Posts Tagged ‘Demokrasi’

Abdurrahman Dilipak

abdurrahmandilipak@yaniakit.com.tr

Aday adayı olanlar için bu yazı çok can sıkıcı olacak.. İsterlerse okumayabilirler.

AK Parti’de 6000’den fazla aday var.. Sadece 550 aday listeye girecek.. Bunun üçte birinin de kazanma şansı yok. 5700 kişi mülakata giriyor. Bana kalırsa birileri şimdiden çekilebilir.. Eskiden, partiler aday bulamazdı. Şimdi de aday bulamayanlar var. Tamam siz de varsınız da, aday adayları belli olunca, siz durumu görüp, kararınızı gözden geçiremez misiniz? Hani adaylık bu anlamda biraz da boğaz köprüsündeki yarışa dönmedi mi..

Fidan, Erdoğan’ın hatırını kıramadığı için çekildi. Bugün gazetesinin sahibi İpek, Gülen’in tek tebessümü için bütün servetini vermeye hazır. Kadirov ise Putin için ölebilir.. Aklı ve iradesi ile, düşünerek, Hakk’ın hatırı için, “ben çalışacağım ama, ben bu yarışta yokum, bu listede bu işte benden daha iyiler var” diye çekilecek tek bir erdem sahibi insan yok mu?

Benim oğlum aday olsa, “bunu seçin” demezdim. Eğer o işe daha ehil biri varsa onu işaret ederdim.. Karar vericilere de “Allah’tan korkun, adil şahitler olun, işi ehline verin” derdim.. “Birine olan kırgınlığınız sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin” derdim.. Her iyi insan, o iş için en uygun, en ehil insan olmayabilir.. Bu işte dürüstlük tek başına yeterli değil. Bilgi de gerek, cesaret gerek..

İnsan kendisinin, ailesinin bile sorumluluğunu taşımak konusunda bile acz içinde iken, nasıl olur da başkalarının vebalini taşımak konusunda bu kadar istekli olabilir.. Adil Ömer, kendi hilafet dönemi için “eğer sevabım vebalime denk gelirse bahtiyar olacağım” der.. Unutmayın, sadece yaptıklarınızdan ve söylediklerinizden değil, yapmanız gerekirken yapmadıklarınızdan, söylemeniz gerekirken söylemediklerinizden de hesaba çekileceksiniz.

Ben kendi nefsinin ve ehlinin vebalini taşımak noktasında kendimi aciz görürken, başkalarının vebalini üstlenmekte bu kadar cesur davrananları anlamakta zorlandığımı itiraf etmeliyim..

Diyanet camiasından bir kardeşim sms atmış, diyor ki, “Bu sorumluluğa aday olanlar, neyi kabul ettiklerinin farkındalar mı. Kitapta, ‘bilmediğiniz şeyin peşine düşmeyin’ der, neye talip olduklarını biliyorlar mı? Dini ve dünyevi anlamda ve uhrevi sorumluluk olarak hangi mesuliyet altına girdiklerinin farkındalar mı? Bu iş ‘ateşten bir gömlek’. Eğer hakkı verilmezse ‘dua ile istenen bela’ya dönüşür. Elbette bu işi içimizden birileri yapacak, ama..”

Evet, buradaki “ama” önemli..

Adaylardan bakalım sonuçlar açıklanmadan çekilecek olan olacak mı? Pek sanmıyorum.. Adayların bir kısmı yarın aday olmadıklarını ögrendiklerinde ne yapacak aceba.. Dava için araziye çıkacaklar mı, yoksa, herkes evine mi gidecek. Birileri “kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor” olabilir. İhale isteyebilir, ya da terfi talep edebilir. Bu işler böyledir.

Aday olmayan partililer, istedikleri adayı öne çıkartamayabilirler, ama olmaması gereken birinin öne çıkmasını engelleyebilirsiniz.. Dün görmediğiniz, bugün gözünüze sokulan cömertliklerine kanmayın sakın birilerinin. Yerel oligarklara, kabile, tarikat, sermaye grublarının oluşturmaya çalıştıkları vesayat rejimlerine karşı dikkatli olmak gerek.. Bu memlekette sadece toprak ağaları yok, mahkemeyi kadıya mülk sanan siyaset ağaları da var. Keşke seçiciler kurulu, sadece mülakatla yetinmeseler, illere, ilçelere birtakım yakalarında parti rozeti olmadan birtakım kişileri müfettiş olarak gönderseler. İnterneti bir iyi tarasalar..

Devamı Yeni Akit’te

Reklamlar

Read Full Post »

interview2Bu da geride kaldı. “pasta dilimi gibi” (gavurların “çok kolaydı” manasına kullandıkları “it was a piece of cake” ‘in tercümesi, mizah niyetine yiyin işte; afiyet olsun!). Ne? Siyasetçi dediğin ciddi mi olur? Devlet Bahçeli gibi mi, Kılıçdaroğlu gibi mi? Bence mizahtan kimse ölmemiş. Ölmüşse kalan sağlar bizimdir. Ben buyum.

Mülakatın kendisinden çok bekleme salonunda bir kaç gözlem yapabildim. Bir eski bakan (ANAP), şimdi aday adayı “vekillerin ufacık bir aldatma vb vakası olsa haber oluyor; oysa İstanbul sermayesinin özel hayatları vekillerden çok kirli…Güler Sabancı bilmem ne bilmem kimin karısı Erol Simavi’ye kaçtı…” felan gibi magazin bilgileri paylaştı, “sayın bakanım” diye kendisine izzet iltifat eden aday adayları ile. Siyasette İstanbul sermayesi , ben bakanken.. hakkımda kirli çamaşır bulmak için taa 84’e gittiler..”vs. uzunca bir bilgilendirme yaptı bizlere.

Bir diğer vatandaşa “sen de mi adaysın” diye sordu. Arkadaş “yok sayın bakanım, ben Başakşehir İlçe Başkan Yardımcısı’yım; Davut Bey için geldik” dedi, ortak tanıdık bazı diğer aday adaylarından falan konuştular. Aynı masa etrafında olduğumuz için kulak misafiri olmamak namümkün idi.

Bir kaç gündür “aynı heyet 1165 kişi ile nasıl görüşecek?  Her birine 5 dakika verseler gene zaman yetmez” diyordum.Yeni Şafak’tan “her bir adayla 10-25 dakika harcanacak” (meal) olduğunu okuyunca daha da derin endişeye gark oldum aritmetik ve heyetin sağlığı açısından. Zira her gün 24 saat mülakat yapsalar gene bir ayı bulurdu bu hesaba göre. Herhalde dedim komisyonun tamamı değil de üyelerin her biri ayrı mülakat yapıyorsa ancak 10 günde tamamlanabilir.

Hepsi de yanlış imiş. Mülakatlar normalde 3 dakika imiş. Benimkisi o kadar da sürmedi. Sadece nerde oturduğum, ne iş yaptığım falan teyid edildi. Hüseyin Çelik Bey “gazeteci imişsiniz” dedi. Ben de kendisine benim böyle bir beyanda bulunmadığımı söyledim. Temayül yoklaması listesinde de meslek olarak “gazeteci yazar” yazıyordu; bir söyleşi yaptığım “Kudüs Tv” de aynı titreyi kullanmış idi. Buradan herkese bir kere daha ilan ediyorum; Gazeteci değilim, sadece bazı gazete, dergiler, internet yayınlarında yazılarımın yayınlandığını yazdım. Bir kaç şiirim var İngilizce ve Türkçe. Burada da binin üzerinde yazım var. Bir adet de kitap yazıyorum, yayıncı bulursam yayınlarım. Herhalde “yazar” demeye yeterli olsa gerek bunlar. Ama “gazeteci” olmak için bir gazetede kadrolu çalışmak veya çalışmış olmak gerekir, “opinion” veya “açık görüş” yorum yazıları kesmez. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kampanya ordum nerde mi? Burada!

Kampanya ordum nerde mi? Burada!

Tanınma açığım” ‘ı müdrik olarak, lakin “tanıtma” için yapılması gerekenlerin bir çoğu pek de tabii hatta ahlaki gelmeyen biri olarak tamamıyla inzivamda kalıp, “armut piş, ağzıma düş” de diyCAM00465emezdim. Kendimi tanıtmak istediğim Beylikdüzü İlçe Başkanımız boşuna dememişti “teşkilat seni tanımıyorsa nasıl seçileceksin” diye.

“İyi, tanıtayım işte” dedim ama tanımaya pek de hevesli görünmedi teşkilatlar. Her biri “makbul aday adaylarını” belirlemiş gözüküyorlardı. Ya randevu vermediler, ya baştan savdılar. Büyükçekmece İlçe Başkanı hanım kardeşimin sekreteri sağ olsun “Sayın Başkanımız yarin 16:00’da sizi kabul edecek” dedi. lakin yarım saat bekleme salonunda beklettikten sonra, hep birilikte başka bir aday adayı için mahalleleri dolaşma işi çıktı. “Kusura bakmayın Sayın Başkanımız’ın ani işi çıktı; sizi kabul edemeyecek” şeklinde postalandım. Bu tecrübeden sonra diğerlerini ziyaret etme teşebbüsünde de bulunmadım.

İl teşkilatından da aynı “ilgi ve alakayı” gördüğümü şimdi belirtmez isem sonra- ola ki- “kaybettiiği için kesiyor” olma ihtimali var. Orada işlerin daha profesyonel ve daha rafine olduğunu belirteyim samimi intiba olarak. Lakin benim elimde ulaşacak bir delege veya teşkilat mensupları listesi yok iken bir çok aday adayının, delege olmayan şahsıma dahi SMS yollayabilmesi , İl İlçe Başkanları ile fotograf gibi ayrıcalıkların da toplumumuzda hayatın gerçeği addedilen kadim olgularımız manzumesine kaydedeyim. Bir de “öne çıkan adaylar” , “adaylığı kesin olanlar” gibi medya yayınlarının sorumluluğunu Partim’e yükleyemem. (daha&helliip;)

Read Full Post »

El İlanı-Ön YÜZ

Vira bismillah!

Yarin Ak Parti, İstanbul İl Başkanlığı’na giderek 25. Dönem Millet Vekilliği adaylık baş vurumu yapacağım inşallah (Güncelleme: Yaptım). Yaklaşık bir aydır düşündüğüm konuda kesin kararımı yeni verdim.

Nereden çıktı bu?

1974-75’te MSP’den itibaren Miili Görüş fikriyatının taşıyıcısı siyasi partileri destekledim. Ama desteğim bir organik ilişkiden çok bir gönüldaşlık, manevi destekçilik, fikriyatın muhtelif platformlarda anlatılması ve savunması şeklinde tezahür etti. İTÜ yıllarında Parti’ye gitmemize gerek yoktu. Emirler gelir, biz de afiş mi asılacak, yürüyüş mü organize edilecek, mitinge mi gidilecek, seçim bölgelerinde kahve toplantıları mı yapılacak, üniversitede zamanın “anarşisine” karşı hangi tavır alınacak vs. yerine getirir idik. CB Erdoğan o zamandan o delikanlı yürüyüşü, liderlik özellikleriile temayüz etmiş bir “akıncı” idi, şehit Metin Yüksel, Mehmet Güney vd. gibi. İlk ve son seçim konuşmam Silivri’de bir kahvehanede olmuş idi 1977 seçimlerinde. İlk ve son sandık kurulu görevim hakeza. Seçim sonuçları hayal kırıklığı idi malesef ama biz gayretten sorumluyduk.

İTÜ’den sonra ABD’ye gittim yüksek lisans için ve yaklaşık 25 yıl orada kaldım. Dolayısı ile parti teşkilatları ile fazla ilişkim istesem de olamazdı. Bunun yerine ABD’deki yıllarımda gerek Türkiye’de gerek Filistin’den Bosna’ya, Arakan’a mazlum ve mağdur Ümmet’in meselelerini sahiplendim ve bu sahiplenme gereği pek çok faaliyetlere katıldım. 1979 ‘da Teksas’a gittiğimde oradaki Türkler arasında tek “Selametçi” olarak adeta bir hilkat garibesi muamelesi gördüğüm günler hayalimde canlıdır.

Ne ABD yıllarımda, ne de tekrar İstanbul’daki son 11 yılımda herhangi bir siyasi pozisyon düşüncem olmadı ve siyaseti heyecanlı, çoğunlukla inzivada bir taraftar-gönüldaş olarak kenardan takip etmeye ve imkan verildiği nisbette yazılarla, yazışmalarla siyasilere, kanaat önderlerine, konuşma mevkiinde olan bizim dava temsilcilerimize ve daha çok da muhaliflere mesajlarımı ulaştırmaya çalışmakla iktifa ettim.

Aday adayı olma kararımı bir kaç hafta önce Başbakan Davutoğlu’nun verdiği “liyakat” ve “yolsuzluk yapan kardeşim olsa kolunu koparırım’ mesajları cesaretlendirici oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da geçmişten beri yaptığı “emaneti ehline teslim etme” vurgularıı ve Parti’nin 3 dönem sınırı gibi milletin hukukunu, yakınlık, hatır, gönül ilişkilerine önceleyen ilkeli duruşlar manzumesi adaylığım için uygun ortamın olduğu sonucuna götürdü fakiri. En önemlisi ise önümüzdeki dönemin muhtemelen her dönemden fazla “tarihin yazıldığı günlerle” dolu olması beklentim. Bunun bir parçası olmak bir dava insanı için her zaman cazibelidir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ertuğrul Günay’da biraz “Türk solculuğu” var, mazur görülebilir, lakin Başbakan, muhtelif Ak Parti mensupları ve Hükümet’e ne oluyor ya hu! Balyozcular-Ergenekoncular’ın mahkemede savurdukları “bir gece ansızın gelebiliriz…hesap döner, sap döner..” tehditlerinden mi tırstı herkes yoksa bilmediğmiz şeyler mi dönüyor? AYM Başkanı’nın demeç vermesi nereden icap etti?

“Henüz Yargıtay karar vermedi, umarız haklı kararlar çıkar” ne demek? Yargıtay’ın Mahkeme Kararı’nı geri çevirmesi arızi bir durumdur, normal olan ise ortadaki meşru karardır. Size hukuk analizi yapmanız sorulmadı ki. Darbecilerin nihayet mahkum edilmesi hususunda hissiyatınızı ikirciksiz lisan ve gür sesle haykıracaksınız!

Benim tepkim Yahudiler’in Nuremberg Mahkemesi kararlarına verdiği cinsten. Zira ahlaki omurgalı bir insanın böylesi bir gaddarlık, zorbalık, gayrimeşruiyete verebileceği tek tepkinin bu olabileceğini düşünüyorum. Ben de Yahudiler gibi haykırıyorum: BİR DAHA ASLA!

21 Eylül Adalet ve Demokrasi Bayramınız kutlu olsun! Abudulkadir Selvi açıklamış, ben imzamı atmışım atmamışım.
**********************
21 Eylül demokrasi bayramı

‘Balyoz’u demokrasinin tepesine indirmek isteyenlere inat, demokrasinin ‘Balyoz’u darbecilerin kafasına indi.

21 Eylül o açıdan tarihi bir dönüm noktası. (daha&helliip;)

Read Full Post »

“Ne kendi etti rahat, Ne âleme verdi huzur,
Yıkıldı gitti cihândan, Dayansın ehl-i kubûr!”

-Malumatçı Baba Tahir
SAYLAN-2

Ölünün arkasından iyi şeyler söylenir derler. Bu hesaba göre musalla taşının önündeki imamın cemaate “hakkınızı helal ediyormusunuz” sorusu retoriktir, yani cevabı içinde barındırır.

Herhalde Cumhuriyet muhafızları da böyle düşünüyor olmalılar ki bundan kaç sene önce ise, Başbakanlıktaki iftar sofrasında “rakı getrin lan” diyen 28 Şubat’çı Oramiral Güven Erkaya öldüğünde zamanın Akit Gazetesi “hakkımızı helal etmiyoruz” başlığı attı diye gazete toplatılmış ve yönetimi mahkemelik olmuş idi. Bu vesile ile zamanın laik devletinin gerektiğinde Mahkeme-i Kübra rolü de üstlendiğini öğrenmiş idik.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Önce “nobran, Kasımpaşalı, kabadayı, sokak üslubu.. “dediler. Avrupalı Amerikalı’nın da aynı telden çalacağından emindiler. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Sonra Aydın Doğan Kahverengiburunlubeyazkaptan ağzından “Aydın Bey de Başbakan’ın tepkisini olumlu karşıladı” dedirtti. Çevir kazı yanmasın operasyonu “koluna dokunması saygısızlık ama..”, “uzun zamandır tanıdığım Peres aslında mutedil bir liderdir ama sesini yükseltmese idi..” (G Civaoğlu- meal) kıvamında devam etti. Tansiyonun düşmesi beklendi. Ondan sonraki strateji de hazır idi:

Ama şimdi Israil ödetir adama fiyatı.

Ve dün kahverengiburunlubeyazkaptanın gemisinde “demedik mi size” operasyonu başlatıldı. Dedi el-hak. Danıştay cinayetinden sonra “bu Türkiye’nin 11 Eylülüdür” derken çocuklar gibi şen olan beyazkaptan “bunu yanınıza bırakmazlar” da dedi.

Ve deliller sunulmaya başlandı:

İsrail Türkiye’nin silah talebini reddedebilir imiş.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »