Posts Tagged ‘Siyasi ahlak’

http://odatv.com/n.php?n=erbakanla-sahte-isimlerle-bir-araya-geldik-1504151200

Not: ODa-Tv yazısındaki “ANAPLAŞMA Değil çürüme” ifadesi de diğer başlıklar da editöre ait. ANAPlaşma = Çürüme

Reklamlar

Read Full Post »

between_dream_and_reality_by_inpluvia-d5p86yrFethullah sayesinde artık, hepimizin diline pelesenk olan “algı operasyonu” üzerinde düşünmeye değer bir ifade. Basitçe, bir eylemin aslında ifade edilen gayeye hizmet etmek için değil, sırf insanların algıları üzerinde etki oluşturmak için yapılıyor” manasında bir ifade – ki kendisi de bir algı operasyonu aracı olabilir. Birazcık tüme varım yaparsak, halkla ilişkiler (Piyar, PR- public relations), imaj oluşturma (image making), iletişim stratejisi-“bilimi”(!) gibi hızla matah hale gelen kavramlar da “algı operasyonu” ‘nun türevleridirler.

“Olduğun gibi görün, yoksa göründüğün gibi olmaya mecbur kalırsın” diyen Mevlana’nın hilafına bu günün hakim kültürü “ne olduğun önemli değil, nasıl göründüğündür önemli olan” diye bağırıyor kulaklarımızı yırtarcasına. Aksi takdirde, örneğin neden “image maker” ‘a ihtiyaç duysun ki insan, eğer “imajı” ile problemli değilse? Neden plastik cerraha ihtiyaç duyarsa ondan. Olduğundan farklı, daha pozitif görünme ihtiyacı değilse nedir neden? Bu bir sahtekarlık değil midir peki? Belki duymuşsunuzdur haberlerde, Çin’de bir adam doğan çocuğunun yüzünü görünce araştırmış, karısının evlenmeden önce bir kaç estetik ameliya geçirdiğni keşfetmiş ve aile mahkemesinin yolunu tutmuş!

Yale kilitleri ve Singer dikiş makineleri

Her ikisi de en az 200 senelik geçmişi olan şirketler. Çocukluğumda Yale demek kilidin en iyisi demekti; Singer de dikiş makinesinin.Rahmetli annemin bir Singer sahibi olduğunda yaşadığı ender mutlluluk anlarından biri hala gözümün önündedir. Ama ne Yale ne Singer’in reklamını bir yerde gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Doğrusu bu günkü durumlarını da bilmiyorum ama 200 kusür yıllık “kalıcı güven sembolü” olmalarını reklama değil malın kalitesine borçlu olduklarını biliyorum.

Bu tespit için çok söz vardır “iyi mal kendi reklamını yapar” vb.

“Sırf reklam iletişim, imaj, PR” vb sayesinde kalıcı bir başarı yakalamış mal da yoktur, şirket de ve insan da. Tabii ki “başarı” tanımını değiştirirseniz, “salla beni salla” eserinin müellifi başarılı bir müzisyen de diyebilirsiniz, Gerorge W. Bush hatta Kılıçdaroğlu da başarılı devlet adamları olabilir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Abdurrahman Dilipak

abdurrahmandilipak@yaniakit.com.tr

Aday adayı olanlar için bu yazı çok can sıkıcı olacak.. İsterlerse okumayabilirler.

AK Parti’de 6000’den fazla aday var.. Sadece 550 aday listeye girecek.. Bunun üçte birinin de kazanma şansı yok. 5700 kişi mülakata giriyor. Bana kalırsa birileri şimdiden çekilebilir.. Eskiden, partiler aday bulamazdı. Şimdi de aday bulamayanlar var. Tamam siz de varsınız da, aday adayları belli olunca, siz durumu görüp, kararınızı gözden geçiremez misiniz? Hani adaylık bu anlamda biraz da boğaz köprüsündeki yarışa dönmedi mi..

Fidan, Erdoğan’ın hatırını kıramadığı için çekildi. Bugün gazetesinin sahibi İpek, Gülen’in tek tebessümü için bütün servetini vermeye hazır. Kadirov ise Putin için ölebilir.. Aklı ve iradesi ile, düşünerek, Hakk’ın hatırı için, “ben çalışacağım ama, ben bu yarışta yokum, bu listede bu işte benden daha iyiler var” diye çekilecek tek bir erdem sahibi insan yok mu?

Benim oğlum aday olsa, “bunu seçin” demezdim. Eğer o işe daha ehil biri varsa onu işaret ederdim.. Karar vericilere de “Allah’tan korkun, adil şahitler olun, işi ehline verin” derdim.. “Birine olan kırgınlığınız sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin” derdim.. Her iyi insan, o iş için en uygun, en ehil insan olmayabilir.. Bu işte dürüstlük tek başına yeterli değil. Bilgi de gerek, cesaret gerek..

İnsan kendisinin, ailesinin bile sorumluluğunu taşımak konusunda bile acz içinde iken, nasıl olur da başkalarının vebalini taşımak konusunda bu kadar istekli olabilir.. Adil Ömer, kendi hilafet dönemi için “eğer sevabım vebalime denk gelirse bahtiyar olacağım” der.. Unutmayın, sadece yaptıklarınızdan ve söylediklerinizden değil, yapmanız gerekirken yapmadıklarınızdan, söylemeniz gerekirken söylemediklerinizden de hesaba çekileceksiniz.

Ben kendi nefsinin ve ehlinin vebalini taşımak noktasında kendimi aciz görürken, başkalarının vebalini üstlenmekte bu kadar cesur davrananları anlamakta zorlandığımı itiraf etmeliyim..

Diyanet camiasından bir kardeşim sms atmış, diyor ki, “Bu sorumluluğa aday olanlar, neyi kabul ettiklerinin farkındalar mı. Kitapta, ‘bilmediğiniz şeyin peşine düşmeyin’ der, neye talip olduklarını biliyorlar mı? Dini ve dünyevi anlamda ve uhrevi sorumluluk olarak hangi mesuliyet altına girdiklerinin farkındalar mı? Bu iş ‘ateşten bir gömlek’. Eğer hakkı verilmezse ‘dua ile istenen bela’ya dönüşür. Elbette bu işi içimizden birileri yapacak, ama..”

Evet, buradaki “ama” önemli..

Adaylardan bakalım sonuçlar açıklanmadan çekilecek olan olacak mı? Pek sanmıyorum.. Adayların bir kısmı yarın aday olmadıklarını ögrendiklerinde ne yapacak aceba.. Dava için araziye çıkacaklar mı, yoksa, herkes evine mi gidecek. Birileri “kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor” olabilir. İhale isteyebilir, ya da terfi talep edebilir. Bu işler böyledir.

Aday olmayan partililer, istedikleri adayı öne çıkartamayabilirler, ama olmaması gereken birinin öne çıkmasını engelleyebilirsiniz.. Dün görmediğiniz, bugün gözünüze sokulan cömertliklerine kanmayın sakın birilerinin. Yerel oligarklara, kabile, tarikat, sermaye grublarının oluşturmaya çalıştıkları vesayat rejimlerine karşı dikkatli olmak gerek.. Bu memlekette sadece toprak ağaları yok, mahkemeyi kadıya mülk sanan siyaset ağaları da var. Keşke seçiciler kurulu, sadece mülakatla yetinmeseler, illere, ilçelere birtakım yakalarında parti rozeti olmadan birtakım kişileri müfettiş olarak gönderseler. İnterneti bir iyi tarasalar..

Devamı Yeni Akit’te

Read Full Post »

Kampanya ordum nerde mi? Burada!

Kampanya ordum nerde mi? Burada!

Tanınma açığım” ‘ı müdrik olarak, lakin “tanıtma” için yapılması gerekenlerin bir çoğu pek de tabii hatta ahlaki gelmeyen biri olarak tamamıyla inzivamda kalıp, “armut piş, ağzıma düş” de diyCAM00465emezdim. Kendimi tanıtmak istediğim Beylikdüzü İlçe Başkanımız boşuna dememişti “teşkilat seni tanımıyorsa nasıl seçileceksin” diye.

“İyi, tanıtayım işte” dedim ama tanımaya pek de hevesli görünmedi teşkilatlar. Her biri “makbul aday adaylarını” belirlemiş gözüküyorlardı. Ya randevu vermediler, ya baştan savdılar. Büyükçekmece İlçe Başkanı hanım kardeşimin sekreteri sağ olsun “Sayın Başkanımız yarin 16:00’da sizi kabul edecek” dedi. lakin yarım saat bekleme salonunda beklettikten sonra, hep birilikte başka bir aday adayı için mahalleleri dolaşma işi çıktı. “Kusura bakmayın Sayın Başkanımız’ın ani işi çıktı; sizi kabul edemeyecek” şeklinde postalandım. Bu tecrübeden sonra diğerlerini ziyaret etme teşebbüsünde de bulunmadım.

İl teşkilatından da aynı “ilgi ve alakayı” gördüğümü şimdi belirtmez isem sonra- ola ki- “kaybettiiği için kesiyor” olma ihtimali var. Orada işlerin daha profesyonel ve daha rafine olduğunu belirteyim samimi intiba olarak. Lakin benim elimde ulaşacak bir delege veya teşkilat mensupları listesi yok iken bir çok aday adayının, delege olmayan şahsıma dahi SMS yollayabilmesi , İl İlçe Başkanları ile fotograf gibi ayrıcalıkların da toplumumuzda hayatın gerçeği addedilen kadim olgularımız manzumesine kaydedeyim. Bir de “öne çıkan adaylar” , “adaylığı kesin olanlar” gibi medya yayınlarının sorumluluğunu Partim’e yükleyemem. (daha&helliip;)

Read Full Post »

El İlanı-Ön YÜZ

Vira bismillah!

Yarin Ak Parti, İstanbul İl Başkanlığı’na giderek 25. Dönem Millet Vekilliği adaylık baş vurumu yapacağım inşallah (Güncelleme: Yaptım). Yaklaşık bir aydır düşündüğüm konuda kesin kararımı yeni verdim.

Nereden çıktı bu?

1974-75’te MSP’den itibaren Miili Görüş fikriyatının taşıyıcısı siyasi partileri destekledim. Ama desteğim bir organik ilişkiden çok bir gönüldaşlık, manevi destekçilik, fikriyatın muhtelif platformlarda anlatılması ve savunması şeklinde tezahür etti. İTÜ yıllarında Parti’ye gitmemize gerek yoktu. Emirler gelir, biz de afiş mi asılacak, yürüyüş mü organize edilecek, mitinge mi gidilecek, seçim bölgelerinde kahve toplantıları mı yapılacak, üniversitede zamanın “anarşisine” karşı hangi tavır alınacak vs. yerine getirir idik. CB Erdoğan o zamandan o delikanlı yürüyüşü, liderlik özellikleriile temayüz etmiş bir “akıncı” idi, şehit Metin Yüksel, Mehmet Güney vd. gibi. İlk ve son seçim konuşmam Silivri’de bir kahvehanede olmuş idi 1977 seçimlerinde. İlk ve son sandık kurulu görevim hakeza. Seçim sonuçları hayal kırıklığı idi malesef ama biz gayretten sorumluyduk.

İTÜ’den sonra ABD’ye gittim yüksek lisans için ve yaklaşık 25 yıl orada kaldım. Dolayısı ile parti teşkilatları ile fazla ilişkim istesem de olamazdı. Bunun yerine ABD’deki yıllarımda gerek Türkiye’de gerek Filistin’den Bosna’ya, Arakan’a mazlum ve mağdur Ümmet’in meselelerini sahiplendim ve bu sahiplenme gereği pek çok faaliyetlere katıldım. 1979 ‘da Teksas’a gittiğimde oradaki Türkler arasında tek “Selametçi” olarak adeta bir hilkat garibesi muamelesi gördüğüm günler hayalimde canlıdır.

Ne ABD yıllarımda, ne de tekrar İstanbul’daki son 11 yılımda herhangi bir siyasi pozisyon düşüncem olmadı ve siyaseti heyecanlı, çoğunlukla inzivada bir taraftar-gönüldaş olarak kenardan takip etmeye ve imkan verildiği nisbette yazılarla, yazışmalarla siyasilere, kanaat önderlerine, konuşma mevkiinde olan bizim dava temsilcilerimize ve daha çok da muhaliflere mesajlarımı ulaştırmaya çalışmakla iktifa ettim.

Aday adayı olma kararımı bir kaç hafta önce Başbakan Davutoğlu’nun verdiği “liyakat” ve “yolsuzluk yapan kardeşim olsa kolunu koparırım’ mesajları cesaretlendirici oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da geçmişten beri yaptığı “emaneti ehline teslim etme” vurgularıı ve Parti’nin 3 dönem sınırı gibi milletin hukukunu, yakınlık, hatır, gönül ilişkilerine önceleyen ilkeli duruşlar manzumesi adaylığım için uygun ortamın olduğu sonucuna götürdü fakiri. En önemlisi ise önümüzdeki dönemin muhtemelen her dönemden fazla “tarihin yazıldığı günlerle” dolu olması beklentim. Bunun bir parçası olmak bir dava insanı için her zaman cazibelidir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Prof. Hayreddin Karaman bu günkü Yeni Şafak’ta “Siyasi Ahlak” başlıklı yazısında liyakat sahibi olmadığı halde görevlere talip olanlar üzerine bir takım güzel tespitler yapmış. Ben de kendisine yazdığım mesajda mealen güzel ama eksik dedim. “Zira emanetin kime teslim edileceğine karar vericiler veya vermede kullanılan yöntemler üzerine de düşünmek,konuşmak gerek”.

Başbakan Davutoğlu da CB Erdoğan da muhtelif konuşmalarında “ehliyet, liyakat, emaneti ehline teslim etme” vurguları yaptılar. Bu liyakat sahibi olup, kuvvetli bağlantıları olmayan, şanslı aileler, çevreler, gruplar, fırkalar, kulüpler, kliklerden olmayanlar için bir cesaretlendirici olabilir.

“Liyakat bazlı” bir belirleme cari olduktan sonra, konu “peki hangi yöntemle belirlenir kimin liyakatli olduğu” sorusuna geliyor. Bu belirleme, ne kadar iyi niyeli olsalar da karar verici konumundaki sizin, benim gibi fanilerin subjektif yargılarına kalıyor mevcut sistemde. Eee, onlar da bu patrimonyal ilişkilerin hakim olduğu toplumda yetişmiş, ehliyetli olsalar dahi o ilişkiler yumağı içersinde temayüz etmiş bireyler olarak ne kadar objektif olabilirler veya ne kadar objektivite alanına sahipler? Ne kadar ekmek, o kadar köfte. Aklıma gelen bir medya polemiği şöyle idi. Bir İslami medya mensubu Nuray Mert’i eleştiriyor imiş. Bir diğer İslami medya mensubu da buna içerlemiş: “Senin o gazetede yazman Nuray Mert sayesindedir” (meal). Nuray Mert sayesinde İslami medyada yazmanın mümkün olduğu bir ortam! Daha önce de yazdım burada,Ali Babacan örneği üzerine. Muhtemelen AK Parti Hükümetleri’nin bu en başarılı bakanının dahi sadece “liyakati” ile oraya gelmesi zor. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Gazze’de 12 gündür devam eden soykırımı karşısında Başbakan Erdoğan’ın sergilediği tavizsiz söylemlere “fazla duygusal”, “diplomatik lisan değil” , “bir başbakanın sesini yükseltmemesi lazım”, “Ispanya Engizisyon’unda aldığımız Yahudi vatandaşları bunun içine katması çirkin” vb türü tepkilerle suret-i haktan gözüken siyasi dehalar bu günkü medyayı işgal edeceğini şimdiden haber vereyim sizlere. Henüz ne gazetelere baktım ne TV’yi açtım ama dün gece Ahmat Hakan’ın Tartafsız Bölge’sinde oldukça “ılımlı” akıllı satratejist, diplomasi bilir ağabeyler ve ablalar sinyali verdiler. Yalım Eralp, Ferai Tinç ve “Ispanya’dan gelmemiz Türkiye’nin yararına. Borcumuz falan yok”demeye getiren Soli Özel gibi.

İlk ateşi Yalım Eralp açtı. “Efenim ben yıllardır diplomatlık yaptım. ‘Sizler Ispanya’dan kovulduğunuzda biz size ev verdik’ yerine ‘tarihi acılarla dolu olan Israil’den daha büyük hasasasiyet beklerdik” dese imiş daha veciz ve “etkili” olur imiş. “Daha önceki bir kaç yüz defa denildiği zaman ki kadar mı etkili olurdu” demedi tabii Nişantaşı’lı kaabiliyetsiz.

Ah Ah! Ne gaflet ve delalet!
(daha&helliip;)

Read Full Post »