yetişmiş, ehliyetli olsalar dahi o ilişkiler yumağı içersinde temayüz etmiş bireyler olarak ne kadar objektif olabilirler veya ne kadar objektivite alanına sahipler? Ne kadar ekmek, o kadar köfte. Aklıma gelen bir medya polemiği şöyle idi. Bir İslami medya mensubu Nuray Mert’i eleştiriyor imiş. Bir diğer İslami medya mensubu da buna içerlemiş: “Senin o gazetede yazman Nuray Mert sayesindedir” (meal). Nuray Mert sayesinde İslami medyada yazmanın mümkün olduğu bir ortam! Daha önce de yazdım burada,Ali Babacan örneği üzerine. Muhtemelen AK Parti Hükümetleri’nin bu en başarılı bakanının dahi sadece “liyakati” ile oraya gelmesi zor. (daha&helliip;)

Read Full Post »

“Ne kendi etti rahat, Ne âleme verdi huzur,
Yıkıldı gitti cihândan, Dayansın ehl-i kubûr!”

-Malumatçı Baba Tahir
SAYLAN-2

Ölünün arkasından iyi şeyler söylenir derler. Bu hesaba göre musalla taşının önündeki imamın cemaate “hakkınızı helal ediyormusunuz” sorusu retoriktir, yani cevabı içinde barındırır.

Herhalde Cumhuriyet muhafızları da böyle düşünüyor olmalılar ki bundan kaç sene önce ise, Başbakanlıktaki iftar sofrasında “rakı getrin lan” diyen 28 Şubat’çı Oramiral Güven Erkaya öldüğünde zamanın Akit Gazetesi “hakkımızı helal etmiyoruz” başlığı attı diye gazete toplatılmış ve yönetimi mahkemelik olmuş idi. Bu vesile ile zamanın laik devletinin gerektiğinde Mahkeme-i Kübra rolü de üstlendiğini öğrenmiş idik.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

amberinzaman01aysehur2Buranın leb demeden leblebiyi yutan düzenli takipçileri anladılar başlığın ilk yarısından bu gün Taraf Gazetesi’nden birilerine giydirme niyetimi. Bilmeyen var ise Gazete’nin “Düşünmek taraf olmaktır” sloganına göndermedir.

Kardeşlerimden biri bir tartışmamızda bazı isimlerden bahsettğimde “geri zekalılar kişilerle, vasat zekalılar olaylarla, zekiler ise kavramlarla uğraşır” sözünü hatırlatmış idi. Ne olacak ukala şey! Tartışmamız telefonda olmasa idi “van minit” diyip bi tane patlatırdım da! Zira gene buranın düzenli takipçileri teslim edecektir fakirin kişilerle uğraşmadığını. Kişiler ve olaylardan kavramlara varmaktır her defasında muradım. Bu yolculukta fikir ve malumat piyasasının baronların, monşerlerinin, geçimlerini imalat ve daha çok da distribütörlük ile sağlayanların basma-kalıp ifadeleri ile değil kendi beyin ve kalp gözü ile gördüklerimizin kendi kelimelerimizle tasvir ve tahlilidir yaptığım. Mallarımız organiktir ve kendi imalatımızdır hasılı.

Bu günkü yazı konumda geçen isimler de şahsiyetlere özel ilgimden değil. O işi yapan -eminim ki ilim ve irfanlarının derinliği sayesinde- gazete köşesi, TV stüdyosu kapmış tonla filozof var.

Sadede gelelim henüz sizi kaybetmedi isek.

Taraf Gazetesi’ni yayına başladığından beri, özellikle darbe-karşıtı, özgürlükler, meşruiyetten taraf cesur ve onurlu duruşundan dolayı can-ı gönülden destekledim. Bayiden gazete alma alışkanlığı olmayan fakirin gidip gazete bayilerine “niye Taraf getirmiyorsunuz. Niye az getiriyorsunuz?” demişliği de vardır Ahmet Bey! Artık dar boğazdan çıktığınıza göre komisyon çekimi postaya verseniz? (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »