Posts Tagged ‘Toplum’

köylü2şehirli
Şehirli -köylü, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri lisanımızda yaygın kullanımdaki kod-kelimelerdendir.
Kod olmasına koddur ama tek kodlaması yoktur. En geniş manada bilgisiz, görgüsüz şehrin adab-ı muaşeretini bilmeyen, kültürel olarak zayıf kalmış tipidir “köylü” ve zıddı da şehirli. Kodlama farkları modayı iyi takip etmeyen, muhafazakar, mazbut, mutaassıp kimselere “köylü” deme şeklinde de tezahür eder kendinden menkul “beyaz Türk” Kahverengiburunlubeyazeskikaptan (nam-ı diğer başkıro) türü tiplerde.

Ama kavram veya metaforun normatif bir karşılığı vardır. Köyde nisbeten kuralların az olduğu (trafik, bilimsel, kültürel faaliyetler, telekomunikasyon, modernitenin diğer nimetleri ) insanların hızla şehre göç etmesi gerçeği şehirde bir takım uyum sorunları yarattığı ve çoğunluk haline gelince şehrin kurallarını değiştirmesi veya kuralsızlığı geçerli kural veya “racon” yapması gibi bir sosyal sorunla karşı karşıyayız. (şimdi Ankara’ya sokulmayan Aşık Veysel, Kızılay’a sokulmayan ”memleketin efendisi” konularına girerek sadedden uzaklaşmayalım).
(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Bilgiçlik taslamak değil niyetim, hele böylesi günlerde. “Barış süreci” ‘nde olan biten her şeyin detayına, ahkam kesen gasteciler, konuşmacılardan fazla vakıf da değilim. Sadece açıklamakta zorlandığım bir aklı sorgulayacağım biraz. Daha önce yazmıştım “sürece” hiç inanmadığımı, ama “önce zarar verme” öğretisine uygun olarak yıkıcı olmaktan kaçındığımı.

Şimdi gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan gerek Başbakan Davutoğlu mealen “kandırılmışız” dediğine göre sorabiliriz:Ne idi kandırılmanıza sebep? Kimler size “bakmayın bölgeyi silah deposu yapmalarına, kurtarılmış bölgeler, paralel devlet aygıtı kurmalarına, TR’yi %85 terk ettik (S. Demirtaş) derken binlerce yeni çocuğu, genci dağa çıkrmalarına, sokaktaki adamın vakıf olduğu “ölüm dışı terör” ‘e, bu iş çok yakında tamam” dedi? O diyenlerin bir listesini çıkarın hele, köşe yazarından, akil adama, danışmandan uzmana, akademisyene kadar. Kimin ne dediğini ben bile biliyorum. Siz bilmiyor olamazsınız.. Önce onları bir akil adamlıktan, danışmanlıktan azledin. Hala akıl vermeye devam ediyorlarsa gülümseyip, kulak tıkayın. Gastede yazmakla akilliğin ne alakası var Allah aşkına?! El alem akil lazım olduğunda Marti Athisari’ye gider siz hayatını terörizme adamış Türkiye’nin her şeyinin düşmanı, parazit-anarşist Celalettin Can gibi tiplere ve “Kürtler’in, eşcinsellerin hakları verilmedikçe özgür olmayacağız” diyen yeni yetme, özgüven endeksi patlama yapmış baş örtülü kızlara, ağzı laf yapan tiplere ihale ettiniz işi. Akil (akla haiz) tanımınız nedir sizin? (daha&helliip;)

Read Full Post »

Kampanya dediysek, bir şey satmıyorum; en azından para karşılığında. Aşağıda açıkladım kelimeyi. Buranın bir avuç düzenli takipçisinin buna ihtiyacı da yok ama ola ki ihtiyacı olan kulaklara difüzyon yoluyla ulaşır ve bir miktar değişim sağlar umudu ile..

Büyük proplemleri çözmek zor. Kolayı ya çoğunun yaptığı gibi büyük problem, küçük problem, sosyal sorumluluk, “iyi doğru ve güzel” ‘e varmak gibi bir derdiniz olmayacak, ya da büyük problemi küçük parçalaraayırıp, bilgisayar programlarındaki subroutine ler haline getirecek onları çözeceksiniz. Bu küçük çözümler bir araya geldiğnde bakacaksınzki “büyük problem” çözülüyor.

Bu fazla soyut geldi ise somutlaştırayım. Hakikati bulmak, dünyayı kurtarmak, devrimsel değişiklikler yapmaya çalışmaktan daha akıllıca olan bildiğniz, emin olduğunuz küçük doğruları, hayata uygulayarak işe başlayabilirsiniz. Bunu siz, etrafınızdakiler yaptığıda  ortaya “büyük iyilikler, doğruluklar”veya “büyük problemin” çözümü çıkar.Tüme varım diyin dilerseniz; tümden gelim de aynı yere çıkar (felsefi kavram olarak deduction , induction). Neticede bildiğmiz küçük iyilikleri hayata geçirdiğmizde her felsefi kurama, ahlaka, dine göre kazanırız.

Kendi hayat gözlemlerim, tecrübelerimden çıkadığım, bir kaç somut, uygulanması kolay ve doğruluğuna en azından teoride pek az kimsenin itiraz edeceği ama pek çoklarının hayata uygulamadığı bir kaç tavsiyede bulunacağım. “Tavsiye”diyorum ama dileyen “öğüt” olarak da alabilir; yaşım ve tecrübembuna müsait. “İrşad” etmek, hatta tebliğde bulunmak gibi bir iddiam da yok muradım da. Söylediklerimi kendi hayatımda uygulamaya çalışırım ama bunda eksiğim de kusurum da vardır, Allah biliyor. Bunlar “ders” değil ama kendimi muhataplar dışında tutmadığım için, Bediüzzaman tevazusu ile “nefsimle beraber dinle”:

1. Trafikte doğru davranış: İyi sürücü arabaya iyi manevra yaptıran şeritler arasında dans ettiren, en hızlı araba kullanan değildir. Daha basittir. İyi, saygılı, rikkatli, dikkatli insan gibi davranmak, araba kullanmak dahil. Somut olarak, ışık yeşile döner dönmez kornaya asılandan, tali yoldan biri ana yola girince, “niye beni hızımı düşürmek zorunda bıraktın” diye protesto kornası çalmak, diğer biri şeridine geçmek için sinyal verdiği halde- belki çıkışı yeni fark etti, çıkması lazım- onu şeride sokmamaya çalışandan, trafik sıkışınca emniyet şeridini kullanandan, mahalle arası hız sınırı düşük yollarda dahi “senin sol şeritte ne işin var, sağa geç de beni yavaşlatma” diye korna çalan selektör yakandan, genel olarak selektörü bir haberleşme aracı sanandan..İYi sürücü de olmaz, iyi insan da.

Yolda araçla giderken eşinize, dostunuza rastladığınızda oracıkta durup sohbete dalmayın. Kendiniz zahmete girip 30 saniyenizi fede etmek istemeyip, onun yerine arkadaki trafiğin oluşturanların her birinden bir o kadar zaman çalmayı hak görenden olmayın ki Mine Kırıkkanatgiller de size “taşralı, görmemiş, dağ başı kananunu İstanbul’a uyguluıyor..” falan diyemesin. Bir de şu adamın yaptığını yapmayın (tam karşıda boş park yeri olduğu halde, en az iki arabanın çıkışını engelleyen bu adamı yakındaki pasaj içerisinde bir berberde bulabildim epey uğraş sonucu ve etraftaki herkes neden bunu mesele yaptığımı, nihayetinde adamın traş olup çıkacağını, benim nereli olduğumu falan merak etti (Beylikdüzü).CAM00475 Fiş istediğimde de bir çok defa maruz kaldığım tarife anlayacağınız. Neticede 25 dakika kaybettik kucağımızda hasta bebekle. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Abdurrahman Dilipak

abdurrahmandilipak@yaniakit.com.tr

Aday adayı olanlar için bu yazı çok can sıkıcı olacak.. İsterlerse okumayabilirler.

AK Parti’de 6000’den fazla aday var.. Sadece 550 aday listeye girecek.. Bunun üçte birinin de kazanma şansı yok. 5700 kişi mülakata giriyor. Bana kalırsa birileri şimdiden çekilebilir.. Eskiden, partiler aday bulamazdı. Şimdi de aday bulamayanlar var. Tamam siz de varsınız da, aday adayları belli olunca, siz durumu görüp, kararınızı gözden geçiremez misiniz? Hani adaylık bu anlamda biraz da boğaz köprüsündeki yarışa dönmedi mi..

Fidan, Erdoğan’ın hatırını kıramadığı için çekildi. Bugün gazetesinin sahibi İpek, Gülen’in tek tebessümü için bütün servetini vermeye hazır. Kadirov ise Putin için ölebilir.. Aklı ve iradesi ile, düşünerek, Hakk’ın hatırı için, “ben çalışacağım ama, ben bu yarışta yokum, bu listede bu işte benden daha iyiler var” diye çekilecek tek bir erdem sahibi insan yok mu?

Benim oğlum aday olsa, “bunu seçin” demezdim. Eğer o işe daha ehil biri varsa onu işaret ederdim.. Karar vericilere de “Allah’tan korkun, adil şahitler olun, işi ehline verin” derdim.. “Birine olan kırgınlığınız sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin” derdim.. Her iyi insan, o iş için en uygun, en ehil insan olmayabilir.. Bu işte dürüstlük tek başına yeterli değil. Bilgi de gerek, cesaret gerek..

İnsan kendisinin, ailesinin bile sorumluluğunu taşımak konusunda bile acz içinde iken, nasıl olur da başkalarının vebalini taşımak konusunda bu kadar istekli olabilir.. Adil Ömer, kendi hilafet dönemi için “eğer sevabım vebalime denk gelirse bahtiyar olacağım” der.. Unutmayın, sadece yaptıklarınızdan ve söylediklerinizden değil, yapmanız gerekirken yapmadıklarınızdan, söylemeniz gerekirken söylemediklerinizden de hesaba çekileceksiniz.

Ben kendi nefsinin ve ehlinin vebalini taşımak noktasında kendimi aciz görürken, başkalarının vebalini üstlenmekte bu kadar cesur davrananları anlamakta zorlandığımı itiraf etmeliyim..

Diyanet camiasından bir kardeşim sms atmış, diyor ki, “Bu sorumluluğa aday olanlar, neyi kabul ettiklerinin farkındalar mı. Kitapta, ‘bilmediğiniz şeyin peşine düşmeyin’ der, neye talip olduklarını biliyorlar mı? Dini ve dünyevi anlamda ve uhrevi sorumluluk olarak hangi mesuliyet altına girdiklerinin farkındalar mı? Bu iş ‘ateşten bir gömlek’. Eğer hakkı verilmezse ‘dua ile istenen bela’ya dönüşür. Elbette bu işi içimizden birileri yapacak, ama..”

Evet, buradaki “ama” önemli..

Adaylardan bakalım sonuçlar açıklanmadan çekilecek olan olacak mı? Pek sanmıyorum.. Adayların bir kısmı yarın aday olmadıklarını ögrendiklerinde ne yapacak aceba.. Dava için araziye çıkacaklar mı, yoksa, herkes evine mi gidecek. Birileri “kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor” olabilir. İhale isteyebilir, ya da terfi talep edebilir. Bu işler böyledir.

Aday olmayan partililer, istedikleri adayı öne çıkartamayabilirler, ama olmaması gereken birinin öne çıkmasını engelleyebilirsiniz.. Dün görmediğiniz, bugün gözünüze sokulan cömertliklerine kanmayın sakın birilerinin. Yerel oligarklara, kabile, tarikat, sermaye grublarının oluşturmaya çalıştıkları vesayat rejimlerine karşı dikkatli olmak gerek.. Bu memlekette sadece toprak ağaları yok, mahkemeyi kadıya mülk sanan siyaset ağaları da var. Keşke seçiciler kurulu, sadece mülakatla yetinmeseler, illere, ilçelere birtakım yakalarında parti rozeti olmadan birtakım kişileri müfettiş olarak gönderseler. İnterneti bir iyi tarasalar..

Devamı Yeni Akit’te

Read Full Post »

“Ne kendi etti rahat, Ne âleme verdi huzur,
Yıkıldı gitti cihândan, Dayansın ehl-i kubûr!”

-Malumatçı Baba Tahir
SAYLAN-2

Ölünün arkasından iyi şeyler söylenir derler. Bu hesaba göre musalla taşının önündeki imamın cemaate “hakkınızı helal ediyormusunuz” sorusu retoriktir, yani cevabı içinde barındırır.

Herhalde Cumhuriyet muhafızları da böyle düşünüyor olmalılar ki bundan kaç sene önce ise, Başbakanlıktaki iftar sofrasında “rakı getrin lan” diyen 28 Şubat’çı Oramiral Güven Erkaya öldüğünde zamanın Akit Gazetesi “hakkımızı helal etmiyoruz” başlığı attı diye gazete toplatılmış ve yönetimi mahkemelik olmuş idi. Bu vesile ile zamanın laik devletinin gerektiğinde Mahkeme-i Kübra rolü de üstlendiğini öğrenmiş idik.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Önce “nobran, Kasımpaşalı, kabadayı, sokak üslubu.. “dediler. Avrupalı Amerikalı’nın da aynı telden çalacağından emindiler. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Sonra Aydın Doğan Kahverengiburunlubeyazkaptan ağzından “Aydın Bey de Başbakan’ın tepkisini olumlu karşıladı” dedirtti. Çevir kazı yanmasın operasyonu “koluna dokunması saygısızlık ama..”, “uzun zamandır tanıdığım Peres aslında mutedil bir liderdir ama sesini yükseltmese idi..” (G Civaoğlu- meal) kıvamında devam etti. Tansiyonun düşmesi beklendi. Ondan sonraki strateji de hazır idi:

Ama şimdi Israil ödetir adama fiyatı.

Ve dün kahverengiburunlubeyazkaptanın gemisinde “demedik mi size” operasyonu başlatıldı. Dedi el-hak. Danıştay cinayetinden sonra “bu Türkiye’nin 11 Eylülüdür” derken çocuklar gibi şen olan beyazkaptan “bunu yanınıza bırakmazlar” da dedi.

Ve deliller sunulmaya başlandı:

İsrail Türkiye’nin silah talebini reddedebilir imiş.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Ama bu monşerlere kötü haberim var.

Diğer süper güç veya uyuyan dev uyanıyor. Yukarda bahsettiğim “bu sizin ahlaksız iktidarınızı korumak için icad ettiğiniz tarzınızı alın güneş görmeyen yere koyun” diyenler sizin bildiğiniz hilafına sadece Türkiye veya Islam ülkeleri değil dünya halkları vicdanında da olumlu rezonanslar yapıyor.

Şimdi bu konuda göz attığım Batılı siteleri tarayıp alıntılar yapmak biraz zahmetli olduğu için bu işi yapmış olan Gökhan Özgün’ün naklettiği gözlemlerden alıntı yapmak kifayet etsin:

“Sıradan Norveçlilerin yorumları beni ilgilendiriyordu. Yorumların en az yarısı ‘insanlık’ adına Tayyip Erdoğan’ı destekliyordu. Misal: Teşekkürler, Erdoğan… Dayan Erdoğan, arkandayız… Belki de Norveç’in pasif dış politikasının Erdoğan’dan öğrenecekleri vardır… (daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »